Perşembe, Ağustos 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tükenmiş Bireyler mi, Tüketen Bir Düzen mi? Gençlerde Gelecek Kaygısının Psikolojik ve Toplumsal Kökenleri

Gençlik çoğu zaman hayal kurmanın, risk almanın ve geleceğe umutla bakmanın dönemi olarak anlatılır. Ancak bugün birçok genç için gelecek, heyecandan çok belirsizlik anlamına geliyor. Eğitim almak, bir meslek edinmek ve düzenli çalışmak, güvenli bir yaşam kurmaya her zaman yetmeyebiliyor. İş bulma güçlüğü, yaşam maliyetlerinin artması ve ekonomik bağımsızlığın gecikmesi; evden ayrılmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak ya da yalnızca birkaç ay sonrasını planlamak gibi gündelik kararları bile zorlaştırıyor.

Bu nedenle gelecek kaygısını yalnızca kişinin zihninde oluşan bağımsız bir problem olarak görmek eksik kalıyor. Kaygı bazen belirsiz ve kontrol edilmesi güç koşullara verilen anlaşılır bir tepki olabilir. Sürekli ertelenen planlar, gençlerde hayatın gerisinde kaldıkları hissini güçlendirebilir. İnsan yalnızca bugünkü sorunlarıyla değil, gelecekte yaşayamayacağını düşündüğü hayatın ihtimaliyle de mücadele eder. Kurulamayan hayallerin yarattığı hayal kırıklığı zamanla isteksizlik, umutsuzluk ve yetersizlik duygusuna dönüşebilir.

Başarısızlık Duygusu Nasıl Kişiselleşiyor?

Günümüzün başarı anlayışı, insanlara yeterince çalıştıkları ve kendilerini geliştirdikleri takdirde her hedefe ulaşabileceklerini söylüyor. Bu düşünce motive edici görünse de başarısızlığın bütün sorumluluğunu bireye yükleyebiliyor. İş bulamamak yetersizlik, dinlenmek tembellik, yorulmak ise güçsüzlük gibi algılanabiliyor.

Oysa Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre Türkiye’de 2024 yılında 15-24 yaş grubundaki gençlerin işsizlik oranı yüzde 16,3, ne eğitimde ne de istihdamda bulunan gençlerin oranı ise yüzde 22,9’dur (Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK], 2025). Bu veriler, gençlerin yaşadığı sıkışmışlığın yalnızca kişisel çaba eksikliğiyle açıklanamayacağını gösteriyor.

Uzun süre çabaladığı halde karşılık alamayan kişi, zamanla sorunu koşullarda değil, kendi değerinde aramaya başlayabilir. ‘Yeterince iyi değilim’ düşüncesi, tekrar eden hayal kırıklıklarıyla güçlenebilir. Dışarıdan isteksizlik veya kararsızlık gibi görünen davranışların arkasında, defalarca denemesine rağmen istediği sonuca ulaşamamış bir insanın yorgunluğu bulunabilir.

Sosyal Medyada Herkes Neden İleride Görünüyor?

Sosyal medya, gençlerin kendilerini yalnızca yakın çevreleriyle değil, binlerce insanla karşılaştırmasına neden oluyor. Ekranlarda kariyerine erken başlayanlar, sürekli gezenler, mutlu ilişkiler yaşayanlar ve kusursuz görünen bedenler öne çıkıyor. Ancak görülen hayatın tamamı değil, çoğu zaman özenle seçilmiş birkaç an oluyor.

Buna rağmen kişi kendi gündelik yorgunluğunu başkasının en parlak görüntüsüyle kıyaslayabiliyor. ‘Geç kaldım’, ‘Herkes ilerliyor’ veya ‘Ben neden yapamıyorum?’ düşünceleri bu karşılaştırmalarla güçleniyor. Üstelik başarı yalnızca ulaşılması gereken bir hedef değil, başkalarına gösterilmesi gereken bir kimliğe dönüşüyor. Gençler hem başarılı olmaya hem de başarılı görünmeye çalışırken dinlenme, hata yapma ve yön değiştirme haklarını unutabiliyor.

Sosyal medya bütünüyle olumsuz bir alan değildir. İnsanlara dayanışma, kendini ifade etme ve benzer deneyimleri paylaşan kişilerle iletişim kurma fırsatı da sağlar. Buradaki temel mesele, kişinin kendi yaşamını yalnızca başkalarının görünür başarıları üzerinden değerlendirmemeyi öğrenmesidir.

Yalnızlık Yalnızca Bireysel Bir Sorun mu?

Gelecek kaygısı insanı yalnızlaştırabilir; yalnızlık da kaygıyı büyütebilir. Ekonomik baskılar, yoğun çalışma temposu, göç, rekabet ve dijitalleşme, ilişkilerin kurulma biçimini değiştirebilir. İnsanlar kalabalıklar içinde yaşarken güvenebilecekleri, düzenli olarak görüşebilecekleri ve zor zamanlarında destek alabilecekleri bir çevreye sahip olmayabilir.

Dünya Sağlık Örgütünün 2025 yılında yayımladığı Sosyal Bağlantı Komisyonu raporuna göre dünya genelinde yaklaşık her altı kişiden biri yalnızlık yaşamaktadır. Raporda yalnızlığın özellikle ergenler ve genç yetişkinler arasında daha yaygın olduğu belirtilmektedir (World Health Organization, 2025).

Bu nedenle yalnızlığı yalnızca sosyal beceri eksikliğiyle açıklamak yeterli değildir. Gençlerin yaşadıkları şehirlerde güvenli ortak alanlara, ulaşılabilir kültür ve spor etkinliklerine, arkadaşlıklarını sürdürebilecek zamana ve destekleyici topluluklara ihtiyaçları vardır. Bazen sorun insanın bağ kurmak istememesi değil, bağ kurabileceği ortamların sınırlı olmasıdır.

Neler Yapılabilir?

Gelecek kaygısıyla baş etmede psikolojik destek önemli bir kaynak olabilir. Psikolojik danışmanlık, kişinin kaygısını anlamasına, belirsizlikle kurduğu ilişkiyi fark etmesine ve daha işlevsel baş etme yolları geliştirmesine katkı sağlayabilir. Gerektiğinde profesyonel destek almak, güçsüzlüğün değil, kişinin kendine gösterdiği özenin bir göstergesidir.

Bununla birlikte, gelecek kaygısını yalnızca bireysel çabalarla çözülebilecek bir sorun olarak görmek yeterli değildir. Gençlerin erişilebilir ruh sağlığı hizmetlerine, nitelikli kariyer rehberliğine, güvenli sosyal alanlara ve geleceğe dair öngörülebilir yaşam koşullarına ihtiyaçları vardır. Gençleri yalnızca başarılarıyla değil, içinde bulundukları toplumsal koşullar ve gösterdikleri çabayla birlikte değerlendirebilmek, geleceğe yönelik umut duygusunu güçlendirebilir.

Sonuç olarak, gelecek kaygısını anlamak yalnızca bireyin düşüncelerini ve duygularını değil, içinde yaşadığı toplumsal koşulları da anlamayı gerektirir. Bu nedenle gençlerin yaşadığı kaygıyı kişisel bir yetersizlik ya da başarısızlık olarak görmek yerine, psikolojik ve toplumsal etkenlerin birlikte şekillendirdiği bir deneyim olarak ele almak daha kapsayıcı bir yaklaşım sunar. Çünkü bazen tükenen bireyler değil, bireyleri tüketen koşullardır.

Kaynakça

  • Türkiye İstatistik Kurumu. (2025, 16 Mayıs). İstatistiklerle gençlik, 2024. TÜİK.
  • World Health Organization. (2025). From loneliness to social connection: Charting a path to healthier societies: Report of the WHO Commission on Social Connection. World Health Organization.
Helin Taş
Helin Taş
Sosyolog. Yüksek lisans eğitimine kendi alanında devam etmekte ve tez dönemindedir. Toplumu anlamanın en güçlü yolunun okumak ve yazmak olduğuna inanır. Bu nedenle yazarlığı yalnızca bir ifade biçimi değil, toplumsal bilinç oluşturan bir sorumluluk olarak görmektedir. Psikoloji ve sosyolojinin birbirini tamamlayan iki alan olduğunu savunur; bireyin iç dünyası anlaşılmadan toplumu, toplum çözülmeden bireyin kavranamayacağını vurgular. Yazılarında düşünceye dokunmayı, farkındalık yaratmayı ve küçük de olsa değişime katkı sunmayı amaçlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar