Pazartesi, Temmuz 13, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yalnız Değilsin, Hepimiz Bunları Yaşıyoruz!

Hayatın koşturmacasını bazen daha zorlu hale getiren durumlardan biri, yaşadığımız deneyimlerin yalnızca bize özgü olduğunu düşünmektir. Bir hata yaptığımızda, bunun sadece bizim başımıza geldiğini; kaygılandığımızda yalnızca bizim bu kadar güçsüz olduğumuzu; ya da başarısız olduğumuzda, sadece bizim yeterince iyi olmadığımızı sanırız. Oysa insan olmanın en ortak özelliklerinden biri, birbirimize düşündüğümüzden çok daha fazla benzememizdir. Farklı şehirlerde, ailelerde, mesleklerde ve yaşam koşullarında olsak bile birçok duygu ve düşünceyi ortak biçimde deneyimleriz.

Sabah uyandığında “Bugün hiçbir şey yapmak istemiyorum.” diye düşünen tek kişi sen değilsin. Önemli bir toplantı öncesinde elleri terleyen, bir sınavdan önce “Ya başaramazsam?” diye kaygılanan, sevdiği kişiye mesaj attıktan sonra cevap beklerken telefonunu defalarca kontrol eden ya da geceleri yatağa uzandığında geçmişte yaptığı bir konuşmayı tekrar tekrar zihninde canlandıran milyonlarca insan var.

İnsan zihni, yaşadığı olayları yorumlarken bazen bizi gerçeğin tamamından uzaklaştırabilir. Özellikle zor dönemlerde “Herkes mutlu, bir tek ben böyle hissediyorum.” düşüncesi oldukça ikna edici gelebilir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, başkalarının hayatlarının yalnızca görünen kısmına tanıklık etmemizdir. İnsanlar çoğu zaman başarılarını, mutlu anlarını ve güçlü yönlerini paylaşırken, korkularını, hayal kırıklıklarını ve gözyaşlarını daha az görünür kılarlar. Böyle olunca, kendi perde arkamızı başkalarının vitrinleriyle kıyaslamaya başlarız.

Benzer şekilde, sosyal medya da kendimizi başkalarıyla kıyaslamamıza neden olur. Sürekli mutlu görünen insanlar, kusursuz tatiller, başarılı kariyerler ve eksiksiz hayatlar izlerken, kendi yaşamımızın sıradanlığını sorgulayabiliyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki sosyal medya çoğu zaman hayatın tamamını değil, özenle seçilmiş birkaç anını gösterir. Hiç kimsenin yaşamı paylaşılan fotoğraflar kadar kusursuz değildir.

Oysa günlük yaşamın içinde herkesin görünmeyen mücadeleleri vardır. Dışarıdan oldukça özgüvenli görünen biri, gece uyuyamıyor olabilir. Sürekli gülümseyen biri, içten içe yoğun bir yalnızlık hissediyor olabilir. İşinde başarılı görünen biri, yaptığı her işte yetersiz olduğunu düşünebilir. Ancak bizler çoğu zaman başkalarının görünmeyen yüklerini hesaba katmadan karşılaştırmalar yaparız. Bu da hayatta zorlananın sadece biz olduğumuz yanılgısını oluşturur ve yalnızlık hissini derinleştirir.

Aslında geçmiş deneyimlerimiz, kişilik özelliklerimiz ve içinde bulunduğumuz koşullar hissettiklerimizi etkilese de hayatın farklı dönemlerinde hemen herkes benzer duygulardan geçer; yalnızca bunları yaşama ve dışarıya yansıtma şeklimiz farklıdır. Acı çekmek, hata yapmak, üzülmek, zaman zaman kendinden şüphe etmek ya da belirsizlik karşısında kaygılanmak, insan olmanın doğal parçalarıdır. Bunlar kişisel bir başarısızlık değil, insan deneyiminin ortak yönleridir. Bunu fark etmek, yaşadığımız duyguları ortadan kaldırmasa da onların ağırlığını hafifletebilir.

Şöyle bir düşünelim; kaç kez bir arkadaşımız bize yaşadığı sıkıntıyı anlattığında onu yargılamadan dinledik? Muhtemelen birçok kez… Ona “Bunu sadece sen yaşamıyorsun.” dedik, destek olduk ve anlayış gösterdik. Fakat aynı durum kendi başımıza geldiğinde kendimize çok daha acımasız davranabiliyoruz. Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimizden esirgeyebiliyoruz. Oysa hepimizin zaman zaman hata yapmaya, yorulmaya, destek almaya ve duygularımız hakkında konuşmaya hakkı var. Güvendiğimiz bir arkadaşla, aile bireyiyle ya da bir ruh sağlığı uzmanıyla yapılan samimi bir sohbet çoğu zaman düşündüğümüzden daha iyileştirici olabilir. Çünkü konuşmaya başladığımızda, karşımızdaki kişinin de benzer korkular yaşamış, benzer hayal kırıklıkları hissetmiş ya da aynı soruları kendine sormuş olduğunu keşfederiz.

Kırgınlıklar, kaygılar, belirsizlikler ve umutlar insanları birbirine bağlayarak ortak bir köprü kurar. Bir çocuğun okulun ilk günündeki heyecanı, yeni bir işe başlayan bir yetişkinin kaygısı, anne-baba olmanın sorumluluğu, yaş almanın getirdiği değişimler ya da sevilen birini kaybetmenin acısı… Bunlar yaşamın doğal eşlikçileridir.

Bu nedenle kendimize zaman zaman şu cümleyi hatırlatmamız gerekir: “Şu an hissettiklerim yalnızca bana özgü değil. Dünyanın bir yerinde bir başkası da bugün aynı kaygıyla uyanmış, aynı belirsizlikle mücadele etmiş ya da aynı umudu içinde taşımış olabilir.” Bu düşünce, sorunlarımızı sihirli bir şekilde çözmez; ancak omuzlarımızdaki yükü paylaşılmış hâle getirir. Çünkü yaşamın en evrensel gerçeği şudur: En nihayetinde hepimiz, aynı gökyüzünün altında kendi yolunu bulmaya çalışan insanlarız. Hepimiz zaman zaman düşeriz, endişeleniriz, yoruluruz ve yeniden ayağa kalkarız. Önemli olan, bu yolculukta yalnız olmadığımızı unutmamaktır.

Selver Kılıç Erdem
Selver Kılıç Erdem
Selver Kılıç Erdem, Sağlık Bakanlığında Psikolog olarak akademik ve saha deneyimini kullanarak ruh sağlığını koruyucu eğitimler düzenliyor, toplum temelli çalışmalar yürütüyor ve psikolojik sağlamlık, bağımlılıkla mücadele, intiharı önleme ile psikososyal destek alanlarında aktif rol alıyor. Yüksek lisans sürecinde, bilişsel esneklik, iş-yaşam dengesi ve tükenmişlik ilişkileri üzerine bir akademik araştırma yürütmüştür. Bilimsel bilgiyi anlaşılır ve etkileyici bir şekilde sunarak geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar