Demek ki neymiş; herkesin her şeyine en önde koşulmazmış… Sıra sana geldiğinde anlıyorsun.
Hayatın bize öğrettiği en ağır dersler çoğu zaman büyük travmalarla değil, küçük hayal kırıklıklarının tekrar tekrar yaşanmasıyla gelir. Belki de bu yüzden son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşılaştığımız şu cümle birçok insanın içine dokunuyor:
“Demek ki neymiş; herkesin her şeyine en önde koşulmazmış. Sıra sana geldiğinde anlıyormuşsun.”
Bu cümle ilk bakışta kırgınlık, sitem ya da öfke gibi görünse de psikolojik açıdan çok daha derin bir gerçeği içinde barındırıyor. Çünkü birçok insan, değerli olmanın yolunu başkaları için vazgeçilmez olmaktan geçtiğine inanarak büyüyor. Sürekli yardım eden, herkesi düşünen, kimseyi kırmamaya çalışan, herkesin yükünü sırtlanan kişiler çoğu zaman bunu yalnızca iyi niyetlerinden dolayı yapmıyor. Çoğu zaman bunun altında görülme, kabul edilme ve sevilme ihtiyacı yatıyor.
Çocukluk yıllarında sevgiyi koşullu deneyimleyen bireyler, yetişkin olduklarında da aynı döngüyü sürdürebiliyorlar. “İyi olursam sevilirim.”, “Herkese yetişirsem değerli olurum.”, “Hayır dersem beni istemezler.” gibi farkında bile olmadıkları inançlarla yaşamlarını şekillendiriyorlar. Böylece başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymak zamanla bir tercih olmaktan çıkıp kimliklerinin bir parçası hâline geliyor.
Bir psikolog olarak danışanlarımdan sıkça duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben herkese koştum ama kimse bana koşmadı.”
İşte bu cümle, yıllarca ertelenen duygusal ihtiyaçların sessiz çığlığıdır. Psikolojide buna zaman zaman insan memnun etme davranışı (people pleasing) denir. Kişi sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendi sınırlarını fark edemez hâle gelir. Yardım etmek onun için doğal bir davranış olmaktan çıkar; reddedemediği bir zorunluluğa dönüşür. Çünkü hayır demek suçluluk hissettirir, dinlenmek bencillik gibi gelir, kendini seçmek ise vicdan azabı yaratır. Oysa sağlıklı ilişkiler tek taraflı fedakârlık üzerine kurulmaz.
Bir ilişkinin dostluk, aile bağı ya da romantik ilişki olması fark etmez. Sağlıklı ilişkilerde destek karşılıklıdır. Elbette her zaman eşit olmak zorunda değildir; bazen biri daha fazla verir, bazen diğeri. Ancak denge uzun süre yalnızca tek bir kişinin omuzlarında kaldığında ilişki zamanla tükenmeye başlar.
Sürekli herkes için koşan insanlar çoğu zaman yorulduklarını bile fark etmezler. Çünkü durmayı unutmuşlardır. Bir telefon geldiğinde ilk onlar gider. Bir sorun çıktığında ilk onlar çözmeye çalışır. Birinin morali bozulduğunda saatlerce dinlerler. Fakat kendi canları yandığında telefon rehberindeki isimlere uzun uzun bakıp kimi arayacaklarını bilemezler.
İşte asıl kırgınlık da burada başlar.
Çünkü aslında bekledikleri şey yapılan iyiliğin birebir karşılığı değildir. Bekledikleri şey görülmektir.
“Ben seni düşündüğüm kadar sen de beni düşündün mü?”
“Ben yorulduğumda bunu fark ettin mi?”
“Ben sustuğumda sesimi duydun mu?”
Bu sorular çoğu zaman yüksek sesle sorulmaz. İçimizde sessizce birikir. Biriktikçe de hayal kırıklığına dönüşür.
Burada önemli olan nokta şudur: İnsanların size sizin onlar için yaptıklarınızı yapmaması her zaman sizi sevmedikleri anlamına gelmez. Her insanın sevgi gösterme biçimi, duygusal kapasitesi ve ilişki kurma şekli farklıdır. Ancak sürekli aynı ilişkilerde değersiz hissediyorsanız, yalnızca karşınızdaki kişileri değil, kendi ilişki kurma biçiminizi de sorgulamak gerekir. Kendimize şu soruyu sormayı öğrenmeliyiz: Ben gerçekten yardım etmek istediğim için mi koşuyorum, yoksa sevilmekten mahrum kalmamak için mi?
Bu iki motivasyon dışarıdan aynı görünse de psikolojik olarak birbirinden oldukça farklıdır. Gerçek yardım özgürdür. Onay alma ihtiyacından doğan yardım ise görünmez bir beklenti taşır ve beklenti karşılanmadığında kırgınlık kaçınılmaz olur.
Sınır koymak tam da bu noktada önem kazanır. Ne yazık ki toplumumuzda sınır koyan insanlar çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa psikolojik sınırlar, insanları uzaklaştırmak için değil; ilişkileri sağlıklı tutabilmek için vardır.
Hayır diyebilmek sevgisizlik değildir.
Her telefonu açmamak ilgisizlik değildir.
Her sorunu çözmeye çalışmamak umursamazlık değildir.
Kendi ruh sağlığını korumaya çalışmak bencillik hiç değildir.
Çünkü tükenen bir insanın kimseye uzun vadede faydası olamaz.
Uçaklarda yapılan güvenlik anonsunu düşünün. Oksijen maskesi düştüğünde önce kendi maskenizi takmanız söylenir. Bunun nedeni bencil olmanız değil, başkasına yardım edebilmeniz için önce nefes alabiliyor olmanızdır. Psikolojik dayanıklılık da tam olarak böyledir.
Kendini sürekli ihmal eden insanlar zamanla duygusal tükenmişlik yaşayabilir. Yapılan araştırmalar, kronik stres ve sürekli başkalarının ihtiyaçlarını önceliklendirme davranışının tükenmişlik, kaygı belirtileri ve depresif duygudurum riskini artırabildiğini göstermektedir. Bu nedenle öz bakım yalnızca kişisel bir tercih değil, ruh sağlığını koruyan önemli bir psikolojik gerekliliktir.
Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatlarının belli bir döneminde sessizce geri çekilirler. Artık herkese yetişmemeye başlarlar. Eskisi kadar açıklama yapmazlar. Her davete gitmez, her sorunu üstlenmez, her yükü omuzlamazlar.
Dışarıdan bakıldığında değişmiş gibi görünürler. Oysa çoğu zaman ilk kez kendilerine yaklaşmışlardır.
Olgunlaşmak bazen herkese koşmayı bırakıp kendine dönmeyi öğrenmektir. Çünkü insan, kendi ihtiyaçlarını yıllarca ertelediğinde yalnızca yorgun düşmez; zamanla kim olduğunu da unutabilir.
Belki de o meşhur cümleyi biraz değiştirmek gerekir:
“Demek ki neymiş; herkesin her şeyine en önde koşmak değilmiş marifet. Asıl marifet, kimin gerçekten yanında olacağını ayırt edebilmek ve gerektiğinde kendin için de aynı özeni gösterebilmekmiş.”
Unutmayın; sizi gerçekten seven insanlar, yalnızca siz onlara yetiştiğinizde değil, siz yorulduğunuzda da yanınızda olmayı seçerler. Ve en önemlisi, kendi ihtiyaçlarınızı önemsemek sizi daha az iyi bir insan yapmaz. Aksine, daha sağlıklı, daha dengeli ve daha gerçek ilişkiler kurabilmeniz için gerekli olan zemini oluşturur.
Çünkü bazen hayatın en önemli farkındalığı şudur:
Kendinizi sürekli en sona koyduğunuz bir hayatın sonunda, size ilk koşması gereken kişinin aslında kendiniz olduğunu anlarsınız.

