Salı, Temmuz 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Tartışmanın Otopsisi II

Kurgusal Örneklendirme
Taraflar: Selin ve Emre (5 yıllık evli)
Görünen Tetikleyici
Selin: “Aylar öncesinden söylemiştim Emre. Bu hafta uçak biletlerini almamız gerekiyordu. Fiyatlar iki katına çıkmış. Gerçekten her şeyi ben mi takip etmek zorundayım?”

Kök Neden (Buzdağının Altı)
Yükü üstlenen taraf için sorumluluk almak zamanla bir görev olmaktan çıkmış, güven duygusunu korumanın tek yolu hâline gelmiştir. İçten içe, “Ben takip etmezsem her şey aksar.” inancı vardır. Bu yüzden sorumluluğu üstlenmek, karşı tarafı yönetme isteğinden çok, yükün altında tek başına kalma korkusundan beslenir. Yükü erteleyen taraf içinse sürekli hatırlatılmak ve yaptığı işlerin eksik bulunacağı beklentisi zamanla yetersizlik hissini büyütür. “Nasıl olsa yine beğenilmeyecek.” düşüncesi, sorumluluk almaya çalışmak yerine işi ertelemeyi ya da karşı tarafa bırakmayı daha güvenli hissettirir. Böylece biri yükü üstlenerek düzeni korumaya çalışırken, diğeri yükü erteleyerek kendini eleştirilmekten korumaya çalışır.

Söylenemeyenlerin Sessizliği
Salondaki tartışma ilk bakışta uçak biletleriyle ilgilidir.
Selin: “Takvime bir kez baksaydın bunu sen de fark edebilirdin.”
Emre: “Altı üstü tatil. Başka yere gideriz.”
Selin: “Mesele tatil değil. Her şeyi ben düşünüyorum. Sana sürekli hatırlatmak zorunda kalıyorum.”
Emre: “Çünkü bana hiç alan bırakmıyorsun. Daha başlamadan yanlış yapacakmışım gibi davranıyorsun.”
Danışma odasında buna benzer sahneleri sandığımızdan çok daha sık görüyorum. Konular değişiyor; faturalar, çocukların okul işleri, market alışverişi ya da tatil planları… Ama tartışmanın altında yatan duygular çoğu zaman birbirine şaşırtıcı derecede benziyor. Yükü üstlenen taraf aslında “Biletleri neden almadın?” diye sormuyor. İçinden geçen cümle daha çok şuna benziyor: “Bu hayatın yükünü benimle gerçekten paylaşacak mısın?” Yükü erteleyen taraf ise “Abartıyorsun.” derken aslında şunu söylemek istiyor: “Sürekli eksik kaldığımı hissediyorum. Ne yaparsam yapayım hiçbir zaman senin gözünde yeterli bir eş olamayacakmışım gibi geliyor.”

İşte ilişkilerde asıl mesafe burada oluşuyor. Tartışmanın konusu konuşuluyor; ama tartışmayı doğuran duygu konuşulamıyor. Zamanla eşler birbirini olduğu gibi görmek yerine, üstlendikleri rolleri görmeye başlıyor. Biri sürekli hatırlatan ve kontrol eden kişiye, diğeri ise sürekli uyarılan ve geri çekilen kişiye dönüşüyor.

Görünmez Kısır Döngü
İlişkilerde en yorucu süreçlerden biri, iyi niyetle yapılan davranışların zamanla tam tersini üretmesidir. Kontrol eden taraf, işler aksamayın diye biraz daha fazla hatırlatır. Diğer taraf ise kendini sürekli denetlenmiş hissettikçe biraz daha geri çekilir. Geri çekildikçe kontrol eden kişinin “Yine ben ilgilenmek zorunda kaldım.” düşüncesi güçlenir. Kontrol arttıkça sorumluluk azalır; sorumluluk azaldıkça kontrol daha da artar. İşin ironik tarafı şudur: İki taraf da aslında bu çıkmazdan kendince bir çıkış yolu aramaktadır. Biri düzeni kaybetmekten korktuğu için kontrolü tamamen eline alarak kendini güvende hissetmeye çalışır; diğeri ise hata yapıp yetersiz hissetmekten korktuğu için sorumluluktan kaçarak kendini güvenceye almaya çalışır. Ne var ki, bu kişisel koruma yöntemleri ilişkide tam tersi bir etki yaratır; taraflar farkında olmadan birbirlerinin korkularını beslerler. Bir süre sonra biri kendini ilişkinin yöneticisi gibi hissederken, diğeri sürekli performansı değerlendirilen biri gibi yaşamaya başlar. Böylece eşit yetişkin ilişkisi, fark edilmeden ebeveyn–çocuk ilişkisine dönüşür.

Karşılıklı Yatışma
Bu döngüyü değiştiren şey, kimin haklı olduğunu bulmak değildir. Asıl değişim, savunmaların altındaki duygular görünür olduğunda başlar. Geri çekilen taraf şöyle diyebildiğinde: “Sorumluluk almak istemediğim için değil, sürekli yetersiz hissettiğim için uzaklaştım. Ama bunun seni yalnız bıraktığını şimdi görebiliyorum.” Kontrol eden taraf ise şu karşılığı verebildiğinde: “Ben de seni yönetmek istemiyordum. Sadece her şeyi tek başıma taşıyormuşum gibi hissettiğim için kontrol etmeye başladım.” Bu konuşma bütün sorunları bir anda çözmez. Ertesi gün yine küçük aksaklıklar yaşanabilir. Ancak artık masada birbirini düzeltmeye çalışan iki kişi değil, birbirinin korkusunu anlamaya çalışan iki yetişkin vardır. İlişkiler çoğu zaman kusursuz iletişim sayesinde değil, çatışmadan sonra yeniden güvenli bir zeminde buluşabilme becerisi sayesinde güçlenir.

Sonuç
Yükü üstlenen taraf dışarıdan bakıldığında artık yalnızca “fazla müdahale eden, kontrolcü” biri gibi görünür; yükü erteleyen taraf ise yalnızca “ilgisiz” ya da “sorumsuz”… Maskelerin arkasına biraz yakından bakmak gerekir. Orada birinin yükün altında tek başına kalmaktan, diğerinin ise yeniden yetersiz hissetmekten korktuğu gerçeği yatar. Bir ilişkiyi iyileştirmek için, sevdiğimiz kişinin o kırıcı davranışlarının ardında da en az bizimki kadar incinmiş, korkmuş ve anlaşılmayı bekleyen bir taraf olduğunu görebilmek önemlidir. Tartışmaların gerçek kazananı, haklı çıkan taraf değil; haklılık yarışını bırakıp birbirinin korkusunu görebilen iki yetişkindir.

Hülya Saraç Ballıkaya
Hülya Saraç Ballıkaya
Hülya Saraç Ballıkaya, 1983 yılında İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Yeditepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik yüksek lisans programını onur derecesiyle bitirmiştir. Yıldız Teknik Üniversitesi Aile Danışmanlığı programını tamamlayarak aile ve çift terapileri, ebeveyn ve ergen danışmanlığı alanlarında uzmanlaşmıştır. Yaşam boyu öğrenmeyi ilke edinen Ballıkaya, akademik yolculuğunu Psikoloji lisansı ile sürdürmektedir. Danışanlarına destek sunmanın yanı sıra dijital platformlarda içerikler üreterek toplum ruh sağlığına katkıda bulunmakta ve Psychology Times’ta aile, çocuk, bağlanma, ilişkiler ve evlilik üzerine yazılarıyla okurlara hem bilgi hem de duygusal temas sağlamayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar