Pazartesi, Ağustos 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

YIKINTILARIN ARASINDAN: TRAVMA SONRASI BÜYÜME ÜZERİNE

Önce, Travmanın Kendisinden Söz Edelim

Travma, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidinin yaşandığı, bedensel bütünlüğe yönelik bir tehlikenin ortaya çıktığı ve kişinin ya bizzat yaşadığı ya da tanık olduğu olaylar olarak tanımlanır (APA, 1994’ten akt. Akcan, 2018). Deprem, sel, savaş, saldırıya uğrama, istismar, trafik kazaları, yaşamı tehdit eden bir hastalık tanısı ya da tehlikeli bir olaya şahit olmak bu tanımın içine girer (Öztürk, 2017). Yüksel’in (2000) belirttiği gibi, bu tür yaşantılar bizi hayatın normal akışından koparır, alışıldık başa çıkma yöntemlerimizi saf dışı bırakır.
Judith Herman’a (1992) göre travma, insana kontrol, bağ kurma ve anlam duygusu veren günlük davranış sistemini altüst eder. Yani travma sadece “kötü bir şey yaşamak” değil, dünyayla kurduğumuz temel ilişkinin sarsılmasıdır. Önder ve Tural (2004) da ruhsal travmayı, insanın kendi güçsüzlüğü ve çaresizliğiyle yüzleşmesi olarak tarif eder.

Şimdi, Çok Net Konuşalım: Bu, Acıyı Hafife Almak Değil

“Travma seni güçlendirir” cümlesi, yanlış elde, acı çeken birine söylenebilecek en zalim cümlelerden birine dönüşebilir. Bu yüzden önce şunu netleştirmek gerekir: travmatik olaylar her şeyden önce yıkıcıdır; korku, yas, öfke, saplantılı düşünceler, bedenin sürekli tetikte kalması olağan tepkilerdir. Kılıç’ın (2003) belirttiği gibi, travmanın fiziksel sonuçlarının yanı sıra anksiyete, depresyon, madde bağımlılığı, hatta intihar riski gibi ağır psikolojik sonuçları da olabilir.
Ancak uzun yıllar bilim, travmanın neden bozduğuna odaklanmıştır çünkü klinik ortamlara gelenler zaten acı çekenlerdi. Oysa Tedeschi ve Calhoun’un topladığı veriler, travma sonrasında büyüme bildiren kişilerin sayısının, psikiyatrik bozukluk bildirenlerden çok daha fazla olduğunu gösteriyor (Tedeschi & Calhoun, 2004). Sawyer ve Ayers’in (2009) araştırması bunu rakamlarla destekliyor: travma yaşayan kişilerin yüzde 30 ila 90’ı, deneyimin ardından bazı olumlu değişimler bildirmiş. En önemli bulgu ise şu: büyüme, acının yerine geçmez; ikisi aynı anda, iç içe yaşanabilir. Biri diğerini geçersiz kılmaz (Tedeschi & Calhoun, 2004).
Bunu içselleştirmek önemlidir çünkü hâlâ acı çeken birine “ama sen bundan güçlenerek çıkacaksın” demek, onun acısını görmezden gelmek olur. Büyüme dayatılamaz; sadece bazen kendiliğinden yol alır.

Peki Bu “Büyüme” Tam Olarak Ne?

Tedeschi ve Calhoun büyümeyi, kişinin krizden önceki işlevsellik düzeyini fiilen aşan, olumlu yönde bir değişim olarak tanımlar. Sadece toparlanmak değil, bazı yönlerden hiç yaşamadığı bir yere varmaktır (Tedeschi & Calhoun, 2004). Bu tanım alanda farklı kelimelerle de yankılanır: kimi “güçlenme,” kimi “strese bağlı gelişim” der (Calhoun & Tedeschi, 1999’dan akt. Akcan, 2018). Özlü, Yıldız ve Aker (2010) bunu, travmatik bir olay ve onunla verilen mücadele sonrasında ortaya çıkan bilişsel, duygusal ve davranışsal bir dönüşüm olarak tarif eder. Zoellner ve Maercker’e (2006) göre ise büyüme, travmatik stresle baş etmenin bizzat kendisinin geliştirdiği bir mekanizmadır. Ortak nokta şu: bu, “zarar görmemek” değil, zarardan sonra ortaya çıkan gerçek bir değişimdir (Tedeschi & Calhoun, 2004).
Bunu benzer görünen ama farklı üç kavramdan ayırmak gerekir:
• Dayanıklılık (resilience): Zorluğa rağmen hayata devam edebilme gücü.
• Metanet (hardiness): Meydan okumayı seven, olayları kontrol edebileceğine inanan bir mizaç.
• İyimserlik (optimism): Olayların iyi sonuçlanacağına dair genel bir beklenti.
Bu üç özellik insanı travmadan daha az yara alarak çıkarır. Travma sonrası büyüme ise tam tersi bir mantıkla işler. Tedeschi ve Calhoun, bu kapasitelerde zaten güçlü olan kişilerin, travmadan daha az sarsıldıkları için paradoksal biçimde daha az büyüme bildirebileceğini öne sürer (Tedeschi & Calhoun, 2004). Sanki büyümenin bir bedeli var: gerçekten sarsılmış, dünyanıza dair bir şeyin gerçekten kırılmış olması gerekiyor.

Bir Deprem Gibi: Zihnin Yeniden İnşası

Yazarların kullandığı en dokunaklı benzetme, bir deprem metaforudur (Calhoun & Tedeschi, 1998; Tedeschi & Calhoun, 2004). Hepimizin zihninde, dünyanın iyi niyetli, öngörülebilir ve kontrol edilebilir olduğuna dair sessiz bir “varsayımsal dünya” inancı vardır. Travmatik bir olay, sismik bir sarsıntı gibi bu temelleri çatlatır, bazen yerle bir eder (Tedeschi & Calhoun, 2004).
Büyüme travmanın kendisinden değil, travmanın ardından verilen mücadeleden doğar (Tedeschi & Calhoun, 2004). Depremden sonra bir şehrin daha dayanıklı binalar inşa etmeyi öğrenmesi gibi, zihin de enkazın içinden eskisinden daha sağlam yeni şemalar kurabilir.
Bu süreç adım adım ilerler: Önce istemsiz bir kasırga, travmanın hemen ardından görüntüler ve düşünceler zihne davetsiz, durdurulamaz biçimde girer. Sonra yavaş bir yatışma, kişi, taşıyamayacağı eski hedeflerden ve varsayımlardan yavaşça ayrışmaya başlar. Ve nihayet bilinçli bir yeniden kurma, zihin travmayı kasıtlı biçimde işlemeye başlar, anlam arar, kendi hikâyesini yeniden yazar.
Burada bir inceliğe dikkat çekmek gerekir: “saplantılı düşünme” (ruminasyon) genellikle depresyonla, kendini yiyip bitiren bir döngüyle özdeşleştirilir. Ama Tedeschi ve Calhoun, büyümeyle ilişkili düşünme biçiminin farklı bir karakteri olduğunu vurgular. Kendini cezalandıran değil, anlam arayan, inşa eden bir düşünme (Tedeschi & Calhoun, 2004; Martin & Tesser, 1996).

Büyümenin Beş Yüzü

Tedeschi ve Calhoun’un geliştirdiği Travma Sonrası Büyüme Envanteri, bu değişimin beş alanda kendini gösterebileceğini ortaya koyar (Tedeschi & Calhoun, 1996; 2004). King ve Hicks’in (2009) bağımsız araştırması da neredeyse aynı beş alanı doğrular.
Hayata dair derin bir takdir, önceliklerin sarsılması: “Küçük şeyler” hiçbir zaman küçük olmadığını gösterir kendini (Tedeschi & Calhoun, 2004). İnci ve Boztepe (2013), bu değişimin insanları rutinlerin dışına çıkarabildiğini, önceliklerini daha anlamlı biçimde yeniden düzenleyebildiklerini belirtir.
Başkalarıyla daha sıcak, daha gerçek bağlar: Çocuğunu kaybeden ebeveynlerle yapılan görüşmeler, insanların gerçek dostlarının kim olduğunu bu süreçte öğrendiğini, empati kapasitelerinin genişlediğini gösterir (Calhoun ve ark., 2000; Tedeschi & Calhoun, 2004). Slyke’nin (2014) çalışması da benzer biçimde, travma yaşantısı olanların daha derin ilişkiler kurmalarını sağlayan bir şefkat ve empati artışı yaşadığını doğrular.
“Bunu atlattıysam, her şeyin üstesinden gelebilirim” hissi: Bu güç hissi çoğu zaman artan bir kırılganlık duygusuyla birlikte yaşanır (Tedeschi & Calhoun, 2004). Sheikh (2008), kişinin öz-yeterliliğine daha güçlü bir inanç geliştirebildiğini, engelleri aşma konusunda yeni bir güven kazanabildiğini gösterir.
Hiç düşünülmemiş yeni yollar: Travma bazen önceden hiç akla gelmemiş bir hayata kapı aralar. Sheikh’e (2008) göre kişi, gelecek için daha tatmin edici, kendince daha anlamlı bir yol belirlediğini fark edebilir.
Manevi ve varoluşsal bir derinleşme: Bu mutlaka dini bir çerçevede olmak zorunda değildir; ateist kişiler de varoluşsal sorularla daha yoğun bir angajman kurarak büyüme bildirebilir. Sheikh (2008), kişilerin dini bağlılıklarından bağımsız olarak kendilerinden daha büyük bir şeyle bağ kurma konusunda kendilerini daha yetenekli hissettiklerini aktarır.
Bu beş alanın ortak bir kalbi vardır: her birinde bir paradoks yaşanır. Yaradan yeşermek, kırılganlığın tam ortasında bir güç hissetmek, manevi şüphenin içinden daha derin bir inanç filizlenmesi.

Kim Daha Çok Büyüyor?

Linley ve Joseph’in (2004) bulgularına göre kadınlar erkeklere, genç bireyler yaşlı bireylere kıyasla ortalamada daha fazla büyüme bildirir. Büyüme, yüksek gelir ve eğitim düzeyiyle de ilişkilidir; üstelik olayın “ne kadar tehlikeli algılandığı,” nesnel şiddetinden bile daha belirleyici olabilir.
Daha çarpıcı bir bulgu: Creamer ve arkadaşlarının (2009) çalışması, çocukluk döneminde travma yaşamış yetişkinlerin, yetişkinlikte karşılaştıkları yeni bir travma sonrasında daha düşük düzeyde umut ve daha az büyüme bildirdiğini gösterir. Erken yaşta yaralanmış bir insanın yeni bir darbeden “büyüyerek” çıkması daha zor olabilir — belki de bu yüzden çocukluk travmalarıyla büyümüş insanlara karşı daha sabırlı, daha şefkatli olmamız gerekir.

Büyümeyi Kolaylaştıran Nedir?

Belli kişilik eğilimleri: Dışadönüklük ve deneyime açıklık, büyümeyle mütevazı ama tutarlı biçimde ilişkilidir. Şaşırtıcı olan ise şu: nevrotiklik büyümeyle neredeyse hiç ilişkili çıkmamıştır — kendini kırılgan hisseden biri de derin bir büyüme yaşayabilir. Sheikh’in (2008) bulguları bunu destekler: dışadönüklük, deneyime açıklık ve yumuşak başlılık yüksek düzeyde büyümeyle, yüksek nevrotiklik ise düşük düzey büyümeyle ilişkilidir. Prati ve Pietrantoni’nin (2009) meta-analizi, bu özelliklere sahip bireylerin daha etkili başa çıkma becerilerine sahip olduğunu ve sosyal destek aramaya daha yatkın olduğunu gösterir. Tennen ve Affleck (1998) listeye kendine güveni, kontrol odağını ve iyimserliği de ekler.
Paylaşmak, anlatmak, dinlenilmek: Travmayı başkalarıyla yazarak, konuşarak, dua ederek paylaşmak, zihnin bu yükü işlemesine yardımcı olur; özellikle aynı acıdan geçmiş kişilerin desteği bambaşka bir güven duygusu yaratır (Tedeschi & Calhoun, 2004). Linley ve Joseph (2004) ile Prati ve Pietrantoni (2009), buna kabullenme, olumlu yeniden değerlendirme ve dini/manevi başa çıkma yöntemlerini de ekler. Bir olayı zihinde olumlu bir çerçeveyle yeniden ele alabilme becerisi, hem büyüme hem de travmaya sağlıklı uyum için neredeyse vazgeçilmezdir (Prati & Pietrantoni, 2009).
Zaman, ama fazla değil: İlk aylardaki anlam arayışı büyümeyle olumlu ilişkiliyken, yıllarca süren, sonuca varmayan arayış daha çok acıyla ilişkilendirilmiştir (Tedeschi & Calhoun, 2004). Teodorescu ve arkadaşlarının (2012) mülteciler üzerindeki araştırması, hem travmatik olay sayısının hem de geçen sürenin büyümeyi belirleyen önemli değişkenler olduğunu gösterir. Aradan geçen zaman uzadıkça büyüme artarken, davranışsal sorunlarla ilişkisi azalır — zaman, doğru koşullarda gerçekten iyileştirici olabilir.

Büyüme İle Acı, Gerçekten Aynı Anda Yaşanabilir Mi?

Bu sorunun cevabı literatürde net değildir ve bu netsizliğin kendisi bile öğreticidir. Bazı araştırmalar travma sonrası büyüme ile stres belirtileri arasında olumlu bir ilişki bulur (Solomon & Dekel, 2007; Kardaş & Tanhan, 2013); bazıları olumsuz bir ilişki gösterir (Frazier, Conlon & Glaser, 2001); bazıları ise anlamlı bir ilişki bulamaz (Salsman ve ark., 2009). Kleim ve Ehlers (2009), ilişkinin doğrusal değil eğrisel olabileceğini öne sürer. Kira ve arkadaşlarının (2013) bulguları bunu destekler: ne çok düşük ne de çok yüksek stres yüksek büyümeyi yordar; belirleyici olan orta düzeyde bir strestir.
Bu, acının tıpkı bir tohumun filizlenmesi için gereken belirli bir nem ve ısı gibi, büyümenin önkoşullarından biri olabileceğini düşündürür. Ama fazlası, o filizi de boğabilir.
Umutsuzluğun rolü de önemlidir. Kardaş ve Tanhan’ın (2013) araştırması, umutsuzluk yükseldikçe büyümenin azaldığını, azaldıkça arttığını gösterir. Dürü’nün (2006) çalışması da bu ilişkiyi doğrular. Belki de büyümenin en görünmez ön koşullarından biri, insanın içinde hâlâ küçük de olsa bir umut kıvılcımının kalmış olmasıdır.

Bir Yanılsama Mı, Gerçek Bir Dönüşüm Mü?

Alanda hâlâ süren bir tartışma var. Bazı araştırmacılar, travma sonrası büyümenin gerçek bir değişimden çok, kişinin kendini iyi hissetmek için geliştirdiği bir tür zihinsel savunma olabileceğini öne sürer (Frazier, Conlon & Glaser, 2001). Diğerleri buna itiraz eder: Shakespeare-Finch ve Barrington’ın (2012) çalışması, kişinin bildirdiği büyümenin sadece kendi algısında kalmadığını, yakınları tarafından da gözlemlenebilir, somut davranış değişiklikleri olarak doğrulandığını gösterir. Büyüme, sadece kendimize anlattığımız bir hikâye değil, bazen başkalarının da görebildiği gerçek bir dönüşüm olabilir.

Okuyucularımıza Bırakmak İstediğim Düşünce

Travma sonrası büyümeyi bir beklenti, bir hedef haline getirmemek gerekir. Tedeschi ve Calhoun bunu özellikle vurgular: travmanın otomatik olarak bozukluğa yol açacağı varsayımını, “her acı seni güçlendirir” gibi başka bir aşırı basitleştirmeyle değiştirmemeliyiz (Tedeschi & Calhoun, 2004). Çünkü büyüyen insanların çoğu, büyümeyi aramıyordu; onlar sadece hayatta kalmaya, hayatın hâlâ yaşamaya değip değmediğini anlamaya çalışıyorlardı. Büyüme, bu sessiz mücadelenin bir yan ürünü olarak gelir — davet edilmeden, çoğu zaman fark edilmeden.
Belki de bu yazıdan geriye kalması gereken tek cümle şu: Acı çeken birine “bak, bundan bir şey öğreneceksin” demek bize düşmez. Ama onun yanında durmak, anlatmasına izin vermek, acele ettirmeden dinlemek, ona yarasını sararken eşlik etmek… Belki de büyümenin kendiliğinden filizlenebileceği toprağı hazırlayan şey tam olarak budur.

Kaynakça

  • Akcan, G. (2018). Travma sonrası büyüme: Bir gözden geçirme. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 3(3), 61–70.
  • American Psychiatric Association (APA). (1994). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (DSM-IV).
  • Calhoun, L. G., & Tedeschi, R. G. (1998). Posttraumatic growth: Future directions. R. G. Tedeschi, C. L. Park, & L. G. Calhoun (Ed.), Posttraumatic growth: Positive change in the aftermath of crisis içinde (ss. 215–238). Lawrence Erlbaum Associates.
  • Calhoun, L. G., & Tedeschi, R. G. (1999). Facilitating posttraumatic growth: A clinician's guide. Routledge.
  • Calhoun, L. G., Tedeschi, R. G., Fulmer, D., & Harlan. (2000, Ağustos). Parental bereavement, rumination, and posttraumatic growth [Poster sunumu]. American Psychological Association Yıllık Toplantısı, Washington, DC.
  • Creamer, M., ve diğerleri. (2009). Evaluation of the dispositional hope scale in injury survivors. Journal of Research in Personality, 43(4), 613–617.
  • Dürü, Ç. (2006). Travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyümenin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi ve bir model önerisi [Yayımlanmamış doktora tezi]. Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
  • Frazier, P., Conlon, A., & Glaser, T. (2001). Positive and negative life changes following sexual assault. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 69(6), 1048–1055.
  • Herman, J. L. (1992). Complex PTSD: A syndrome in survivors of prolonged and repeated trauma. Journal of Traumatic Stress, 5(3), 377–391.
  • İnci, F., & Boztepe, H. (2013). Travma sonrası büyüme: Öldürmeyen acı güçlendirir mi? Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 4(2), 80–84.
  • Kardaş, F., & Tanhan, F. (2013). Van depremi'ni yaşayan üniversite öğrencilerinin travma sonrası stres, travma sonrası büyüme ve umutsuzluk düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Yüzüncü Yıl Üniversitesi.
  • Kılıç, C. (2003). Ruhsal travma sonrası stres bozukluğu gelişiminin belirleyicileri: Bir gözden geçirme. T. Aker & M. E. Önder (Ed.), Psikolojik travma ve sonuçları içinde (ss. 51–77).
  • King, L. A., & Hicks, J. A. (2009). Detecting and constructing meaning in life events. The Journal of Positive Psychology, 4(5), 317–330.
  • Kira, İ. A., ve diğerleri. (2013). The dynamics of posttraumatic growth across different trauma types in a Palestinian sample. Journal of Loss and Trauma, 18(2), 120–139.
  • Kleim, B., & Ehlers, A. (2009). Evidence for a curvilinear relationship between posttraumatic growth and posttrauma depression and PTSD in assault survivors. Journal of Traumatic Stress, 22(1), 45–52.
  • Linley, P. A., & Joseph, S. (2004). Positive change following trauma and adversity: A review. Journal of Traumatic Stress, 17(1), 11–21.
  • Martin, L. L., & Tesser, A. (1996). Clarifying our thoughts. R. S. Wyer (Ed.), Ruminative thought: Advances in social cognition (Cilt 9) içinde (ss. 189–209). Lawrence Erlbaum Associates.
  • Önder, E., & Tural, Ü. (2004). Travma sonrası stres bozukluğunda tedavi kılavuzu. Anksiyete bozuklukları tedavi kılavuzu. Türk Psikiyatri Derneği.
  • Özlü, A., Yıldız, M., & Aker, T. (2010). Posttraumatic growth and related factors in caregivers of schizophrenia patients. Issues, 12, 15.
  • Öztürk, E. (2017). Travma ve dissosiyasyon: Dissosiyatif kimlik bozukluğunun psikoterapisi ve aile dinamikleri (1. Baskı). Nobel Tıp Kitabevleri.
  • Prati, G., & Pietrantoni, L. (2009). Optimism, social support, and coping strategies as factors contributing to posttraumatic growth: A meta-analysis. Journal of Loss and Trauma, 14(5), 364–388.
  • Salsman, J. M., ve diğerleri. (2009). Posttraumatic growth and PTSD symptomatology among colorectal cancer survivors: A 3-month longitudinal examination of cognitive processing. Psycho-Oncology, 18(1), 30–41.
  • Sawyer, A., & Ayers, S. (2009). Post-traumatic growth in women after childbirth. Psychology and Health, 24(4), 457–471.
  • Shakespeare-Finch, J., & Barrington, A. J. (2012). Behavioural changes add validity to the construct of posttraumatic growth. Journal of Traumatic Stress, 25(4), 433–439.
  • Sheikh, A. I. (2008). Posttraumatic growth in trauma survivors: Implications for practice. Counselling Psychology Quarterly, 21(1), 85–97.
  • Slyke, J. V. (2014). Post-traumatic growth.
  • Solomon, Z., & Dekel, R. (2007). Posttraumatic stress disorder and posttraumatic growth among Israeli ex-POWs. Journal of Traumatic Stress, 20(3), 303–312.
  • Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (1996). The posttraumatic growth inventory: Measuring the positive legacy of trauma. Journal of Traumatic Stress, 9(3), 455–471.
  • Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (2004). Posttraumatic growth: Conceptual foundations and empirical evidence. Psychological Inquiry, 15(1), 1–18.
  • Tennen, H., & Affleck, G. (1998). Personality and transformation in the face of adversity. R. G. Tedeschi, C. L. Park, & L. G. Calhoun (Ed.), Posttraumatic growth: Positive changes in the aftermath of crisis içinde (s. 65).
  • Teodorescu, D.-S., ve diğerleri. (2012). Posttraumatic growth, depressive symptoms, posttraumatic stress symptoms, post-migration stressors and quality of life in multi-traumatized psychiatric outpatients with a refugee background in Norway. Health and Quality of Life Outcomes, 10(1), 84.
  • Yüksel, Ş. (2000). Felakete uyum ve ruh sağlığı. Klinik Psikiyatri, 3, 5–11.
  • Zoellner, T., & Maercker, A. (2006). Posttraumatic growth in clinical psychology—A critical review and introduction of a two component model. Clinical Psychology Review, 26(5), 626–653.
Ece Çadıroğlu
Ece Çadıroğlu
Ben Ece Çadıroğlu. Bahçeşehir Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik ve Psikoloji lisans mezunuyum. Şu anda PDR alanında tezli yüksek lisansıma devam ediyorum. Bunun yanı sıra danışanlarımla BDT ve KSÇOT odaklı çalışmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar