Kaybolduğumuz Yerde Kendimizi Bulmak Cinsiyet Rollerinin İlk Adımları Çocukken ilk olarak konuşmayı değil aynı zamanda renkleri de öğreniriz. Renklerin cinsiyete dayalı bir olgu olduğunu kabulleniriz. Çünkü daha doğmadan kıyafetlerimiz ona göre alınmıştır, odamız ona göre düzlenmiştir özetle sevmemiz gereken renkler bellidir ve daha bu anne karnındayken bebeklere atfedilmiştir.
Erkek çocuk pembe rengi sevemez, sevse de erkeğin rengi ‘’mavidir’’ diyerek engellenmeye çalışılır. Kızların rengi ise pembedir. Sonra yürümeye başlarlar ardından düşmeler başlar.
Erkek çocuğu düşmüşse ve ağlıyorsa çevresindeki bireyler ‘’erkek adam ağlamaz’’ der. Kız çocuğunun ise sesi biraz yüksek çıktığında ‘’kızlar öyle bağırmaz’’ derler. Birçok çocuk bu cümleleri duyarak büyür.
Zamanla kız çocuğu bastırmayı, susmayı, bağırmamayı hatta bazen sesli gülmemeyi öğrenir. Erkek çocukları ise ağlamayı, üzülmeyi, bazen de sevmeyi zayıflık olarak öğrenir. Ebeveynler bunu bilerek yapmaz; aslında yapmak istedikleri kendi ebeveynlerinin öğrettiklerini çocuklarına aktararak onları hayata hazırlamaktır.
Çocukluğun İzleri Yetişkinliğin Sesi Çocukken öğrenilen cümleler sadece çocukluğu kapsamaz; yetişkinlikte kurulan ilişkileri, aldığımız kararları, duygularımızı da kapsar. Birçok erkek birey büyürken babalarını aynı zamanda birçok kadın da annelerini rol model alır. Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramına göre, öğrenmenin zeminini; etkileşim, taklit etme ve gözlem oluşturmaktadır.
Bandura çocukların sosyal çevresini gözlemleyerek de çoğu şeyi öğreneceğini ileri sürmektedir (Tatlıoğlu,2021). Çocuk, babanın üzüldüğünde sessizleştiğini görür bu sessizlikten duyguların saklanması gerektiğini öğrenir. Annenin ise kendine geç kaldığını görür buradan da fedakâr olması gerektiğini öğrenir.
Belki de bu yüzden erkek bireyler ağlamak için tek ve yalnız olmayı bekler, güçlü olmanın duygularını belli etmemek olduğunu düşünürler çünkü erkekler güçlü oldukları müddetçe kabul edilir. Kadınlar ise fikrini söylemek yerine susmayı tercih ederler çünkü uyumlu olmak onlar için sevilmenin yoludur. Öğrenilenler zamanla bireyin kişilik algısı haline gelir.
Artık öğrendikleri kendi parçası olmuştur. Yıllarca tercih olarak sanılan bastırılan, yok sayılan isteklerin karakterlerini temsil ettiğini düşünebilirler. En önemli soru da ‘’Var olmak için girdiğim roller gerçekten benim tercihim mi yoksa toplumun cinsiyetlere atfettiği kurallar mı?
Kendimizi Seçmek Çocukken öğretilen cinsiyet rolleri ve onlarla yaşamaya çalışmak yaşamımızda derin izler bırakabilir. Bu derin izleri değiştirmek kişinin kendi elindedir. İnsanlar yaşam boyunca gelişir, değişir ve öğrendiklerini tekrardan sorgular.
Değişim kolay değildir çünkü yıllardır bilinenleri, öğrenilenleri ve inançlarını korumak daha kolaydır zaten ona alışılmıştır. Ama değişmeyi seçenler için de vazgeçmek zordur. Ağlamanın güçsüzlük olmadığını öğrenmeye çalışmak ya da kendine geç kalmamayı sürekli önceliklerini başkalarına vermemeyi öğrenmek zordur.
Değişimin ilk adımı farkında olmaktır. Bireyler hissettikleri ve öğrendikleri arasında kalınca düşünür ve artık değişim için adım atar. Erkek birey üzüldüğünde ağlamayı, kadınlar ise hayır demeyi seçebilir.
Belki de bir kez güçsüzlüğü deneyimler ya da sinirlenince bağırarak tepki verirler. Aslında artık kendilerini dinlemeye ve duymaya başlamışlardır. Değişmek geçmişi değiştirmek değildir.
Geleceğe sağlam adımlarla, kim olmak istediklerine göre yön vermektir. Dayatılan kurallardan hangisinin hayatında olmayacağına karar vermektir. Kendini o kuralın içinde aramamaktır çünkü artık toplumun cinsiyetlere atfettiği kurallar olmasa da var olduklarını bilirler.
İnsan olmanın temelinde duyguları yaşamayı, hayata geç kalmamayı ve en önemlisi de kim olmak istediğini unutmamak vardır. Hayatımızın her döneminde önemli bir soru vardır. Artık bu adımda önemli olan soru şudur: Yıllardır var olmak için söylenilenler ve öğrenilenler olmasaydı ben kim olurdum, nasıl bir kişi olurdum, neyi severdim, ağlamaktan korkar mıydım, özgürce hayır diyebilir miydim ya da en basiti sesli bir şekilde bol bol kahkaha atabilir miydim?
Kaynakça
- KAYNAKÇA
- Tatlıoğlu, S. S. (2021). Öğrenmeye sosyal – bilişsel bir bakış: Albert Bandura. Sosyoloji Notları, 5(1).


