Cuma, Eylül 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aile Nereye Gidiyor? Değişen Roller, Dönüşen İlişkiler

Bir zamanlar aile denildiğinde zihnimizde oldukça belirgin bir tablo oluşurdu: Aynı evde yaşayan, sorumlulukları ve rolleri büyük ölçüde belli olan, birlikte yemek yiyen, özel günleri birlikte geçiren ve birbirinin hayatına daha yakından temas eden insanlar… Bugün ise “aile” dediğimizde karşımıza tek bir tablo çıkmıyor. Ailelerin yapısı, üyelerinin rolleri, beklentileri, iletişim biçimleri ve hatta birlikte geçirilen zamanın anlamı değişiyor.

Peki aile gerçekten dağılıyor mu? Yoksa yalnızca bildiğimiz aile biçimi mi değişiyor?

Belki de bugün sormamız gereken asıl soru “Aile nereye gidiyor?” değil, “Aile neye dönüşüyor?”

Çünkü aile, toplumsal değişimlerden bağımsız bir yapı değil. Ekonomik koşullardan teknolojik gelişmelere, kadınların çalışma yaşamındaki konumundan bireyselleşmeye, yaşam tarzlarından kuşakların değerlerine kadar pek çok değişim aile ilişkilerini de beraberinde dönüştürüyor.

Aynı ev, farklı hayatlar

Teknoloji aile yaşamına hiç olmadığı kadar dahil olmuş durumda. Bir evin içerisinde aynı sofrada oturan dört kişinin, aynı anda dört farklı ekranda dört farklı dünyanın içinde bulunması artık şaşırtıcı değil.

Buradaki mesele yalnızca telefonların ya da sosyal medyanın fazla kullanılması değil. Asıl mesele, fiziksel olarak bir arada bulunmakla duygusal olarak bir arada bulunmak arasındaki farkın giderek açılması.

Bir çocuk gün içerisinde ebeveyninin yanında saatler geçiriyor olabilir fakat ebeveyni sürekli telefonuyla ilgileniyorsa çocuk için “annem/babam yanımda” ile “annem/babam benimle” aynı anlama gelmeyebilir. Benzer şekilde eşler aynı evde yaşamalarına rağmen günlerini birbirlerine anlatmadan, birbirlerinin duygularını merak etmeden ve yalnızca evin sorumluluklarını paylaşarak bir ilişkiyi sürdürüyor olabilir.

Bu nedenle günümüz ailesinin en önemli sorunlarından biri belki de birlikte zaman geçirmekten çok, birbirine gerçekten temas edebilmek.

“Biz” olurken “ben”i kaybetmemek

Günümüzde bireysellik, önceki kuşaklara kıyasla çok daha fazla önem taşıyor. İnsanlar kendi kararlarını vermek, ekonomik olarak bağımsız olmak, kariyer planları yapmak, kişisel alanlarını korumak ve kendi yaşam biçimlerini oluşturmak istiyor.

Bu değişim özellikle kadınların aile içerisindeki konumunda önemli dönüşümler yarattı. Kadının yalnızca ev içindeki sorumluluklarla tanımlanmadığı, çalışma yaşamında ve sosyal hayatta daha görünür olduğu bir aile düzeninden söz ediyoruz. Ancak bu dönüşüm, beraberinde yeni soruları da getiriyor: Ev işleri nasıl paylaşılacak? Çocuk bakımının sorumluluğu kimde olacak? Kariyer ve aile arasında nasıl bir denge kurulacak? Eşler birbirlerinin bireysel alanına ne kadar saygı gösterecek?

Aslında sağlıklı bir aile ilişkisi, bireyselliğin ortadan kaldırıldığı bir “biz” olmak zorunda değil. Tam tersine, “ben” olabilen bireylerin sağlıklı bir “biz” oluşturabilmesi önemli.

Kişinin ailesiyle yakın olması, kendi sınırlarının olmadığı anlamına gelmediği gibi; bağımsız olmak da aileden uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Burada önemli olan, bağlılık ile bağımlılık arasındaki farkı görebilmek.

Ebeveynlik de değişiyor.

Ailenin dönüşümünü çocuk yetiştirme biçimlerinden bağımsız düşünmek mümkün değil.

Geçmişte daha otoriter ve kurallara dayalı ebeveynlik biçimleri yaygınken günümüzde çocukların duygularını anlamaya, onları dinlemeye ve ihtiyaçlarını önemsemeye yönelik daha bilinçli bir ebeveynlik anlayışı öne çıkıyor. Bu değişim oldukça kıymetli. Fakat başka bir uç da karşımıza çıkabiliyor: Çocuğun her duygusunu ortadan kaldırmaya çalışan, her sorununu onun yerine çözen ve hayal kırıklığı yaşamasına izin vermeyen ebeveynlik.

Çocuğu korumak ile çocuğun hayatındaki bütün zorlukları onun yerine ortadan kaldırmak aynı şey değil.

Çocukların sınırları, sorumlulukları ve yaşlarına uygun hayal kırıklıkları da deneyimlemeye ihtiyaçları var. Çünkü aile yalnızca çocuğun kendisini güvende hissettiği yer değil; aynı zamanda hayata hazırlanmayı öğrendiği ilk sosyal ortam.

Bu nedenle günümüz ebeveynliğinde önemli olan “Çocuğum hiç üzülmesin.” düşüncesinden ziyade, “Üzüldüğünde yanında olabilirim.” diyebilmek olabilir.

Ailede roller değişirken beklentiler de değişiyor

Aile ilişkilerindeki dönüşümün önemli bir başka boyutu da eşlerden beklenen roller.

Bugün bir evlilikten yalnızca ekonomik güvence ya da çocuk sahibi olma gibi beklentilerle söz etmiyoruz. İnsanlar eşlerinden aynı zamanda arkadaş, sırdaş, duygusal destekçi, hayat arkadaşı ve gerektiğinde ebeveynlik konusunda iş birliği yapan bir partner olmalarını bekleyebiliyor.

Bu beklentilerin artması, ilişkilere daha fazla anlam kazandırırken aynı zamanda ilişkiler üzerindeki yükü de artırabiliyor.

Bir eşten hem iyi bir partner, hem iyi bir ebeveyn, hem iyi bir arkadaş, hem başarılı bir çalışan, hem de sürekli duygusal olarak ulaşılabilir olması beklenebiliyor. Üstelik sosyal medyada sürekli “mükemmel ilişki” örnekleriyle karşılaşmak, kişilerin kendi ilişkilerini başkalarının görünen hayatlarıyla kıyaslamasına da neden olabiliyor.

Oysa sosyal medyada gördüğümüz birkaç saniyelik mutlu bir çift görüntüsü, o ilişkinin tamamını anlatmıyor.

Belki de ilişkilerde yeniden hatırlamamız gereken şey şu: Sağlıklı ilişkiler kusursuz ilişkiler değildir.

İki insanın hiç tartışmaması değil, tartıştığında birbirini incitmeden konuşabilmesi; hiç yorulmaması değil, yorulduğunda birbirine alan açabilmesi; her konuda aynı düşünmesi değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilmesi ilişkinin gücünü belirleyen unsurlardan.

Kuşaklar arasında değişen aile anlayışı

Bugünün gençleriyle ebeveynleri arasındaki en büyük farklılıklardan biri, “aile” kavramına yüklenen anlamlarda ortaya çıkıyor.

Önceki kuşaklarda “aile için katlanmak”, “evlilik ne olursa olsun sürdürülmeli”, “el âlem ne der?” gibi düşünceler daha belirleyici olabilirken yeni kuşaklarda kişisel mutluluk, psikolojik iyi oluş, sınırlar ve bireysel tercihlerin daha fazla önem kazandığını görüyoruz.

Bu değişim bazen “Yeni nesil aile değerlerini bilmiyor.” şeklinde yorumlanabiliyor. Oysa her kuşak, içinde yaşadığı toplumsal koşulların etkisiyle aileyi yeniden tanımlıyor.

Belki de burada mesele hangi kuşağın haklı olduğu değil. Asıl mesele, kuşakların birbirini anlamaya ne kadar istekli olduğu.

Çünkü aile yalnızca aynı soyadını taşımakla değil, birbirinin değişimini görebilmekle de varlığını sürdürüyor.

Peki aile nereye gidiyor?

Belki daha küçük evlere, daha yoğun çalışma hayatlarına, daha fazla ekranın olduğu sofralara, farklı ebeveynlik biçimlerine ve daha bireysel yaşam alanlarına doğru gidiyor.

Ama bu, ailenin ortadan kalktığı anlamına gelmek zorunda değil.

Aile biçimleri değişebilir. Ebeveynlik rolleri değişebilir. Eşler arasındaki görev dağılımı değişebilir. İnsanların birlikte yaşama biçimleri değişebilir. Fakat insanın ait olma, anlaşılma, kabul edilme ve güvende hissetme ihtiyacı varlığını sürdürüyor.

Belki de geleceğin ailesini belirleyecek olan şey, aynı çatı altında kaç kişinin yaşadığı değil; o çatının altında insanların birbirlerine nasıl davrandığı olacak.

Çocuğunun gözlerinin içine bakarak onu gerçekten dinleyen bir ebeveyn, ev işlerini “yardım etmek” değil ortak sorumluluk olarak gören bir eş, kendi sınırlarını korurken ailesiyle bağını sürdürebilen bir birey ve farklılıkları nedeniyle birbirini dışlamak yerine anlamaya çalışan aile üyeleri…

Bunların hepsi değişen aile yapısının içerisinde hâlâ mümkün.

Çünkü aileyi ayakta tutan şey yalnızca gelenekler değil; ilişki kurma biçimimiz.

Belki aile artık eskisi gibi olmayacak. Aslında hiçbir toplum, hiçbir ilişki ve hiçbir aile sonsuza kadar aynı kalmıyor. Önemli olan değişimin kendisinden korkmak değil, değişirken hangi değerleri korumak istediğimizi fark edebilmek.

Ve belki bugün kendimize sormamız gereken en anlamlı soru gerçekten de şu:

Aile nereye gidiyor?

Belki cevabı çok uzakta değil. Aile, onu oluşturan insanların birbirlerine ne kadar yakın kalabildiği yere gidiyor.

Kaynakça

  • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2023). Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması 2021.
  • Bauman, Z. (2003). Liquid Love: On the Frailty of Human Bonds. Polity Press.
  • Giddens, A. (1992). The Transformation of Intimacy: Sexuality, Love and Eroticism in Modern Societies. Stanford University Press.
  • OECD. (2019). Changing Family Patterns and Family Policies.
  • Türkiye İstatistik Kurumu. (2025). İstatistiklerle Aile, 2024.
İrem Sultan Akyüz
İrem Sultan Akyüz
İrem Sultan Akyüz, sosyal hizmet uzmanı ve MEB onaylı aile danışmanıdır. Çalışmalarının odağında, bireyin yaşadığı psikolojik güçlüklerin çoğu zaman yalnızca “bireysel” değil; aile içi ilişkiler, iletişim örüntüleri ve sosyal çevre ile iç içe geçmiş yapılar olduğu gerçeği yer alır. Akyüz, özellikle aile içi iletişim, bağlanma stilleri, sınır koyma becerileri, ebeveyn tutumları, çocuk ve ergen gelişimi ile kişilerarası ilişkilerde tekrar eden davranış kalıpları üzerine yoğunlaşmaktadır. Koruyucu ve önleyici yaklaşımı merkeze alan çalışmaları; akran zorbalığı, ekran ve dijital medya kullanımının aile ilişkilerine etkileri, duygu düzenleme becerileri ve anksiyete temelli düşünce örüntülerini kapsamaktadır. Danışmanlık ve eğitim süreçlerinde, akademik bilgiyi günlük yaşamla ilişkilendirerek herkes için anlaşılır, uygulanabilir ve farkındalık sağlayan bir dile dönüştürmeyi amaçlar. Karadeniz Teknik Üniversitesinde Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans eğitimine devam eden Akyüz, sosyal politika, aile refahı ve kamu yönetimi arasındaki bağı akademik düzeyde ele almaktadır. Yazılarında ve eğitimlerinde, okuyucunun kendi yaşamına dokunabilen, ilişkilerini yeniden düşünmesini sağlayan ve görünmeyen aile dinamiklerini görünür kılan bir perspektif sunmaktadır. Aynı zamanda Yeşilay'da gönüllü olarak çalışmakta ve faaliyetlerini sürdürmektedir. Eğitim ve seminerler vererek toplum yararını gözetmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar