Salı, Ağustos 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Futbol Turnuvalarının Ev İçi Şiddetle Görünmeyen İlişkisi

Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası gibi büyük futbol organizasyonları, milyarlarca insanı aynı heyecan etrafında buluşturan küresel etkinliklerdir. Tribünlerde yükselen tezahüratlar, millî aidiyet duygusu, rekabet ve son dakikada gelen goller; sporun insanları bir araya getiren güçlü yönünü gözler önüne serer.

Ancak stadyum ışıkları söndüğünde ve maç heyecanı sona erdiğinde, sporun yarattığı kitlesel coşkunun gölgesinde çok daha karanlık bir tablo ortaya çıkabilmektedir: Büyük futbol karşılaşmalarının oynandığı dönemlerde ev içi şiddet vakalarında belirgin artışlar gözlemlenmektedir.

Bu durum futbolun doğrudan şiddete yol açtığı anlamına gelmez. Fakat araştırmalar; yoğun duygusal uyarılma, alkol tüketimi, öfke, hayal kırıklığı ve hâlihazırda var olan güç ve kontrol dinamiklerinin bir araya gelmesinin, şiddet riskini artırabildiğini göstermektedir.

Skordan Daha Büyük Bir Sorun

Futbol maçları ile ev içi şiddet arasındaki ilişki yalnızca toplumsal gözlemlere dayanmamaktadır. Konuya ilişkin çeşitli akademik araştırmalar ve emniyet kayıtları, özellikle büyük turnuva dönemlerinde şiddet bildirimlerinin arttığına işaret etmektedir.

Lancaster Üniversitesi araştırmacılarının İngiltere millî takımının Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası karşılaşmalarını inceleyen çalışması, bu alanda en sık referans verilen araştırmalardan biridir.

Araştırmada, İngiltere millî takımının mağlup olduğu günlerde bildirilen ev içi şiddet vakalarının yaklaşık %38 arttığı görülmüştür. Ancak dikkat çekici olan, artışın yalnızca mağlubiyetlerle sınırlı olmamasıdır.

Takımın kazandığı veya berabere kaldığı maçlarda dahi şiddet vakalarında yaklaşık %26 oranında artış tespit edilmiştir. Üstelik etkinin yalnızca maç günüyle sınırlı olmadığı; karşılaşmayı takip eden gün de vakaların yaklaşık %11 daha yüksek seyrettiği bildirilmiştir.

Bu bulgular önemli bir noktayı ortaya koymaktadır: Mesele yalnızca kaybetmenin yarattığı öfke değildir.

Maç günü oluşan yoğun duygusal atmosferin kendisi de risk faktörlerinin harekete geçmesine zemin hazırlayabilmektedir.

Benzer sonuçlara farklı ülkelerde yapılan incelemelerde de rastlanmaktadır. Kolombiya’da Dünya Kupası karşılaşmalarının oynandığı dönemlerde kadınlara yönelik şiddet nedeniyle sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların önemli ölçüde arttığını gösteren veriler bulunmaktadır. Uluslararası kuruluşlar ve kadın hakları örgütleri de büyük spor organizasyonları sırasında ev içi şiddet riskinin yükselmesine karşı çeşitli farkındalık çalışmaları yürütmektedir.

Peki Futbol Neden Böyle Bir Etki Yaratabiliyor?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Futbol şiddetin nedeni değildir.

Bir takımın yenilmesi, bir hakem kararına duyulan öfke ya da maçın yarattığı hayal kırıklığı hiçbir biçimde şiddetin açıklaması veya gerekçesi olamaz.

Ancak maç günleri, daha önceden var olan şiddet eğilimlerini ve sağlıksız güç ilişkilerini görünür hâle getirebilecek koşullar yaratabilir.

Bunun arkasında birden fazla etken bulunmaktadır.

Büyük futbol karşılaşmalarında alkol tüketiminin artması bunlardan biridir. Alkol dürtü kontrolünü azaltabilir, saldırgan davranışların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir ve kişinin davranışlarının sonuçlarını değerlendirme kapasitesini zayıflatabilir.

Buna ek olarak futbolun doğasında bulunan yoğun rekabet, yüksek beklenti, kolektif heyecan ve mağlubiyet ihtimali güçlü bir duygusal uyarılma yaratır.

Ancak milyonlarca insan aynı maçı izlediği hâlde yalnızca küçük bir kısmının şiddete başvurması, sorunun temelinde futbolun değil; şiddeti mümkün kılan bireysel ve toplumsal güç ilişkilerinin bulunduğunu göstermektedir.

Şiddet uygulayan kişi açısından maç sonucu veya alkol tüketimi çoğu zaman bir gerekçe gibi sunulabilir. Oysa ev içi şiddetin temelinde sıklıkla kontrol etme isteği, güç dengesizliği, hak görme düşüncesi ve saldırganlığın yakın ilişkiler içerisinde normalleştirilmesi yer almaktadır.

Bu nedenle “Takımı kaybettiği için sinirlendi” veya “Alkollü olduğu için ne yaptığını bilmiyordu” gibi açıklamalar, şiddeti anlamaya yardımcı olabilecek koşulları tarif etse bile şiddeti mazur gösteremez.

Öfke Neden Evin İçine Yöneliyor?

Belki de üzerinde durulması gereken en önemli sorulardan biri budur.

Maçta alınan kötü bir sonuç sahada yaşanırken, öfkenin hedefi neden sıklıkla partnerler veya çocuklar olmaktadır?

Bu durum, şiddetin yalnızca anlık bir “kontrol kaybı” olarak ele alınmasının yetersiz olduğunu göstermektedir.

Ev içi şiddet çoğu zaman rastgele değildir. Şiddeti uygulayan kişi, öfkesini kendisinden daha güçlü gördüğü bir kişiye yöneltmek yerine, üzerinde kontrol kurabildiği veya daha savunmasız gördüğü kişilere yöneltebilir.

Dolayısıyla maç sonrası ortaya çıkan şiddet, yalnızca öfkenin değil; güç, kontrol ve toplumsal cinsiyet dinamiklerinin de bir sonucudur.

Futbol burada şiddeti yaratan unsur olmaktan çok, zaten var olan bu yapıyı tetikleyen veya görünür kılan bir ortam işlevi görebilir.

Futbolun Görünmeyen Toplumsal Maliyeti

Büyük turnuvalar yalnızca spor organizasyonları değildir. Milyonlarca insanın günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini ve duygusal atmosferini etkileyen kitlesel olaylardır.

Bu nedenle futbol organizasyonlarının toplumsal etkileri değerlendirilirken yalnızca ekonomik gelirler, izlenme oranları veya sportif başarılar dikkate alınmamalıdır.

Ev içi şiddet riskindeki artış da bu etkinliklerin göz ardı edilmemesi gereken toplumsal sonuçlarından biridir.

Birleşik Krallık’ta çeşitli dönemlerde polis teşkilatları, kadın hakları örgütleri ve yardım kuruluşları büyük futbol turnuvaları sırasında özel farkındalık kampanyaları yürütmüştür. Kampanyalarda özellikle şiddetin hiçbir maç sonucu veya alkol tüketimiyle gerekçelendirilemeyeceği vurgulanmış, mağdurların yardım mekanizmalarına ulaşabilmesi için destek hatları görünür hâle getirilmiştir.

Kadın sığınma evleri ve ev içi şiddetle mücadele kuruluşları da turnuva dönemlerinde artabilecek yardım taleplerine karşı hazırlıklarını güçlendirmektedir.

Bu çalışmaların verdiği mesaj ise oldukça nettir:

Şiddetin bahanesi futbol olamaz.

Maçın Son Düdüğü Herkes İçin Aynı Anlama Gelmiyor

Bir futbol karşılaşmasının bitiş düdüğü bazı insanlar için kutlamanın, bazıları için hayal kırıklığının başlangıcı olabilir.

Ancak bazı evlerde aynı düdük, korkunun başladığı an anlamına gelebilmektedir.

Bu nedenle sporun birleştirici gücünü överken, spor kültürünün çevresinde ortaya çıkabilecek toplumsal riskleri de konuşmak gerekir.

Futbol federasyonları, kulüpler, yayıncı kuruluşlar ve kamu kurumları; turnuvaların yarattığı devasa görünürlüğü yalnızca reklam veya sportif heyecan için değil, toplumsal farkındalık yaratmak için de kullanabilir.

Maç yayınlarında destek mekanizmalarının görünür hâle getirilmesi, sporcuların şiddet karşıtı kampanyalarda yer alması, kulüplerin toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı açık politikalar benimsemesi ve riskli dönemlerde yardım hizmetlerinin güçlendirilmesi küçük görünen ancak etkili adımlar olabilir.

Çünkü futbolun gerçek gücü yalnızca insanları aynı tribünde buluşturabilmesinde değil, aynı zamanda milyonlarca insana aynı anda ulaşabilmesindedir.

Ve böylesine büyük bir toplumsal gücün, sahanın dışında yaşanan şiddete karşı da sorumluluk taşıması gerekir.

Kaynakça

  • 1. Kirby, S., Francis, B., & O’Flaherty, R. (2014). Can the FIFA World Cup Football (Soccer) Tournament Be Associated with an Increase in Domestic Abuse? Journal of Research in Crime and Delinquency, 51(3), 259–276.
  • 2. Lancaster University. (2014). World Cup football is a risk factor for domestic violence.
  • 3. Forsdike, K., et al. (2021). Kicking off: Is the association between the FIFA World Cup and domestic abuse an international phenomenon?
  • 4. Ivandić, R., Kirchmaier, T., & Linton, B. (2024). Football, alcohol, and domestic abuse. Journal of Public Economics.
  • 5. Crown Prosecution Service. (2022). The World Cup: There is no excuse for domestic abuse.
  • 6. Women’s Aid. (2026). Does domestic abuse increase after football matches?
Ekin Kültür
Ekin Kültür
Ekin Kültür, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü mezunudur. Lisans eğitimi boyunca klinik psikoloji, adli psikoloji ve sosyal psikoloji alanlarına ilgi duymuş; özellikle travma, istismar, toplumsal cinsiyet, kişilerarası ilişkiler ve bireyin toplumsal süreçlerden nasıl etkilendiği üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Lisans eğitimi kapsamında beş ay süreyle Sosyal Hizmet Merkezi’nde staj yaparak çocuk, kadın, aile ve dezavantajlı gruplarla yürütülen psikososyal çalışmaların farklı alanlarını gözlemleme ve uygulama süreçlerine dahil olma fırsatı bulmuştur. Akademik yaşamının yanı sıra üniversitesinin Psikoloji Kulübü’nde Akademik Takım Liderliği yapmış; psikoloji alanında çeşitli seminer, panel ve etkinliklerin düzenlenmesinde görev almıştır. Yazılarında psikolojik kavramları yalnızca kuramsal açıdan değil; gündelik yaşam, toplumsal dinamikler ve insan ilişkileri üzerinden ele almayı önemsemektedir. Özellikle travma ve istismar, adli psikoloji, toplumsal cinsiyet, aşk ve bağlanma, maskülenite, ilk izlenimler ve insan davranışlarının altında yatan psikolojik süreçler ilgi alanları arasındadır. Psychology Times Türkiye’de yazar ve İstanbul Bakırköy İlçe Temsilcisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Mesleki gelişimini klinik psikoloji alanında ilerletmeyi hedeflemekte ve psikoloji alanındaki güncel bilgi ve yaklaşımları anlaşılır, bilimsel ve toplumsal bir perspektifle okuyucuyla buluşturmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar