Zihninizin bazı anlarda sizden bağımsız bir şekilde çalıştığını fark ettiniz mi? Bir süre sonra düşünce gürültüsüne dönüştüğünü… Bir konuyu netleştirmeye çalışırken zihnimiz bambaşka yollara sapar ve huzur vermeyen bitmek bilmeyen iç diyaloglar başlar.
Giriş
Çoğu zaman bu süreci sorun çözme ya da önlem alma zannederiz. Gerçekte olan ise bambaşkadır. Zihin, sürekli aynı sorunun etrafında dönerken kendi yarattığı senaryoların içinde kaybolur.
Temel Çerçeve
Bu, zihnimizin ilkel bir savunma mekanizmasıdır. Ancak günümüzün hızında, bu mekanizma bizi korumaktan çok tüketir hale geldi. Hem de acımasızca.
Victor Hugo’nun yıllar öncesinde yaptığı “Çok düşünmek aslında hiçbir şey düşünmemektir,” tespiti, tam da bugün yaşadığımız bu sıkışmışlığa parmak basıyor. Acaba bu zihinsel açmazdan çıkmanın bir yolu var mı? Zihnin Kendi Üzerine Doğru Kapanması Ruminasyon, yani klinik terminolojideki adıyla zihinsel geviş getirme, geçmişin pişmanlıkları veya geleceğin kaygıları arasında sıkışıp kalma halidir (Dalbaşı ve Kısa, 2022).
Değerlendirme
Klinik pratiğimde gözlemlediğim en büyük yanılgı, bu düşüncelerin bir sorun çözme çabası olduğunun sanılmasıdır. Oysa bir yazılımın işlemci kapasitesini aşarak kilitlenmesi gibi, zihin de aynı konu üzerinde gereğinden fazla döndüğünde bir zamandan sonra yanıt vermeyi durdurur. Sonunda ne olur?
Bir çözüme ulaşamadığınız gibi, kendi yaşamınızda eyleme geçemez hale gelirsiniz. Neden Duramıyoruz? Aşırı düşünme döngüsünün arkasında, çoğunlukla belirsizliğe karşı duyduğumuz tahammülsüzlük yatar.
Beynimiz öngörülebilir olanı sever. Tehdit, tehlike gibi algıladığında belirsizlikten hızla kaçar. Bir olayın sonunu kestiremediğimizde, zihnimiz o boşluğu doldurmak için hemen bütün kötü senaryoları kurgular.
Bizi korumaya çalışır. Carleton’ın (2016) da vurguladığı gibi, belirsizliğe duyulan bu tahammülsüzlük, aslında modern çağda kaygı bozukluklarının kökenindeki ana mekanizmalardan biridir. Çok düşünerek belirsizliği yok edeceğimize inanırız.
Oysa zihin, belirsizliği kurgularla çözemez, aksine durumu daha da kördüğüm haline getirir. Böyle bir süreçte düşünmek, gerçek anlamda eyleme yönlendirilmesi gereken enerjinin, olduğunuz yerde dönüp durarak harcanmasından başka bir şey değildir. Kısır Döngüden Çıkış Zihnin bu sarmalından çıkmanın yolu, düşünceleri zorla susturmaya çalışmak değildir.
Kurduğumuz ilişkiyi dönüştürmektir. Kabul ve Adanmışlık Terapisi (ACT) yaklaşımında, zihnin ürettiği düşünceleri mutlak gerçeklermiş gibi kabul etmeden, sadece zihinsel birer olay olarak görmemiz önerilir. Harris’in (2019) de vurguladığı gibi, düşünce dediğimiz şey aslında sadece nöronlarımızın ateşlenmesinden ibaret bir veridir; bizi tanımlayan ya da geleceğimizi belirleyen katı gerçekler değildir.
Klinik çalışmalarımda üzerinde en çok durduğum pratiklerden biri, gelen düşünceleri etiketlemektir. Zihninizin felaket senaryoları yazdığını fark ettiğiniz anda içinizden “bu zihnimin ürettiği yalnızca bir düşünce” diyerek tanımlamak, düşünce ile aranıza mesafe koyar. Düşüncelerinizi bir nehirde yüzen yapraklar gibi izleyip, onları durdurmaya çalışmadan akışına bırakabilmek, sanıldığından daha büyük bir rahatlama getirir.
Bu şekilde mesafelendikten sonra, "Şu anda ne yapabilirim, hangi adımı atabilirim?" sorusuna vereceğiniz yanıt, yaşam enerjinizi zihninizdeki sonu gelmeyen döngüden alıp, somut bir eyleme yönlendirecektir. Analizden Eyleme Geçiş Sonuç olarak, zihnimizi bir araç gibi kullanabildiğimizde hayatımızı kolaylaştırır ancak hükmetmeye başladığında zalim bir efendiye dönüşür. Aşırı düşünmek, insanı tutuk bir hale getiriyor.
Yaşam, zihnimizin içinde yarattığımız hikayelerden ibaret değildir. Ne zaman dışına çıkıp, şimdi ve burada olabiliriz gerçek yaşam işte o zaman başlar. Yine zihninizde kaybolursanız, fark ettiğiniz anda kendinize "Şu anda bu düşünceler beni çözüme yaklaştırıyor mu, yoksa çemberde koşan primatlar gibi olduğum yerde saymama mı neden oluyor?" diye sorun.
En iyi kararlar, zihnin gürültüsünün yatışmasına izin verdiğimiz anlarda alınır ve en büyük zihinsel devrim, sessizliğin içinden gelecek cevabı bekleyebilmektir.
Kaynakça
- Kaynakça
- 1. Carleton, R. N. (2016). Into the unknown: A review and synthesis of contemporary models involving uncertainty. Journal of Anxiety Disorders, 39, 30-43. DOI: 10.1016/j.janxdis.2016.02.007
- 2. Harris, R. (2019). ACT ile Mutluluk Tuzağından Kurtulmak (Çev. Z. A. Kılıç). Okuyan Us Yayınları.
- 3. Dalbaşı, R. İ., & Kısa, C. (2022). Algılanan stres düzeyi ve ruminasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi. Aydın İnsan ve Toplum Dergisi, 8(1), 1-22. https://izlik.org/JA43CF86SD


