Bir kadın neden güvenmek ister? Neden hayatın içinde çoğu zaman güçlü olmak zorundayken, sevdiği insanın yanında bazen bir çocuk kadar rahat, neşeli ve korunmasız olabilmek ister?
Neden sevdiği erkeğin yanında kendini güvende hissetmek, onun sözleriyle davranışlarının birbirini tutmasını, yanında olduğunu bilmek ister?
Belki de bunun cevabı düşündüğümüzden daha basittir:
Çünkü güven ihtiyacımızın içinde hâlâ çocukça bir taraf yaşar. Ama burada “çocukça” kelimesini bir eksiklik olarak düşünmemek gerekir.
Çocuk olmak yalnızca korunmaya muhtaç olmak değildir. Çocuk olmak aynı zamanda neşeli olmak, rahat olmak, hayatı güzel görmek demektir. Belki yetişkin olduğumuzda kaybetmememiz gereken şeylerden biri de tam olarak budur.
Güven ihtiyacının en saf hali çocukta vardır. Sevdiği ve güvendiği insanın yanında olduğunu bilmek ona yeter. Henüz hayatın bütün karmaşıklığını hesaplamaz. İnsanların birbirine zarar verebileceğini, yalan söyleyebileceğini, sevginin bitebileceğini bilir hale gelmemiştir.
Bu yüzden çocuk kolay güvenebilir. Hem de bazen hiçbir hesap yapmadan.
Belki kadınların ilişkilerde aradığı güvenin bir parçasında hâlâ bu çocuğun sesi vardır. “Yanımda ol.” “Bana dürüst ol.” “Bana güvenebileceğimi hissettir.” “Senin yanında kendim olabileyim.”
Bunlar yetişkin bir kadının cümleleridir. Ama köklerinde çok eski ve çok saf bir ihtiyaç vardır:
"Güven Arayışı Güçsüzlük Demek Değildir."
Kadının güven araması, onun güçsüz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine, kadın hayatın içinde zaten pek çok alanda güçlü olmak zorundadır. Tarihin büyük bölümünde yalnızca fiziksel güçle çözülemeyen pek çok şeyi taşımış; şartları okumak, strateji geliştirmek, ilişkileri sürdürmek, çocuklarını korumak, kaynakları yönetmek ve hayatın devamlılığını sağlamak zorunda kalmıştır.
Modern zaman, insanlık tarihi düşünüldüğünde oldukça kısadır. Dolayısıyla bugün kadınlardan beklediğimiz bağımsızlık, eğitim, çalışma hayatı ve bireysel güç yeni olsa da kadının hayatı yönetme becerisi yeni değildir.
Dolayısıyla kadının bir ilişkide güven aramasını “Beni biri korusun, çünkü ben kendimi koruyamıyorum” şeklinde okumak büyük bir yanılgıdır.
Belki kadının söylediği bambaşka bir şeydir: “Hayatım geçen döneminde yeterince güçlü olmak zorundaydım. Artık sevdiğim insanın yanında güçlü olmak zorunda kalmayayım.”
Bu bir güçsüzlük değil, güçten alınan bir moladır.
Ve belki daha da önemlisi: Kadın güveni hayatta kalmak için değil, hayatı güzelleştirmek için arar.
"Güven Bir Sığınak Değil, Bir Alan Yaratır"
İnsan sürekli “Acaba?” diye düşünmediğinde başka şeylere enerjisi kalır. Sevilip sevilmediğini sürekli sorgulamadığında üretmeye başlayabilir. Terk edilme ihtimalini sürekli hesaplamadığında hayal kurabilir. Partnerinin davranışlarını sürekli analiz etmek zorunda kalmadığında kendisi olabilir.
İşte bu nedenle güven, yalnızca bir sığınak değildir. Aynı zamanda bir alandır. Kadının hayatı mükemmelleştirebileceği, üretebileceği, sevgi ve aşkı açığa çıkartabileceği, dans edebileceği, hayal kurabileceği bir alan.
Bir kadının güven arayışını yalnızca “korunma ihtiyacı” olarak görmek eksik kalır. O aslında korunacak bir yer değil, kendisi olabileceği bir yer arıyordur. Güvenli bir ilişki bu dünyayı genişletir.
Ve belki kadın için bunun özel bir anlamı vardır. Çünkü kadın kendisini sürekli korumak, kontrol etmek ve güçlü tutmak zorunda hissetmediğinde, sertleşmek zorunda kalmadığı bir alan açılır. Yumuşar. Oyunbazlığı ortaya çıkar. Neşesi ve yaratıcılığı artar. Şefkati ve tutkusu daha rahat görünür.
Feminen enerji olarak tanımladığımız o yumuşak, alıcı, yaratıcı ve hayatı güzelleştiren taraf daha özgürce ortaya çıkabilir. İşte o zaman erkeğin dünyası da değişir. Çünkü güven duyan bir kadın yalnızca kendisini rahatlatmaz; bulunduğu ilişkiye de başka bir atmosfer getirir.
Güvenli bir kadınla yaşanan ilişki, erkeğin dünyasında bir tür cennete dönüşebilir. Çünkü kadın artık enerjisinin büyük bölümünü güven aramaya değil, hayatı güzelleştirmeye ayırıyordur.
Kadın gerçekten güvendiğinde her davranışın altında bir anlam aramaz. “Bana neden böyle baktı?” “Mesajı neden geç geldi?” “Benden uzaklaşıyor mu?” “Beni hâlâ seviyor mu?” gibi soruların zihnindeki ağırlığı azalır. Kendisini kanıtlama ihtiyacı azalır.
Ve belki en önemlisi, sert duvarlarını indirir. Çünkü insanın enerjisinin önemli bir bölümü kendisini korumaya harcanıyorsa, hayatı güzelleştirmeye daha az enerjisi kalır.
Güven ise o enerjinin bir kısmını serbest bırakır. Kadın kendisini korumaya değil, kendisi olmaya başlar. Savunması azalır, hayatla ilişkisi artar.
Belki güvenin en güzel tarafı budur: Güvenmek, bir başkasına kendini teslim etmek değildir. Bir başkasının yanında kendini korumak zorunda kalmamaktır. İnsan her şeyi kontrol ettiğinde bağımsız olabilir ama huzurlu olamayabilir. Güven ise kontrolün bir kısmını bırakabilmektir. Kadın belki de tam olarak bunu arar. Sevdiği insanın yanında bir süreliğine bütün bunları düşünmek zorunda kalmamayı ister.
"Güvenin İçindeki Çocuk ve Bilgeliğin İçindeki Yetişkin"
Belki ideal olan, içimizdeki çocuğu öldürmek değil. Onu yetişkinliğimizin içine taşımaktır. Çocuğun güvenme isteğini, yetişkinin seçme bilgeliğiyle birleştirmek. Çocuğun “Bana iyi davran” diyen tarafını, yetişkinin “Bana iyi davranılmayan yerde kalmam” diyebilen tarafıyla buluşturmak. Çocuğun “Yanımda ol” arzusunu, yetişkinin “Ama seni zorla yanımda tutmam” özgürlüğüyle birleştirmek.
İşte belki olgun aşk budur. İçindeki çocuğun güvenme arzusunu kaybetmeden, yetişkinin özgürlüğünü kazanmak.
Belki de bu yüzden kadın, yetişkin olduğunda sevdiği erkekte yalnızca bir partner aramaz. Bazen farkında olmadan, çocukluğunda öğrendiği, ya da sadece başkalarından duyduğu o güven duygusunun yetişkin biçimini arar. Bir zamanlar yakın birisinin sesi “Buradayım” diyordu. Şimdi bunu başka birinin varlığında hissetmek ister.
Bu, erkeği babasının yerine koymak değildir. Çocukluğa geri dönmek de değildir. Sadece insanın içinde çok erken yaşlarda oluşmuş olan “Sevdiğim insanın yanında güvendeyim” duygusunun, yetişkinlikte aşkın diliyle yeniden yaşanmasıdır.
Belki de bu yüzden bir kadının gerçekten güvendiği erkeğin yanında yüzündeki ifade bile değişebilir. Çünkü artık yalnızca yetişkin kadın konuşmuyordur; onun içindeki, dünyayı biraz daha güzel görebilen o küçük kız çocuğu da kendisini gösterebiliyordur.
"Belki Ninnileri Bu Yüzden Seviyoruz"
Yıllar önce aldığım bir NLP eğitiminde hocamız bize ilginç bir egzersiz yaptırmıştı. “Çocukluğunuzda kendinizi en güvende hissettiğiniz yeri düşünün” demişti. “O yeri, oradaki duyguyu bütün ayrıntılarıyla hatırlayın. Sonra bedeninizde bir noktayı ya da bir hareketi o duyguya bağlayın.”
Ben çocukluğumda kendimi en güvende hissettiğim yeri düşündüğümde babamın arabasını hatırladım. Arabanın içindeki o tanıdık atmosferi, kolayca uykuya dalabilmeyi ve dünyanın dışarıda kalmış olduğu hissini… O güven duygusunu sol elimin başparmağına çapaladım.
Daha sonra kendimi güvensiz hissettiğim zamanlarda sağ elimle sol elimin başparmağını tuttuğumda, zihnimde yeniden babamın arabasında buluyordum kendimi. O anın güven duygusu geri geliyor, bedenim de sanki o eski güvenli yere yeniden dönüyordu.
Benim için oldukça anlamlı bir deneyimdi. Çünkü bana güven duygusunun yalnızca zihinsel bir düşünce olmadığını gösterdi. Bir yer, bir ses, bir koku, bir dokunuş hatta bir şarkı bile bize kendimizi güvende hissettiğimiz bir zamanı hatırlatabilir.
Belki ninnilerin yüzyıllardır insanlar üzerinde bıraktığı etkinin bir parçası da burada gizlidir. Bir çocuk ninniyi dinlerken dünyanın ne kadar tehlikeli olduğunu bilmez. Güvendiği bir ses duyar. Ritmik, yumuşak ve tekrar eden bir ses vardır. Kucağın sıcaklığı vardır. Bedeni gevşer. Gözleri kapanır. Ve bütün bunlar zamanla birbirine bağlanır.
İnsan daha sonra büyür, yetişkin olur, hayatın bütün karmaşasını öğrenir ama o melodilerin içinde hâlâ çocukluğundaki güvenin izi kalır.
Ninniyi dinlerken yalnızca bir şarkı dinlemeyiz; bedenimize bir zamanlar “Buradasın, güvendesin, uyuyabilirsin” diyen o sesi yeniden duyarız.
Belki de insanın güven arayışının en eski çapasını birinin sesinde bulmasının nedeni budur. Bu bazen bir ninni, bazen bir şarkı, bazen bir masal olur.
Ve bu yüzden yetişkin olduğumuzda bile bazı şarkılar bizi açıklayamadığımız bir huzura götürür.
Çünkü sesler, sözler ve melodiler bazen bize bir şeyi hatırlatmaz. Bir zamanlar nasıl hissetmek istediysek, bize onu hissettirir.
