Mutlu olmak mı? Mutlu görünmek mi? Sosyal medyaya girdiğimizde birbirinden farklı hesaplarla karşılaşıyoruz.
Giriş
Tanıdığımız ya da tanımadığımız insanların hayatlarına şahit olma imkânımız oluyor. Storylerde gördüğümüz sanki bir dekor dergisinden fırlamış gibi görünen evler, tertemiz mobilyalar, mükemmel eşler ve çocuklarla dolu harika hayatlarını paylaşan o insanlar ne kadar da mutlu görünüyorlar değil mi? Peki gerçekten öyle mi?
Temel Çerçeve
O paylaşımları izlerken bizler de istemeden de olsa kendimizle kıyas yapmaya başlıyoruz. Psikoloji bunu çok iyi biliyor. İnsanlar kendilerini değerlendirmek için doğal olarak diğer insanlara bakıyor.
Ancak sosyal medyada gördüklerimiz, hayatın gerçeklerinden ziyade kişilerin en parlak anlarından ibaret oluyor. Uzun çalışma saatlerinden sonra eve geldiğimizde kendimize ayıracak vakit bile bulamazken diğer insanların renkli hayatlarını izlemek bizlere de kendimizi yetersiz hissettirmeye başlıyor. Çünkü çoğu zaman kendi hayatımızın perde arkasını, başkalarının özenle seçilmiş anlarıyla kıyaslıyoruz.
Değerlendirme
Peki o insanlar gerçekten bizim gördüğümüz kadar mutlu ve enerjik mi? Bu sorunun cevabını anlayabilmek için psikolojide önemli bir kavrama değinmemiz gerekiyor: hedonik uyum. Büyük umutlarla Kuzey Işıklarını izlemeye gittiğimizi varsayalım.
Gerçekten çok güzel bir manzaraya gözlerimizle şahit olmak ne büyük bir deneyim olacaktır. Ancak hedonik uyumun devreye girmesiyle birlikte birkaç saat sonra aldığımız zevk maalesef azalmaya başlayacak ve duruma adapte olduktan sonra da soğuktan şikâyet etmeye başlayacağız. Bu durum tamamen biyolojik bir süreçten ibaret.
İnsan, iyi ya da kötü her şeye adapte olmaya programlanmıştır. Hedonik uyum sayesinde insanlar olumsuz şartlar altında yaşamanın yeni yollarını bulurken, en büyük mutluluklar bile zamanla günlük hayatın sıradan bir parçası hâline gelir. Belki de sosyal medyada gördüğümüz insanların sürekli mutlu görünmelerinin nedeni, gerçekten sürekli mutlu olmaları değildir.
Çünkü biz onların hayatlarının tamamını değil, yalnızca paylaşmayı seçtikleri en güzel anları görüyoruz. Geriye kalan sıradan günler, hayal kırıklıkları ve zorluklar ise çoğu zaman ekranın dışında kalıyor. Belki de bu yüzden kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Gerçekten mutlu olmaya mı çalışıyoruz, yoksa mutlu görünmeye mi?
Mutlu görünmek için harcadığımız çaba arttıkça kendimizi daha yorgun, daha kaygılı ve daha stresli hissetme olasılığımız da artıyor. Dışarıya karşı taktığımız o maske, içimizde yaşadığımız duyguları ya da sorunları ortadan kaldırmıyor; yalnızca onları bir süreliğine görünmez kılıyor. Sahip olduğumuz daha büyük bir ev, son model bir araba ya da fiziksel olarak çok çekici bir eş gibi dışsal kazanımlar da, yukarıda bahsettiğimiz hedonik uyum nedeniyle zamanla eski heyecanını kaybediyor.
O ilk mutluluk duygusu azaldığında ise kişi, yine kendi düşünceleri, duyguları ve bitmek bilmeyen arzularıyla baş başa kalıyor. Mutluluk gerçekten ne anlama geliyor? Şu ana kadar mutluluğun ne olmadığı üzerine konuştuk.
Peki, mutluluk nedir? dediğinizi duyar gibiyim. Hadi biraz da bu sorunun üzerinde düşünelim.
Mutluluğun yalnızca maddi şeylerden ibaret olmadığını söyledik. Arabanızın markası, evinizin büyüklüğü ya da sahip olduğunuz eşyalar tek başına kalıcı bir mutluluk sağlamıyor. O hâlde mutluluk neyle ilişkili olabilir?
Psikoloji bilimi yıllardır; anlamlı ilişkiler kurmanın, bir yere ait hissedebilmenin, üretmenin ve topluma faydalı olduğunu düşünmenin mutlulukla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. İnsanın kendisinden daha büyük bir amaca hizmet ettiğini hissetmesi, yaşamına anlam katabiliyor. Ben de buna şunu eklemek istiyorum: Mutluluk, sürekli neşeli olmak ya da her an gülümsemek değildir.
Bazen üzülmek, kaygılanmak, hayal kırıklığı yaşamak da hayatın doğal bir parçasıdır. Önemli olan, yaşamın bize sunduğu tüm deneyimleri olgunlukla karşılayabilmek ve hedonik uyumun yalnızca güzel anlar için değil, zor zamanlar için de geçerli olduğunu hatırlamaktır. Çünkü insan, acıya da zamana da alışabilir; yaralarını sarıp yeniden ayağa kalkabilir.
Belki de mutluluk, hayatın getirdiği her şeyi kusursuz bulmak değil; sahip olduklarımızın kıymetini fark ederek, anlamlı bir yaşamın içinde şükredebilmektir.
Kaynakça
- Festinger, L. (1954). A Theory of Social Comparison Processes. Human Relations.
- Brickman, P., & Campbell, D. T. (1971). Hedonic Relativism and Planning the Good Society.
- Seligman, M. E. P. (2011). Flourish. Free Press.
- Chou, H.-T. G., & Edge, N. (2012). They Are Happier and Having Better Lives Than I Am. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking.


