ERGENLİĞİN PSİKOLOJİK HARİTASI – 4 Ergenlikte Manevi Boşluk 2: Kendini Nasıl Gösterir? Aileler Bu Süreçte Hangi Hataları Yapar? Bir önceki yazımda ergenlik döneminin neden yoğun bir anlam arayışına sahne olduğunu ve manevi boşluğun nasıl ortaya çıkabileceğini ele almıştık.
Ergenlikte genç yalnızca “Ben kimim?” sorusunun değil, “Benim için ne önemli?”, “Neye inanıyorum?”, “Kime ve nereye aidim?” ve “Hayatımı ne anlamlı kılıyor?” sorularının cevabını da sorgular. Aslında bu soruları daha önce sormuş olabilir artık teyit etme dönemi gelmiştir. Ergenin iç dünyasında yaşadığı anlam kaybı dışarıdan bakıldığında farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.
“Hiçbir şeyin anlamı yok.” “Ne fark eder?” “Zaten sonunda herkes ölüyor.” “Ben ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmeyecek.” gibi ifadeler, tek başına bir manevi boşluk göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Ancak bu düşünceler süreklilik kazanıyor, gencin yaşamla kurduğu bağı ve günlük işlevselliğini etkiliyorsa üzerinde durulması gereken bir durum olabilir. Bazı gençlerde ise daha örtük işaretler görülür: • Daha önce keyif aldığı etkinliklerden uzaklaşma, • Sürekli sıkıldığını veya hiçbir şeyden zevk almadığını söyleme, • Gelecek hakkında konuşmak istememe, • “Ne olacağının bir önemi yok” şeklinde düşünceler, • Kendisini herhangi bir gruba veya ilişkiye ait hissetmeme, • Sürekli dışarıdan onay arama, • Sosyal medyada yoğun biçimde kabul ve görünürlük arama, • Hızlı ve yoğun haz veren uğraşlara yönelme, • Değerler konusunda sürekli savrulma, • Bir gün çok kesin savunduğu bir düşüncenin ertesi gün tam tersini savunabilme, • Kendisiyle ve yaşamıyla ilgili “boşlukta olma” hissi.
Burada önemli olan, tek bir davranışı etiketlemek değil, davranışın arkasındaki ihtiyacı anlamaya çalışmaktır.Örneğin saatlerce telefon kullanan bir ergene yalnızca “Telefon bağımlısısın” demek kolaydır. Daha zor ama daha anlamlı soru ise şudur: “Telefonun başında olduğunda aslında ne buluyorsun?” Belki aitlik. Belki görülme duygusu.
Belki kabul edilme. Belki başarı hissi. Belki yalnız kalmama.
Belki de düşünmemek. Davranışın kendisine değil, davranışın karşıladığı ihtiyaca baktığımızda ergeni anlamaya başlarız. Ailelerin en sık yaptığı hata: Boşluğu hemen doldurmaya çalışmak Bir ebeveyn çocuğunda mutsuzluk, amaçsızlık veya içe kapanma gördüğünde doğal olarak onu rahatlatmak ister.
Fakat bazen iyi niyetle yapılan müdahaleler, gencin kendisini daha da anlaşılmamış hissetmesine neden olabilir. “Senin hiçbir derdin yok.” “Biz senin yaşındayken neler çekiyorduk.” “Her şeyin var, daha ne istiyorsun?” “Şükretmeyi öğren.” “Bunlar boş şeyler, dersine bak.” “Büyüyünce geçer.” Bu cümlelerin çoğu ebeveynin kaygısından doğar. Fakat ergenin yaşadığı duygunun gerçekliğini ortadan kaldırmaz.Bir gencin maddi olarak hiçbir eksik yaşamaması, psikolojik olarak kendisini anlamlı ve güvende hissettiği anlamına gelmez.Bazen çocuğumuzun ihtiyacını karşılamaya gücümüz yetmeyebilir.Anne babalarından sıkıntıları olabilir.Ama sadece sıkıntısının küçümsenmemesi bile bir yardımdır.Seni anlıyorum haklısın zaman zaman bu hisler durumlar olabilir peki şimdi senin için ne yapabilirim?demek bile çocuğun yalnız olmadığını hissetmesini sağlar.Bunu yanında fazla ilgilenmek abartı tepkiler vermek de davranış döngüsünün tekrarına sebep olabilir.Mevcut olanaklarını daha da iyileştirmeye gitmek,yeni eşya telefon tablet vs.almak bunların hiçbiri tek başına “Ben değerliyim, bir yere aidim ve hayatımın bir anlamı var” duygusunun yerini tutmaz.
İkinci hata: Her soruya cevap vermek Ebeveynler bazen çocuklarının her sorusuna mutlaka cevap vermeleri gerektiğini düşünebilir.Oysa bazen ‘’bilmiyorum bunu ben de zaman zaman düşünüyorum istersen birlikte bir araştıralım ‘’ diyebiliriz.Cevabını bilmediğimiz soruları gereksiz bulmak sorgulamanın ayıp günah olduğunu söylemek çocukların başka kanallara yönlenmesine sebep olabilir. Çünkü çocuk, anne babasının her şeyi bilen ve her zaman haklı olmasıyla değil; bilmediği bir şey karşısında da sakin kalabildiğini gördüğünde önemli bir güven deneyimi yaşar.Ebeveynliği bir “haklı çıkma” yarışına çevirmek, özellikle ergenlik döneminde ilişkiye zarar verebilir.Çünkü ergenin hayatındaki en önemli ihtiyaçlardan biri, farklı düşündüğünde de ilişkisinin devam edeceğine güvenmektir. “Sen benimle aynı düşünmesen de seni dinlemeye devam ederim.” mesajı, ergenin zihninde çok güçlü bir güven alanı oluşturur.
Üçüncü hata: Sorgulamayı tehdit olarak görmek Ergenlikte çocuk, çocukluğunda doğru kabul ettiği birçok şeyi yeniden değerlendirmeye başlayabilir. Ailesinin değerlerini sorgulayabilir. İnançlarını sorgulayabilir.
Arkadaşlıklarını sorgulayabilir. Kendi kişiliğini sorgulayabilir. Hatta anne babasının bazı davranışlarını eleştirebilir.
Bu durum ebeveyn için zaman zaman oldukça zorlayıcıdır. Ancak sorgulama her zaman uzaklaşma anlamına gelmez. Bazen sorgulama, kişinin kendi değerlerini gerçekten sahiplenebilmesinin ön koşuludur.
Çocuğa “Böyle düşünemezsin” demek yerine “Bunu neden böyle düşündüğünü merak ediyorum” diyebilmek, iletişim kapısını açık tutar.Çünkü değerler ancak kişi onları anlamlandırdığında gerçekten kendi değerleri hâline gelir.Diğer türlü anne babası için ibadet eden iyi şeyler yapmaya çalışan yüzeysel ve devamlılığı olmayan bir davranış örüntüsü oluşur. Dördüncü hata: Maneviyatı yalnızca nasihatle öğretmeye çalışmak Bir çocuğa sürekli “iyi insan ol”, “şükret”, “sabırlı ol”, “vicdanlı ol” demek elbette değerlidir. Ancak çocuk için değerlerin nasıl yaşandığını görmek çoğu zaman sözcüklerden daha öğreticidir.Çocuk evde bir anlaşmazlık olduğunda özür dilemeyi görüyorsa,hata yaptığında sorumluluk alınabildiğine şahit oluyorsa,zayıf olana yardım edildiğini görüyorsa,başarısız olduğunda da sevildiğini hissediyorsa,duyguları küçümsenmeden dinleniyorsa,maneviyat yalnızca anlatılan bir kavram olmaktan çıkar ve yaşanan bir deneyime dönüşür.Çünkü çocuklara anlamı yalnızca anlatmayız; ilişkilerimizin içinde deneyimletiriz.Şunu da gözden kaçırmamak gerekiyor kendi inanmadığımız yapamadığımız uygulamadığımız tutum ve davranışları çocuğumuzun benimsemesi çok zordur.
Okuldan iyi bir çevreden iyi tutum ve davranışları öğrenip uygulayabilir bunu ailesinde göremediğinde ailesine olan saygısı kalmaz ve çatışmaya girebilir. Beşinci hata: Akademik başarıyı hayatın anlamı hâline getirmek Bazı ailelerde çocuğun değeri farkında olunmadan başarılarıyla ölçülmeye başlanır. Notları iyiyse gurur duyulur.Sınavı kötüyse kaygılanılır.Bir başarı elde ettiğinde daha fazla ilgi gösterilir.Başarısız olduğunda ise eleştiri artar.Bu durumda çocuk zamanla şu mesajı öğrenebilir: “Başarılıysam değerliyim.” Oysa ergenin ihtiyacı yalnızca başarılı olmak değil, başarısız olduğunda da değerinin değişmediğini bilmektir.Çünkü sağlam bir benlik duygusu, yalnızca “Neleri başardım?” sorusuyla değil; “Ben kimim?” “Neye değer veriyorum?” “İnsanlara ne katıyorum?” “Benim için nasıl bir yaşam anlamlı?” sorularıyla da gelişir.Bazı anne babalarda bizim için notun önemi yok sen değerlisin sekinde sözde ifadeler kullanıp vücut diliyle kızgınlığını hayal kırıklığını ifade eder.Bu da gerçekçi bir söylem değildir.Evet dersler önemli ama senden değil!Çaban kıymetli hiç çalışmazsan gelecek sınavın sonucu bizi üzer ve sinirlendirebilir ama çalışıp yapamazsan bunu bir önemi yok elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz’’ demek sağlıklı bir tutum olacaktır.
Peki ebeveyn ne yapmalı? Öncelikle ergenin iç dünyasına merakla yaklaşmalı.Onu düzeltmeden önce anlamaya çalışmalı.Bir davranışı hemen problem olarak etiketlemek yerine o davranışın hangi ihtiyaca hizmet ettiğini araştırmalı.Ve en önemlisi, gencin hayatındaki anlam kaynaklarını yalnızca aileden gelen hazır cevaplarla sınırlandırmamalıdır.Sanat, spor, doğa, üretmek, arkadaşlık, gönüllülük, öğrenmek, bir canlıya bakım vermek, bir topluluğun parçası olmak, manevi veya dini deneyimler ve kişinin kendi değerleriyle uyumlu yaşaması; ergenin anlam duygusunu besleyen farklı alanlar olabilir. Burada amaç gence “Hayatın anlamı budur” demek değil, onun “Benim için anlamlı olan ne?” sorusunu güvenle sorabileceği bir alan oluşturmaktır.
Manevi boşluğu önlemek, çocuğun hiç boşluk yaşamamasını sağlamak değildir. Çünkü sorgulamak, kararsız kalmak ve zaman zaman yönünü yeniden belirlemek gelişimin doğal parçalarıdır. Asıl mesele, ergenin bu arayış sırasında kendisini yalnız, değersiz ve yönsüz hissetmemesidir.
Belki de ebeveyn olarak çocuğumuza verebileceğimiz en kıymetli mesaj şudur: “Cevabını henüz bulamamış olabilirsin. Ama bu sorularınla yalnız değilsin. Ben buradayım.Birlikte araştırabiliriz.Sorgulamadan yargılamadan sadece eşlik ederek zaman zaman da tartışarak doğru yolu benimle bulabilirsin’’ Çünkü bazen bir gencin hayatına anlam kazandıran şey, ona hayatın anlamını anlatmak değil; anlamını ararken yanında kalabilmektir.Bizi çocuklarımızla kurduğumuz güvenli bağ kurtaracak…

