Hayatımızın birçok döneminde bir sonraki adımı düşünerek yaşarız. İlkokul biter, ortaokul başlar. Lise sona erer, üniversite gelir. Her zaman önümüzde bizi bekleyen yeni bir basamak vardır. Ancak mezuniyet, bu düzenin bozulduğu ilk eşiklerden biridir. Diploma elinize geçtiğinde yıllardır beklediğiniz o an gelir ama onunla birlikte çoğu kişinin zihninde aynı soru belirir: "Şimdi ne olacak?"
Ben de bu soruyla yüzleşenlerden biriyim.
Mezun olmanın bana yalnızca mutluluk getireceğini düşünürdüm. Oysa hissettiğim ilk duygu büyük bir belirsizlik oldu. Çünkü yıllardır beni yönlendiren bir sistem vardı. Ders programları, sınavlar, ödevler ve dönemler… Ne yapacağımı büyük ölçüde biliyordum. Mezuniyetle birlikte ise ilk kez kendi yolumu tamamen kendim çizmek zorunda olduğumu fark ettim.
Psikolojide belirsizliğin insan üzerinde önemli bir stres kaynağı olduğu kabul edilir. İnsan beyni öngörülebilirliği sever. Geleceği planlayabildiğinde kendini daha güvende hisseder. Ancak geleceğin nasıl şekilleneceğini bilemediğimiz dönemlerde zihnimiz olası senaryolar üretmeye başlar. "Ya iş bulamazsam?", "Ya yeterince iyi değilsem?", "Ya herkes ilerlerken ben geride kalırsam?" gibi düşünceler çoğumuzun aklından geçer. Aslında bu düşünceler yalnız olmadığımızın da bir göstergesidir. Çünkü mezuniyet sonrası kaygısı, birçok genç yetişkinin deneyimlediği doğal bir geçiş sürecidir.
Bu noktada önemli olan, kaygının varlığı değil; onun hayatımızı yönetmesine izin verip vermediğimizdir. Kaygı bazen bize hazırlanmamız gerektiğini hatırlatan bir sinyal olabilir. Fakat sürekli en kötü ihtimali düşünmek, henüz yaşanmamış bir geleceği bugünden yaşamaya çalışmak anlamına gelir. Bu da hem motivasyonu hem de öz güveni olumsuz etkileyebilir.
Sosyal medya ise bu süreci zaman zaman daha da zorlaştırabiliyor. Birileri yüksek maaşlı bir işe başlamış oluyor, bir başkası yüksek lisansa kabul alıyor, bir diğeri yurt dışına taşınıyor. Başkalarının başarı hikâyelerini izlerken kendi yolculuğumuzu eksik ya da yavaş sanabiliyoruz. Oysa herkesin başlangıç noktası, imkânları ve zamanı farklıdır. Aynı yaşta olmak, aynı yerde olmamız gerektiği anlamına gelmez.
Belki de mezuniyet, bize cevaplardan çok sorular getiriyor. Fakat bazen gelişim tam da bu soruların içinde başlıyor. Çünkü artık seçimlerimizi biz yapıyoruz. Hata yapma ihtimalimiz de var, yön değiştirme ihtimalimiz de… Ve bunların hiçbiri başarısız olduğumuz anlamına gelmiyor. Aksine, yetişkinliğin önemli parçalarından biri de belirsizlikle yaşamayı öğrenmek.
Bugün ben de "Şimdi ne olacak?" sorusunun kesin cevabını bilmiyorum. Belki yarın planlarım değişecek, belki hayalini kurduğum yolda ilerleyeceğim, belki de hiç beklemediğim bir kapı açılacak. Ama şunu biliyorum ki hayat, tüm cevapları aynı anda vermiyor. Bazen yalnızca bir sonraki adımı gösteriyor.
Belki de mezuniyet, bir son değil; ilk kez kendi hikâyemizi yazmaya başladığımız sayfadır. Ve belki de "Şimdi ne olacak?" sorusunun en güzel yanı, cevabını henüz bilmiyor olmamızdır. Çünkü bazen insanı büyüten şey, kesin cevaplar değil; cesaretle atılan ilk adımdır.


