Hayatımızda her şey yolunda giderken neden huzursuz oluruz?
Uzun zamandır beklediğimiz bir iş fırsatı karşımıza çıkar, bu kez “Ya başaramazsam?” diye düşünmeye başlarız. Yeni başlayan bir ilişki güzel ilerliyordur, fakat zihnimiz çoktan sonunu yazmıştır: “Nasıl olsa bitecek.” Bir süredir istediğimiz bir şey gerçekleşir ve tam mutlu olmamız gerekirken içimizde açıklayamadığımız bir tedirginlik belirir. Bazen sorun kötü bir şey yaşamak değildir. Sorun, iyi bir şeyin gerçekten gerçekleşmeye başlamasıdır. İnsan zihni çoğu zaman tehditleri fark etmeye ve olası sorunları önceden tahmin etmeye çalışır. Bu nedenle bazı insanlar olumlu gelişmeler karşısında bile rahatlamak yerine tetikte kalabilir. Mutluluk arttıkça “Bunun bir bedeli olacak” düşüncesi ortaya çıkabilir.
Peki gerçekten mutluluktan korkabilir miyiz?
Mutluluktan Korkmak Ne Demek?
Psikoloji literatüründe mutluluk korkusu, kişinin olumlu duygulara veya mutluluk deneyimine karşı olumsuz beklentiler geliştirmesiyle ilişkilendiriliyor. Burada söz konusu olan, mutluluğun kendisinden fiziksel anlamda korkmak değil; mutlu olmanın ardından kötü bir şey yaşanacağına inanmak, mutluluğu kontrol altında tutmaya çalışmak veya olumlu duygular ortaya çıktığında onlardan uzaklaşmak olabilir. (PubMed) Örneğin kişi güzel bir gün geçirirken bir anda: “Bu kadar mutlu olmamalıyım.” “Kesin birazdan kötü bir şey olacak.” “Çok bağlanırsam sonunda çok üzülürüm.” “Her şey fazla iyi gidiyor.” gibi düşüncelere kapılabilir. Bu düşünceler her zaman kişinin farkında olduğu bir korku şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen davranışlara dönüşür. İyi giden ilişkiyi gereksiz tartışmalarla zorlaştırmak, önemli bir fırsatı sürekli ertelemek, başarıya yaklaşınca motivasyonu kaybetmek veya tam işler yoluna girmişken geri çekilmek bunun farklı görünümleri olabilir.
İnsan Neden Kendi Mutluluğunu Sabote Eder?
İlk bakışta oldukça çelişkili görünür. Bir insan neden istediği bir şeyi elde ettiğinde ondan uzaklaşsın? Çünkü davranışın görünen amacı ile altında yatan psikolojik işlev aynı olmayabilir. Kişi bilinçli olarak başarısız olmak istemiyor olabilir. Ancak başarı beraberinde daha fazla sorumluluk, görünürlük, beklenti veya değerlendirilme ihtimali getiriyorsa başarı da tehdit gibi algılanabilir. Örneğin yıllardır istediği pozisyonu elde eden bir kişi artık daha fazla sorumluluk taşıyacağını düşündüğünde kaygılanabilir. Yeni bir ilişkisi başlayan biri bağlanmanın ileride yaşayabileceği kayıp riskini artıracağını düşünebilir. Dolayısıyla bazen insanın kaçtığı şey başarı veya mutluluk değil, bunların beraberinde getireceğini düşündüğü sonuçlardır. Başarı korkusu üzerine yapılan araştırmalar da başarıya yaklaşırken veya başarı elde edildiğinde kendini engelleyici davranışların ortaya çıkabileceğini göstermiştir.
“Ya Sonra Kaybedersem?”
Mutluluğun önündeki en güçlü engellerden biri bazen mutluluğun kendisi değil, onu kaybetme ihtimalidir. Çünkü bir şeye sahip olduğumuzda onu kaybetme ihtimalimiz de zihinsel olarak görünür hâle gelir. Hiç ilişkim yoksa ayrılık korkusu daha soyut olabilir. Ama sevdiğim biri hayatımda olduğunda onu kaybetme ihtimali somutlaşır. Bu nedenle bazı insanlar yakınlık arttıkça geri çekilebilir. Daha az bağlanmanın daha az acı vereceğine inanabilir. Benzer bir durum başarı için de geçerlidir. Bir şeyi hiç elde edememişsem başarısızlık ihtimali vardır. Ama başarılı olduğumda artık başarımı koruma, beklentileri karşılama ve yeniden başarılı olma baskısı da ortaya çıkabilir. Bu noktada kişi farkında olmadan eski ve daha güvenli gördüğü alana dönmek isteyebilir.
Kendini Sabote Etmek Gerçekten Kendine Zarar Vermek mi?
“Kendini sabote etmek” ifadesi çoğu zaman kişinin bilinçli olarak kendisine zarar verdiği izlenimini yaratır. Oysa durum her zaman böyle değildir. Bir davranış dışarıdan bakıldığında kişinin hedeflerine zarar veriyor olabilir; fakat kişinin zihninde kısa vadede başka bir işe yarıyor olabilir. Ertelemek, örneğin, kişiyi başarısızlık ihtimalinden geçici olarak uzaklaştırabilir. İlişkiyi bitirmek, kişiyi terk edilme ihtimalinden koruyor gibi hissettirebilir. Fırsatı reddetmek, değerlendirilme kaygısını azaltabilir. Yani öz-sabotaj bazen aslında bir korunma stratejisi gibi çalışır. Sorun, kısa vadede rahatlatan bu davranışların uzun vadede kişinin istediği yaşamdan uzaklaşmasına neden olmasıdır. Yakın tarihli araştırmalar da başarı korkusu, başarıyla ilişkili suçluluk, sahtekârlık hissi ve kendini engelleyici davranışlar arasında ilişkiler bulunduğunu ortaya koyuyor.
“Ben Zaten Mutlu Olamam” İnancı
Bazı insanlar mutluluğu kendilerine ait bir durum gibi görmez. “Benim hayatımda hiçbir şey uzun sürmez.” “Ne zaman işler yoluna girse bir şey bozulur.” “Benim şansım yok.”
“Böyle iyi giderse kesin bir şey olur.”
Bu düşünceler yalnızca karamsarlık değildir. Zamanla kişinin olayları yorumlama biçimini de etkileyebilir. Olumlu bir gelişme yaşandığında kişi bunun tadını çıkarmak yerine olası kötü sonucu aramaya başlayabilir. Böylece mutluluk yaşanması gereken bir duygu olmaktan çıkar ve kontrol edilmesi gereken bir risk gibi algılanmaya başlar. Araştırmalar, mutluluk korkusunun kaygı ve depresif belirtiler gibi psikolojik güçlüklerle ilişkili olabileceğini; olumlu duygulara yönelik olumsuz inançların kişinin mutluluk deneyimini azaltabileceğini gösteriyor. (PubMed) Her Şey Yolundayken Neden Bir Sorun Arıyoruz? Bunun bir nedeni de belirsizliğe tahammül etmekte zorlanmamız olabilir. “Her şey iyi gidiyor” cümlesi aslında geleceğin garantisi değildir. Fakat kaygılı zihin çoğu zaman bu belirsizliği kabul etmek yerine geleceği kontrol etmeye çalışır. “Ne zaman bozulacak?” “Ne ters gidecek?” “Bunun bedeli ne olacak?” gibi sorular ortaya çıkar. Böylece kişi henüz gerçekleşmemiş bir kaybın yasını şimdiden tutmaya başlayabilir. Oysa gelecekte kötü bir şey yaşanma ihtimali, bugün yaşanan güzel bir anın gerçekliğini ortadan kaldırmaz.
Mutlu Olmak Risk Almaktır
Belki de mutluluğun zor taraflarından biri budur: Mutlu olmak, her şeyin sonsuza kadar iyi gideceğinin garantisine sahip olmak değildir. Bir ilişkiyi sevmek, onun hiç bitmeyeceğini bilmek anlamına gelmez. Bir başarıdan keyif almak, gelecekte hiç başarısız olmayacağımız anlamına gelmez. Bir insanı hayatımıza almak, onu asla kaybetmeyeceğimiz anlamına gelmez. Fakat bazen zihnimiz kesinlik ister. “Eğer sonunu garanti edemiyorsam başlamayayım.” “Eğer kaybetme ihtimalim varsa bağlanmayayım.” “Eğer başarısız olabilirim diyorsam hiç denemeyeyim.” Bu düşünceler kısa vadede güven verici olabilir. Fakat uzun vadede insanı hayatın kendisinden uzaklaştırabilir.
Peki Ne Yapabiliriz?
İlk adım, kendimizi “neden böyle yapıyorum?” diye suçlamak yerine davranışın arkasındaki korkuyu fark etmektir. İyi giden bir şeyi bozma isteği geldiğinde şu sorular sorulabilir: Şu anda gerçekten neyi kaybetmekten korkuyorum? Başarı gerçekleşirse hayatımda ne değişecek? Mutlu olduğumda zihnim bana ne söylüyor? Bu davranış beni gerçekten neye karşı koruyor? Şu an yaşadığım tehlike gerçek mi, yoksa henüz gerçekleşmemiş bir ihtimal mi? Bu soruların amacı olumlu düşünmeye zorlamak değildir. Amaç, otomatik olarak ortaya çıkan tehdidi fark edebilmektir. Çünkü bazen insan mutluluğu sabote ettiği için değil, mutluluğun ardından gelebilecek acıdan kendisini korumaya çalıştığı için geri çekilir. Ve bu fark edildiğinde davranış değişikliği için yeni bir alan açılır.
Mutluluktan Korkmak, Mutlu Olmak İstememek Değildir
Belki de en önemli ayrım burada. Bir insan mutluluktan korkuyor diye mutlu olmak istemiyor değildir. Tam tersine, bazen mutluluğu çok istediği için onu kaybetme ihtimalinden korkar. Bu nedenle iyi giden şeyleri bozduğumuz anlarda kendimize hemen “Ben neden böyleyim?” diye sormak yerine başka bir soru sorabiliriz: “Şu anda mutluluktan mı kaçıyorum, yoksa mutluluğu kaybetme ihtimalinden mi?” Aradaki fark küçük görünse de psikolojik olarak oldukça önemlidir. Çünkü bazen insanın hayatındaki en büyük engel başarısızlık korkusu değildir. Başarılı olduğunda ne olacağından korkmasıdır. Ve bazen kendimizi sabote etmek, kendimize zarar verme isteğimizden değil; yıllardır bizi koruduğuna inandığımız bir korkudan vazgeçemememizden kaynaklanır. Belki de iyileşmenin bir parçası, hayatın bize verdiği güzel şeylerin sonsuza kadar sürmeyeceğini kabul ederken, bitecek olmaları nedeniyle onları hiç yaşamamayı seçmemektir.
Kaynakça
- Çevik, Ö. (2020). Kültürel bir öğreti: Mutluluk korkusu. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 17(1), 855–869.
- Türk, T., Malkoç, A., & Onat Kocabıyık, O. (2017). Mutluluk Korkusu Ölçeği Türkçe Formu’nun psikometrik özellikleri. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 9(1), 1–12.


