Perşembe, Ağustos 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ekranın Ardındaki Çocuk: Sosyal Medya Bağımlılığı Bize Ne Anlatıyor?

Görülme, onaylanma, bağlanma ve duygusal ihtiyaçlar üzerinden problemli sosyal medya kullanımının psikolojik kökenleri

Telefonun ekranını kapattığımızda gerçekten sosyal medyadan uzaklaşmış olur muyuz?

Belki de asıl mesele bu değildir.

Çünkü bazı insanlar için sosyal medya yalnızca iletişim veya eğlence aracı değildir. Kaygılandıklarında sığındıkları, yalnız kaldıklarında başvurdukları, kendilerini değersiz hissettiklerinde onay aradıkları ve sıkıldıklarında kaçtıkları bir alan hâline gelebilir.

Bu nedenle problemli sosyal medya kullanımını anlamak için yalnızca “Günde kaç saat kullanıyor?” sorusunu sormak yeterli değildir.

Daha önemli soru şudur:

“Sosyal medya kişinin psikolojik yaşamında hangi işlevi görüyor?”

Literatürde bu nedenle “sosyal medya bağımlılığı” kavramının yanında problemli sosyal medya kullanımı (Problematic Social Media Use – PSMU) kavramı da yaygın biçimde kullanılmaktadır. Çünkü yoğun kullanım tek başına bağımlılık anlamına gelmez. Kontrol kaybı, kullanımın günlük yaşamın diğer alanlarına müdahale etmesi, bırakma girişimlerinin başarısız olması ve olumsuz sonuçlara rağmen davranışın sürdürülmesi daha belirleyicidir. [1,2]

Dolayısıyla mesele bazen ekranda geçirilen süre değil, ekranın kişinin iç dünyasında kapladığı yerdir.

Sosyal medya neden bu kadar güçlü?

Bağımlılık psikolojisi açısından bir davranışın sürdürülmesinde, o davranışın kişiye sağladığı kısa vadeli ödül ve rahatlama önemlidir.

Sosyal medya bu açıdan oldukça güçlü bir pekiştirme ortamıdır.

Yeni bir bildirim gelebilir.

Birisi fotoğrafımızı beğenebilir.

Beklediğimiz kişi mesaj gönderebilir.

Bir paylaşımımız beklenenden fazla ilgi görebilir.

Ya da yalnızca daha önce görmediğimiz ilgi çekici bir içerikle karşılaşabiliriz.

Ödülün ne zaman geleceğinin kesin olmaması, davranışın tekrar edilmesini güçlendiren değişken pekiştirme süreçleriyle uyumludur. Bunun yanında sosyal medya yalnızca eğlence ve uyarılma sağlamaz; görülme, kabul edilme, ait olma ve sosyal onay gibi temel psikolojik ihtiyaçlara da hızlı geri bildirim sunabilir. [1,3]

İşte sosyal medya tam olarak bu noktada çocukluktan yetişkinliğe uzanan psikolojik ihtiyaçlarla kesişir.

Ekranın ardındaki çocuk

Bir çocuğun gelişiminde bakım verenlerin çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı olması, duygularını fark etmesi ve ona güvenli bir ilişki zemini sunması önemlidir.

Çocuk zamanla yalnızca çevresindeki insanları değil, kendisini de ilişkiler üzerinden anlamlandırmaya başlar.

“Ben önemliyim.”

“İhtiyaçlarım duyulabilir.”

“Üzüldüğümde biri yanımda olabilir.”

“Sevilmek için kusursuz olmam gerekmiyor.”

Bu deneyimler yeterince tutarlı olmadığında ise çocuk kendisi ve ilişkiler hakkında farklı içsel modeller geliştirebilir:

“Beni fark etmeleri için daha çok çaba göstermeliyim.”

“İnsanlar beni terk edebilir.”

“Yeterince iyi değilsem sevilmem.”

“Başkalarının onayına ihtiyacım var.”

Elbette bu deneyimler ileride otomatik olarak sosyal medya bağımlılığı yaratmaz. İnsan davranışı tek bir çocukluk deneyimiyle açıklanamaz.

Ancak bağlanma araştırmaları, erken ilişkilerin kişinin yakınlık, reddedilme ve onaylanma konularındaki hassasiyetleriyle ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Nitekim meta-analitik çalışmalar, özellikle kaygılı bağlanma ile problemli sosyal medya kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu; sosyal kaygının da bu ilişkide rol oynayabildiğini göstermektedir. [4,5]

Daha geniş bir sistematik derleme ve meta-analizler genel bakışı da güvensiz bağlanmayı problemli sosyal ağ kullanımuyla ilişkili psikolojik risk faktörlerinden biri olarak ortaya koymaktadır. [6]

Bu bulgu bize önemli bir kapı açar:

Bazen sosyal medyada aradığımız şey içerik değil, ilişkisel bir deneyimdir.

Görülmek.

Hatırlanmak.

Onaylanmak.

Terk edilmediğini hissetmek.

“Beni kim beğendi?” sorusunun psikolojisi

Bir paylaşımın aldığı beğeni sayısı teknik olarak yalnızca bir sayıdır.

Fakat psikolojik olarak her birey için aynı anlamı taşımaz.

Bir kişi için “20 beğeni” yalnızca 20 beğenidir.

Başka biri için ise “İnsanlar beni beğeniyor mu?” sorusunun cevabıdır.

Özsaygısı dışsal geri bildirimlere daha fazla bağlı olan bireylerde sosyal medya, benlik değerini düzenlemenin bir aracına dönüşebilir. Literatürde düşük özsaygı, problemli sosyal ağ kullanımıyla ilişkili psikolojik risk faktörlerinden biri olarak tekrar tekrar karşımıza çıkmaktadır. [6]

Bu durumda kişi yalnızca paylaşım yapmaz.

Kendilik algısını test eder.

“Yeterince güzel miyim?”

“İnsanlar beni önemsiyor mu?”

“Diğerlerinden daha mı gerideyim?”

“Beni neden takip etmiyorlar?”

“Mesajıma neden cevap vermedi?”

Böylece sosyal medya, kişinin kendi değerini ölçtüğü bir tür dijital ayna hâline gelir.

Fakat bu aynanın önemli bir problemi vardır:

Asla sabit değildir.

Bugün alınan beğeni yarın alınmayabilir.

Bugün gelen mesaj yarın gelmeyebilir.

Bir gün çok ilgi gören kişi ertesi gün görünmez hissedebilir.

Dolayısıyla özdeğer dışsal geri bildirimlere bağlandıkça kişi daha fazla kontrol etmeye başlayabilir.

Kaygı → kontrol → rahatlama

Problemli sosyal medya kullanımında önemli mekanizmalardan biri de davranışın kısa vadede olumsuz duyguyu azaltmasıdır.

Örneğin kişi “Acaba bana mesaj geldi mi?” düşüncesiyle kaygılanır.

Telefonunu kontrol eder.

Bir bildirim görür.

Kısa süreli rahatlar.

Bu rahatlama, kontrol davranışının tekrar edilmesini güçlendirebilir.

Zaman içinde kişi farkında olmadan şu öğrenmeyi geliştirebilir:

“Kaygılandığımda telefonumu kontrol edersem kendimi daha iyi hissederim.”

Benzer mekanizma yalnızlıkta da görülebilir:

Yalnızlık → sosyal medyaya girme → geçici bağlantı hissi → kısa süreli rahatlama → yeniden yalnızlık.

Ya da sıkıntıda:

Sıkıntı → telefon → içerik → dikkat dağılması → geçici rahatlama.

Sorun çözülmez.

Duygu işlenmez.

Sadece ertelenir.

Bu nedenle sosyal medya bazı bireylerde bir duygu düzenleme stratejisi hâline gelebilir.

2024 yılında yayımlanan sistematik derleme, öz-düzenleme, duygu düzenleme, öz-kontrol ve dürtüsellik gibi düzenleyici süreçlerle problemli sosyal medya kullanımı arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu; özellikle duygu düzenlemenin en güçlü biçimde incelenen alanlardan biri olduğunu bildirmiştir. [7]

FOMO: Başkalarının hayatını kaçırma korkusu

Sosyal medyanın önemli psikolojik mekanizmalarından biri Fear of Missing Out (FOMO), yani bir şeyleri kaçırma korkusudur.

İnsan yalnızca başkalarının ne yaptığını görmez.

Aynı zamanda onların hayatlarının kendisinden bağımsız biçimde devam ettiğini görür.

Birileri tatildedir.

Birileri arkadaşlarıyla eğlenmektedir.

Birileri evlenmiştir.

Birileri terfi etmiştir.

Birileri yeni bir çevre edinmiştir.

Ve kişi kendi hayatını bu seçilmiş görüntülerle karşılaştırmaya başlayabilir.

Burada sosyal karşılaştırma mekanizması devreye girer.

“Onların hayatı neden böyle?”

“Ben neden geride kaldım?”

“Benim hayatım yeterince iyi mi?”

FOMO ile sosyal medya kullanımı ve problemli kullanım arasında pozitif ilişkiler bulunduğunu gösteren meta-analitik bulgular mevcuttur. [8] Daha yakın tarihli sistematik çalışmalar da FOMO’yu problemli sosyal medya kullanımının önemli ilişkisel ve bilişsel risk faktörlerinden biri olarak değerlendirmektedir. [6]

Dolayısıyla kişi bazen sosyal medyaya eğlenmek için değil, bir şeyleri kaçırmadığından emin olmak için girer.

Sosyal kaygı ve çevrimiçi güvenlik

Sosyal medya, sosyal kaygısı yüksek bireyler için paradoksal bir alan yaratabilir.

Yüz yüze iletişimde yoğun kaygı yaşayan kişi, çevrimiçi ortamda daha kontrollü ve güvenli hissedebilir.

Mesaj yazarken düşünmek mümkündür.

Fotoğrafı paylaşmadan önce düzenlemek mümkündür.

Konuşmayı istenilen anda sonlandırmak mümkündür.

Bu nedenle sosyal medya başlangıçta sosyal kaygıyı azaltan bir araç gibi işlev görebilir.

Fakat kişi giderek çevrimiçi iletişimi yüz yüze ilişkilerin yerine koyarsa, kaçınma davranışı pekişebilir.

2024 tarihli bir sistematik derleme ve meta-analiz, sosyal kaygı ile problemli sosyal medya kullanımı arasında güçlü pozitif bir ilişki bulunduğunu göstermiştir. [9]

Burada klinik açıdan önemli nokta şudur:

Sosyal medya bazen sosyal kaygının nedeni değil, sosyal kaygıyla başa çıkma biçimi olabilir.

Ancak bu başa çıkma biçimi kişinin gerçek yaşam ilişkilerinden giderek uzaklaşmasına yol açıyorsa, kısa vadeli rahatlama uzun vadeli bir probleme dönüşebilir.

Çocukluk deneyimleri gerçekten etkili mi?

Çocukluk deneyimleri ile problemli sosyal medya kullanımı arasındaki ilişki konusunda artık yalnızca teorik açıklamalardan değil, boylamsal araştırmalardan da söz edebiliyoruz.

2025'te yayımlanan ve 23 boylamsal çalışmayı inceleyen sistematik derleme; ebeveynlik faktörleri, olumsuz çocukluk deneyimleri, akran ilişkileri, sosyal karşılaştırma, FOMO, negatif duygular, öz-düzenleme ve ruhsal belirtiler gibi birçok faktörün gençlerde problemli sosyal medya kullanımının gelişimiyle ilişkili olabileceğini göstermiştir. [10]

Daha da dikkat çekici olarak, 2026'da Journal of Adolescence dergisinde yayımlanan üç dalgalı boylamsal bir çalışmada, olumsuz çocukluk deneyimlerinin ergenlerin bildirdiği problemli sosyal medya kullanımını öngördüğü bulunmuştur. Çalışma, kümülatif olumsuz çocukluk deneyimleri arttıkça problemli kullanımın da arttığını bildirmiştir. [11]

Ancak bu bulguyu “travması olan çocuk sosyal medya bağımlısı olur” şeklinde yorumlamak doğru değildir.

Daha doğru ifade şudur:

Çocukluk deneyimleri, bireyin stresle başa çıkma, ilişki kurma, kendilik algısı ve duygularını düzenleme biçimlerini etkileyerek problemli sosyal medya kullanımına giden yollardan birini oluşturabilir.

Bu ayrım klinik açıdan son derece önemlidir.

I-PACE modeli: Kişiden davranışa uzanan yol

Problemli çevrimiçi davranışları açıklamak için kullanılan I-PACE modeli, bağımlılık benzeri davranışların tek bir nedenden ortaya çıkmadığını savunan önemli modellerden biridir.

Model; kişinin temel özellikleri, duygusal durumları, bilişsel süreçleri ve davranış üzerindeki kontrolünün birbirleriyle etkileşimini ele alır.

2025 tarihli kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analizler genel bakışı da problemli sosyal ağ kullanımındaki risk faktörlerini I-PACE çerçevesi üzerinden sınıflandırmıştır. Güvensiz bağlanma, düşük özsaygı, yalnızlık, depresyon, anksiyete, sosyal kaygı, FOMO ve duygu düzenleme gibi faktörlerin farklı yollarla problemli kullanımla ilişkili olduğu görülmektedir. [6]

Bu bakış açısı bize şunu söyler:

Aynı uygulama, farklı kişiler için farklı psikolojik işlevler görebilir.

Bir ergen için arkadaşlık kurma alanı olabilir.

Başka biri için sosyal kaygıdan kaçış.

Bir başkası için özdeğerini test ettiği bir alan.

Bir diğeri için yalnızlığı bastırma yöntemi.

Dolayısıyla klinik değerlendirme “Ne kadar kullanıyorsun?” sorusuyla başlayabilir; fakat orada bitmemelidir.

“Neden kullanıyorsun?” sorusuna ulaşmak gerekir.

Ekranı kapatmak yetmez

Problemli sosyal medya kullanımında amaç yalnızca telefonu elden almak değildir.

Çünkü davranışın altında yatan psikolojik ihtiyaç değişmediğinde kişi başka bir kaçış biçimi geliştirebilir.

Bu nedenle psikoterapötik değerlendirmede;

duygu düzenleme, özsaygı, bağlanma örüntüleri, sosyal kaygı, yalnızlık, FOMO, sosyal karşılaştırma, dürtü kontrolü, kaçınma davranışları, aile ve akran ilişkileri

birlikte ele alınmalıdır.

Çocuğa veya yetişkine yalnızca “Daha az telefon kullan” demek yerine,

“Telefonu kullandığın anda hangi ihtiyacını karşılamaya çalışıyorsun?”

sorusunu sormak daha anlamlı olabilir.

Çünkü bazen davranışın kendisini değiştirebilmek için önce davranışın neden işe yaradığını anlamak gerekir.

Son söz: Ekranın ardındaki çocuğu görebilmek

Bugünün çocuğu veya ergeni telefon ekranına baktığında yalnızca bir uygulamaya bakmıyor olabilir.

Bazen kendisini başkalarıyla karşılaştırıyor.

Bazen kabul görüp görmediğini test ediyor.

Bazen yalnızlığını azaltıyor.

Bazen kaygısından kaçıyor.

Bazen de yıllardır taşıdığı “Yeterince iyi miyim?” sorusuna cevap arıyor.

Bu nedenle sosyal medya bağımlılığını yalnızca teknoloji üzerinden okumak, davranışın psikolojik anlamını kaçırmamıza neden olabilir.

Belki de asıl mesele çocuğun telefona neden bu kadar baktığı değildir.

Telefonu bıraktığında neyle karşılaşacağıdır.

Sessizlikle mi?

Yalnızlıkla mı?

Kaygıyla mı?

Değersizlik hissiyle mi?

Yoksa yeterince görülmemiş, yeterince duyulmamış bir çocukluk ihtiyacıyla mı?

Bu nedenle bazen ekranı kapatmadan önce ekrana bakan kişiyi anlamamız gerekir.

Çünkü sosyal medya bağımlılığının arkasında her zaman bir “bağımlı” olmayabilir.

Bazen orada;

görülmek isteyen bir çocuk,

onaylanmak isteyen bir ergen,

yalnız kalmaktan korkan bir yetişkin

veya

duygularıyla nasıl kalacağını henüz öğrenememiş bir insan

vardır.

Ve belki de psikolojinin soracağı en önemli soru şudur:

“Telefonu neden bırakamıyorsun?” değil;

“Telefonu bıraktığında içinde kim kalıyor?”

Kaynakça

  • Kaynakça
  • 1. Kuss, D. J., & Griffiths, M. D. (2017). Social networking sites and addiction: Ten lessons learned. International Journal of Environmental Research and Public Health, 14(3), 311. https://doi.org/10.3390/ijerph14030311
  • 2. Shannon, H., Bush, K., Villeneuve, P. J., Hellemans, K. G. C., & Guimond, S. (2022). Problematic social media use in adolescents and young adults: Systematic review and meta-analysis. JMIR Mental Health, 9(4), e33450. https://doi.org/10.2196/33450
  • 3. Andreassen, C. S., Pallesen, S., & Griffiths, M. D. (2017). The relationship between addictive use of social media, narcissism, and self-esteem: Findings from a large national survey. Addictive Behaviors, 64, 287–293. https://doi.org/10.1016/j.addbeh.2016.03.006
  • 4. Huang, L., Yang, F., & Wu, W. (2025). Adult attachment, social anxiety, and problematic social media use: A meta-analysis and meta-analytic structural equation model. Addictive Behaviors, 160, 108163. https://doi.org/10.1016/j.addbeh.2024.108163
  • 5. Blackwell, D., Leaman, C., Tramposch, R., Osborne, C., & Liss, M. (2017). Extraversion, neuroticism, attachment style and fear of missing out as predictors of social media use and addiction. Personality and Individual Differences, 116, 69–72. https://doi.org/10.1016/j.paid.2017.04.039
  • 6. Fioravanti, G., Bocci Benucci, S., & Ghinassi, S. (2025). Psychological risk factors for problematic social network use: An overview of systematic reviews and meta-analyses. Addictive Behaviors Reports, 21, 100600. https://doi.org/10.1016/j.abrep.2025.100600
  • 7. Jiang, Q., Li, Y., Hou, Y., & Wang, Z. (2024). Relationship between regulatory processes and problematic social media use: A systematic review. Computers in Human Behavior Reports, 16, 100507. https://doi.org/10.1016/j.chbr.2024.100507
  • 8. Fioravanti, G., Casale, S., Benucci, S. B., Prostamo, A., Falone, A., Ricca, V., & Rotella, F. (2021). Fear of missing out and social networking sites use and abuse: A meta-analysis. Computers in Human Behavior, 122, 106839. https://doi.org/10.1016/j.chb.2021.106839
  • 9. Wu, W., Huang, L., & Yang, F. (2024). Social anxiety and problematic social media use: A systematic review and meta-analysis. Addictive Behaviors, 153, 107995. https://doi.org/10.1016/j.addbeh.2024.107995
  • 10. Pazdur, M., Tutus, D., & Haag, A.-C. (2025). Risk factors for problematic social media use in youth: A systematic review of longitudinal studies. Adolescent Research Review, 10, 237–253. https://doi.org/10.1007/s40894-025-00264-4
  • 11. Cong, Q., van Geel, M., Buisman, R. S. M., & Vedder, P. (2026). Adverse childhood experiences and problematic social media use: Longitudinal evidence among Chinese adolescents. Journal of Adolescence, 98(1), 213–227. https://doi.org/10.1002/jad.70053
Özkan Göğercin
Özkan Göğercin
İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Lisans (İngilizce) bölümünden şeref öğrencisi olarak mezun olmuştur. Gestalt Psikoterapi, Bilişsel Psikoterapi, Çözüm Odaklı Terapi, Duygu Odaklı Terapi ve Sağlık Psikolojisi alanlarında eğitim ve sertifika programlarını tamamlamış; mesleki gelişimini güncel psikoterapi yaklaşımları ve bilimsel çalışmalar doğrultusunda sürdürmektedir. Akdeniz Üniversitesi Alkol ve Madde Bağımlılığı (AMATEM) Merkezinde MMPI uygulayıcısı olarak görev almış; madde bağımlılığı alanında bireysel ve grup terapilerine katılmıştır. İzmir İstihkam Okulu Eğitim ve Merkez Komutanlığı bünyesinde Sağlık Asteğmen Psikolog olarak görev yapmıştır. Akademik çalışmalar kapsamında; İngiltere’de yayımlanan Hypnosis Plus dergisinde “Do you know the relationship between hypnotherapy and psychoneuroimmunology is excellent for health?” başlıklı köşe yazısı yayımlanmış, ayrıca The Journal of Social Sciences dergisinde “Obsesif Kompulsif Bozukluğun Tedavisinde Bilişsel Davranışçı Teknikler Üzerine Sistematik Derleme” başlıklı makalesi yer almıştır. Çalışmalarında; bilişsel, gestalt, hümanistik ve varoluşçu yaklaşımları bütüncül bir çerçevede ele almakta; Obsesif Kompulsif Bozukluk, depresyon, anksiyete ve kaygı bozuklukları, sosyal fobi ve kişilik bozuklukları başta olmak üzere çeşitli ruhsal alanlarda danışanlarını desteklemektedir. Klinik çalışmalarını online terapi kapsamında sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar