Cumartesi, Temmuz 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendi Rotasını Çizen Penguen

Bu sene bir video bir anda herkes tarafından konuşulmaya başladı. Tek başına yürüyen, sürüden ayrılan bir penguenin videosuydu. Aslında bu görüntüler yeni değildi. İlk kez Werner Herzog’un 2007 yapımı Encounters at the End of the World belgeselinde yer almıştı. Yıllar sonra yeniden gündeme geldi ve bu kez milyonlarca insanın dikkatini çekti. Peki neden? Çünkü insanlar sadece bir pengueni izlemiyordu; onun kararını tartışıyordu.

Kimileri onu cesareti için takdir etti, kimileri ise sürüden ayrılarak hayatının en büyük hatasını yaptığını düşündü. Belki de son yürüyüşü olacağını söylediler. Oysa videoyu izlerken beni en çok etkileyen yorumlardan biri bambaşkaydı. Birisi şöyle yazmıştı: “Sonum olacağını bilsem bile, o yolu kendim olarak yürümeyi seçtim diyebilmek isterdim. Başkalarına ya da bir gruba uyum sağlamak için kendimden vazgeçmedim diyebilmek daha önemli.” Bu yorum beni uzun süre düşündürdü. Çünkü belki de tartıştığımız şey hiçbir zaman penguen değildi. Belki de hepimiz kendi hayatımızdaki o yürüyüşü düşünüyorduk.

Kendi iç sesimizi dinlemek mi? Yoksa daha güvenli, daha tanıdık ve herkesin yürüdüğü yolu seçmek mi? Belki de bu yüzden o penguen, sadece tek başına yürüyen bir penguen olmaktan çıktı.

Onu Durdurmaya Çalıştılar

Belgeseli çeken ekip ya da bilim insanları pengueni durdurmaya çalışmadı. Ama yıllar sonra videoyu izleyen insanlar denedi. Kimisi, “Sürüden ayrılmasın, başına bir şey gelir.” dedi. Kimisi yanlış yöne gittiğini düşündü. Kimisi bunun hatalı bir içgüdü olduğunu söyledi. Kimisi ise bunu doğal seçilimin bir parçası olarak yorumladı. Hepsi kendi açısından oldukça mantıklı açıklamalardı. Benim bakış açım ise biraz daha psikolojik. Çünkü aslında hayatımızda da benzer şeyler oluyor. Yeni bir karar aldığımızda, şehir değiştirmek istediğimizde, işimizi bıraktığımızda ya da alışılmışın dışına çıktığımızda mutlaka birileri bizi durdurmaya çalışıyor.

Bazen gerçekten bizi korumak istiyorlar. Bazen bizi anlamaya çalışıyorlar. Bazen de kendi korkularını bize yansıtıyorlar. Ve dürüst olmak gerekirse, hangisinin hangisi olduğunu anlamak her zaman kolay olmuyor. Belki de bütün bu seslerin ortak noktası şu: Dur. Bir kez daha düşün. Ya yanlışsa?

Ama Penguen Yürümeye Devam Etti

Belki de beni en çok etkileyen şey buydu. Kimse sonunu bilmiyordu. Penguen de bilmiyordu. Ama yine de yürümeye devam etti. Bence cesaret tam olarak burada başlıyor. Çünkü cesaret, sonunu bildiğin bir yolu seçmek değil; belirsizliği kabul ederek ilk adımı atabilmek. Bunu yazarken biraz kendimden de bahsediyorum. Çünkü ben de şu sıralar buna benzer bir süreçten geçiyorum. Keşke bütün cevaplara en başından sahip olabilsem. Her şeyin nasıl sonuçlanacağını bilsem. Hiç şüphe duymasam. Ama hayat böyle işlemiyor. Bazı cevaplar ancak yürümeye başladıktan sonra karşımıza çıkıyor. Belki de bu yüzden o penguen bana aptalca değil, cesur geldi. Çünkü kimseye danışmadan karar verdiği için değil; belirsizliğe rağmen yürümeyi göze aldığı için.

Bireyleşme: Kendimiz Olma Cesareti

Pengueni takdir ettiğim bir nokta daha var. Kendi yolunu kendi seçti. Bir sürüyü takip etmedi. İlk bakışta bu basit bir karar gibi görünebilir. Ama psikolojik olarak düşündüğümüzde aslında oldukça zor. Çünkü insan sosyal bir canlıdır. Ait olmak ister. Kabul görmek ister. Dışlanmaktan çekinir. Bu yüzden bazen yanlış olduğunu bildiğimiz bir fikri bile sadece çoğunluk öyle düşündüğü için savunabiliriz. Ya da sırf yalnız kalmamak adına kendi isteklerimizden vazgeçebiliriz.

Psikolojide buna farklı açılardan bakılabilir. Bir yanda çoğunluğa uyma eğilimi, diğer yanda ise bireyleşme dediğimiz süreç vardır. Bireyleşme, başkalarının istediği kişi olmaktan çıkıp kendi değerlerini, düşüncelerini ve yaşamını inşa etmeye başlamaktır. Ve bu, çoğu zaman sandığımız kadar kolay değildir. Çünkü bazen kendi yolunu seçmek, yalnız yürümeyi de göze almaktır. Belki de bu yüzden o penguen bana cesur geldi. Çünkü sürüye karşı geldiği için değil; kendi yönünü seçtiği için. Bireyleşme, herkes gibi olmamayı seçmek değildir. Kendin gibi olmayı seçmektir.

Hayal Kırıklığına Uğratmak ve Sorumluluk Almak

Kendin gibi olmayı seçmek, herkesin seni destekleyeceği ya da alkışlayacağı anlamına gelmez. Bazen insanlar senin adına hayaller kurar. Senin nasıl bir hayat yaşaman gerektiğine, hangi işi seçmen gerektiğine ya da hangi yoldan gitmenin daha doğru olduğuna inanırlar. Ve sen farklı bir karar verdiğinde hayal kırıklığına uğrayabilirler. Eskiden bunun kötü bir şey olduğunu düşünürdüm. Şimdi ise bazen bunun gelişimin doğal bir parçası olduğunu düşünüyorum. Çünkü büyümek biraz da başkalarının senin için çizdiği yoldan çıkabilmektir.

Kendi kararlarını vermek ise yalnızca özgürlük değildir. Aynı zamanda o kararların sorumluluğunu da almaktır. Eğer seçtiğin yol seni mutlu ederse, bunun mutluluğunu yaşayabilmelisin. Eğer beklediğin gibi gitmezse de, suçu başkalarına atmadan sonuçlarını kabul edebilmelisin. Çünkü kendi hayatını seçmenin bedeli, onun sorumluluğunu da üstlenmektir. Ve belki de olgunlaşmak tam olarak budur. Hayatı kontrol etmek değil; karşına çıkan sonuçları anlamak, onlardan öğrenmek ve gerektiğinde kendini yeniden adapte edebilmek.

Belki de bizi hayatta tutan şey, hiç hata yapmamak değil; değişen koşullara uyum sağlayabilmektir.

Belirsizlik ve Cesaret

Belki de cesaret, korkmamak değildir. Belki de cesaret; sonucu bilmeden, bütün cevaplara sahip olmadan yine de ilk adımı atabilmektir. Çünkü hayatın en önemli kararlarının hiçbirinin garantisi yoktur. Üniversite seçerken de… Başka bir ülkeye taşınırken de… Bir ilişkiye başlarken ya da bitirirken de… Hiçbirimiz sonunu bilmiyoruz. Belki de bu yüzden belirsizlik cesaretin karşıtı değildir. Tam tersine, cesaret ancak belirsizliğin olduğu yerde ortaya çıkabilir. Ve belki de hepimiz hayatımızın bir döneminde o penguen oluyoruz. Başkalarının yanlış bulduğu bir yolu seçiyoruz. Kimilerini hayal kırıklığına uğratıyoruz. Sonunu bilmiyoruz. Ama yine de yürüyoruz. Çünkü bazen insanı gerçekten büyüten şey, doğru yolu bulmak değil; kendi yolunu seçebilmektir.

Burcu Tugasaygi
Burcu Tugasaygi
Burcu Tuğasaygı, Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olup yüksek lisans eğitimine Exeter Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında devam etmektedir. Moodist ve Lape Fransız Hastanesi’ndeki stajlarıyla klinik gözlem deneyimi kazanmıştır. Araştırma odağı; travma ve özellikle kadınlarda travma deneyimleri, ikili ilişkiler, cinsellik, erken yaşam stresinin etkileri ve travma sonrası stres özellikleridir. Psychology Times Türkiye’de travma, ilişkiler, genç yetişkinlik psikolojisi ve kadın ruh sağlığı üzerine içerikler üretmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar