Cuma, Temmuz 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Medya Uçak Korkumuzu Nasıl Besliyor?

Hangimiz uçuş kartını alıp biniş kapısında beklerken telefonunda o eski uçak kazası belgesellerinden birine denk gelmedi? Ya da sosyal medyada gezinirken karşımıza çıkan o sallantılı, kabin içi tavanı çökmüş türbülans videolarının kalbimizi hızlandırmadığını kim iddia edebilir? İstatistiksel olarak dünyanın en güvenli ulaşım aracına biniyoruz ama körükten geçerken içimizde o amansız şüphe hep duruyor. İşte bu şüpheyi sadece yükseklik korkusuyla ya da kontrolü kaybetmekle açıklayamayız. Arkamızda, zihnimizi sürekli en kötü senaryoya göre kuran ve bizi korkuyla besleyen çok daha büyük bir faktör var: Medya.

Aslında bir önceki “Neden Uçmaktan Korkarız?” başlıklı yazımda bu konuya Daniel Kahneman’ın o meşhur “erişilebilirlik kısayolu” (availability heuristic) kavramı üzerinden hafifçe değinmiştik. Hafızamızın istatistiği çoğu zaman trajediye kurban ettiğini, her gün güvenle teker koyan on binlerce uçuşun haber değeri taşımadığını, o dramatik sosyal medya videolarının ve acil iniş görüntülerinin zihnimizde nasıl kalıcı izler bıraktığını konuşmuştuk. Kısacası, gerçek veriler yerine çarpıcı görüntülerin zihinsel algımızı nasıl şekillendirdiğini çıtlatmıştık.

Şimdi ise bu etkiyi biraz daha büyütelim; zihnimizin medyanın yarattığı bu manipülasyona neden bu kadar açık olduğunu ve bu korkunun arkasındaki asıl derin mekanizmaları inceleyelim. Her gün binlerce uçağın sağ salim piste teker koyduğu bir dünyada, medyanın bizi nasıl birer “uçak düşmanı” haline getirdiğine bilişsel psikolojinin merceğinden daha yakından bakalım.

1. Hafızamızın Bize Oynadığı “Kazalar” Oyunu

Her sabah uyandığınızda haber sitelerinde şöyle bir manşet görüyor musunuz: “Bugün de dünyadaki 100 bin uçuş hiçbir sorun yaşanmadan, tam zamanında hedefine ulaştı.” Tabii ki görmüyorsunuz. Çünkü medyanın doğası gereği, sıradan ve güvenli olan haber değeri taşımaz. İnsan beyni ise evrimsel olarak negatife odaklanmaya programlıdır. Binlerce başarılı uçuş zihnimizde sessizce silinip giderken, dünyanın öbür ucunda yaşanan tek bir hidrolik arızası ya da acil iniş haberi günlerce ekranlarımızı işgal eder.

Buradaki asıl tehlike, medyada sürekli uçak kazası görsellerine maruz kalmanın, bu bilgiyi zihnimizin en üst yüzeyine taşımasıdır. Psikolojide buna bilginin erişilebilirliği (accessibility) diyoruz. Bilgi zihinde bu kadar taze ve aktif olunca, Daniel Kahneman’ın bahsettiği o meşhur Bulunabilirlik Kısayolu (Availability Heuristic) anında tetiklenir. Beynimiz, bir olayın dünyadaki gerçekleşme ihtimalini istatistiksel verilere bakarak değil, hafızasından ne kadar kolay örnek çağırabildiğine göre hesaplar. Türbülansa girdiğimiz o iki saniyede zihin arşivden hemen o taze manşetleri çıkarır ve hatalı bir olasılık hesabı yapar: “Uçak kazaları zihnime çok çabuk ve kolay geliyor, demek ki uçaklar aslında çok sık düşüyor ve tehlikeli!”

2. Uçak Korkumuzun Yönetmeni: Hollywood

Uçak korkusunun (aviophobia) temelinde genellikle gerçek bir deneyim değil, sonradan edinilmiş görsel hafıza yatar. Sinema sektörü ve reyting odaklı belgeseller, havacılığı o kadar uç bir kriz yönetimi gibi sunar ki, kokpitteki o muazzam prosedür zinciri ve soğukkanlılık arka planda kalır.

Filmlerde uçaklar hep fırtınanın ortasına dalar, motorlar alev alır, oksijen maskeleri dramatik müzikler eşliğinde aşağı düşer. Bu sahneleri o kadar çok tüketiriz ki, gerçek bir uçuşa geçtiğimizde beynimiz o kurgusal sahneleri “gerçekleşmesi an meselesi olan birer tehdit” olarak algılar. Medya, havacılığın o sıkıcı, rutine bağlanmış ve aşırı disiplinli güvenli her saniyesini kırparak geriye sadece adrenalin pompalayan bir korku filmi bırakır.

3. Pilotlar Gerçekten Her An Hata Yapmaya Bu Kadar Yakın mı?

Medyada bir havacılık olayı incelenirken en sık duyduğumuz kalıp şudur: “Büyük kaza! İnsan hatası mı, sistem hatası mı?” Havacılık psikolojisinde ve CRM (Ekip Kaynak Yönetimi) ilkelerinde çok iyi bildiğimiz bir gerçek var: Hiçbir kaza tek bir nedene veya bir pilotun anlık dalgınlığına bağlanamaz. Kazalar, kırılması gereken onlarca zincirleme halkanın (İsviçre Peyniri Modeli) üst üste gelmesiyle oluşur. Ancak medya, bu karmaşık ve teknik süreci halka anlatırken basitleştirmek zorundadır. Suçu doğrudan “insan hatası” diyerek bir özneye yıkmak, algıyı yönetmeyi ve suçlu ilan etmeyi kolaylaştırır. Bu da okuyucuda şu hatalı inancı besler: “Demek ki kokpitteki insan her an her şeyi mahvedebilir.” Halbuki o sistemlerin arkasında insanı koruyan, hatayı daha yapılmadan engelleyen yüzlerce katmanlı emniyet ağı vardır.

Ekranı Kapatıp Kemerleri Bağlama Vakti

Bir dahaki sefere telefonunuzda uçuş güvenliğini sorgulatan, tıklama tuzağı (clickbait) bir havacılık haberi gördüğünüzde durun ve kendinize şunu hatırlatın: Bu haber benim güvenliğimi değil, benim dikkatimi ve tıklama oranımı hedefliyor.

Medya korkuyu satmayı sever çünkü korku, insanı ekrana bağlayan en güçlü duygudur. Gökyüzündeki o muazzam disiplini, pilotların o her olasılığı hesaplayan soğukkanlı eğitim süreçlerini medyanın o gürültülü ekranlarında bulamazsınız.

Kemerlerinizi bağlayın, ekranı kapatın ve gökyüzünün tadını çıkarın 🙂 Unutmayın; en büyük türbülans, medyanın zihnimizde yaratmaya çalıştığı o sahte fırtınadır.

Göktuğ Eker
Göktuğ Eker
Benim için psikoloji sadece akademik bir alan değil; çocukluk hayalim olan havacılıkla, yani pilotluk yolculuğumdaki o tavizsiz kokpit disipliniyle insan ruhunu birleştirdiğim bir keşif süreci. Gökyüzüne olan tutkumu varoluşçu psikoloji ve insan faktörü ekseninde anlamlandırırken, özellikle yüksek stres altındaki zihnimizin sergilediği o karmaşık ama büyüleyici yapıya odaklanıyorum. ​Akademik heyecanımı sahaya taşımayı seviyorum; bu yüzden çocuk istismarıyla mücadele eden UCIM bünyesinde gönüllü çalışmalar yürütmek, bu yolculuğun benim için en kıymetli duraklarından biri. Yeni kültürleri ve coğrafyaları tanıma merakım ise sadece yeni yerler görmek değil; her yeni insanda doğamıza dair farklı bir satır arası okumak demek. Psychology Times ve UçanBlog’da kaleme aldığım yazılarla, disiplinlerarası bu serüvenime sizleri de ortak etmekten mutluluk duyuyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar