Salı, Ağustos 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ekranda Kusursuz Evde Huzursuz Aileler

Günümüzde sosyal medya, hepimiz için vazgeçilmez bir araç haline gelmiştir. Sosyal medya; arkadaşlık, romantik ve aile ilişkilerimizi derinden etkilemektedir. Bu platformların bireyler ve aileler üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri bulunmaktadır. Hızlı iletişim kurmak, bilgiye kolay erişim sağlamak ve yeni deneyim alanları keşfetmek açısından fayda sağlasa da, madalyonun bir de karanlık yüzü vardır.

Karanlık kısım, “mükemmel aile” olarak adlandırılan bazı profillerin, sosyal medya üzerinden kazanç elde etmek amacıyla gerçek dışı hayatlarını reklam malzemesi haline getirmeleridir. Bu paylaşımlar ve reklamlar, ideal ve sağlıklı aile kavramına toplumsal düzeyde zarar vermektedir.

Sosyal medya; küresel çapta insanları etrafında toplayabilen, kolay bilgi aktarımı ve hızlı iletişim yöntemleriyle güçlü bir mecra olmasının yanı sıra, yanıltıcı bilgi aktarımıyla bağımlılık da yaratabilen bir platformdur (Özben ve Türkeli, 2025). Her ürün, kullanıcının tercihleri doğrultusunda tüketilmesine karşın, dijital dünyada yaratılan illüzyon sebebiyle bazen doğru ve yanlış birbirine karışmaktadır.

Günümüzde kadınların iş yaşamına daha aktif katılması ve şehir yaşamının temposunun sürekli artmasıyla birlikte, çiftlerin birbirlerine ayıracakları zaman kısıtlanmıştır. Her çift, temelde az süre içerisinde olabildiğince kaliteli ve sağlıklı bir iletişim kurmayı hedefler. Ancak sosyal medyanın etkisiyle bu iletişim çabası; güvensiz, sahte ve yapay ilişkiler çağına dönüşmüştür. Sosyal medyada maruz kalınan abartılı samimi yakınlaşmalar, gösteriş ve sürekli övgüye dayalı paylaşımlar, çiftlerde “Acaba bizim ilişkimizde mi bir problem var?” düşüncesini doğurmaktadır. Bireyler, sürekli başkalarının sadece “en mutlu” anlarına maruz kaldıklarında, kendi ilişkilerindeki olağan tartışmaları veya monotonlukları birer başarısızlık olarak görmeye başlamaktadır. Bu durum, çiftler arasındaki şefkat bağını zedeleyerek yabancılaşmayı hızlandırmaktadır.

Çiftlerin ilişkileri içerisindeki bu suni problem anlayışı, bir noktadan sonra yaratılan sanal sorunların gerçek çatışmalara dönüşmesine yol açmaktadır.

Sosyal medya üzerinden girilen kıyas tuzağı, çiftler için içinden çıkması zor bir sarmal yaratmaktadır. Çiftlerin sadece en iyi hallerinden ve anlarından oluşan bu dijital vitrin, psikolojik yıpranmayı da beraberinde getirmektedir. Mükemmel aile illüzyonu, ilişkilerde gerçekçi olmayan standartların oluşmasına sebep olmaktadır; hem de hikayenin arkasında, filtresiz olarak ne yaşandığını bilmeden…

Elbette tek olumsuz etki gerçekçi olmayan standartlar değildir. Bu durum, çiftlerin arasındaki bağın algılar aracılığıyla yanılsanmasına; sürekli mükemmeli arama ve bir şeyleri kaçırma duygusuna (FOMO) bağlı olarak zihinsel yorgunluğa sebep olmaktadır. İlişki içerisindeki mevcut dinamiklerin ve mutlulukların yetersiz bulunması, başka çiftlerin yaşamları takip edilerek kıyaslamalar yapılması, bir noktada kronik bir yetersizlik hissini doğurmaktadır. Bu durum bireylerin öz saygısını düşürmekte ve sahip olunan değerlerin göz ardı edilmesine yol açmaktadır.

Bu noktada çiftlerin hem kendilerine hem de partnerlerine karşı bir “dur” noktası koyması gerekir. Kişi önce kendisi, daha sonra da ilişkisi için bir öz farkındalık geliştirmelidir. Bu öz farkındalığı sağlamanın en etkili yollarından biri, partnerlerin duygu ve düşüncelerini birbirlerine samimi ve açık bir şekilde aktarmasıdır. Karşılıklı duygu aktarımı, bağları pekiştirmenin yanı sıra güveni de tazeleyecektir.

Belirli dönemlerde uygulanacak sosyal medya detoksu, bu süreçte önerilen etkili bir moladır. Albayrak tarafından (2020) 15 katılımcı ile gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, katılımcıların sosyal medya detoksu yaptıkları süre zarfında aile içi iletişimlerinde olumlu yönde gelişmeler kaydedilmiş ve uzun vadede aile içi paylaşımı artırmaya yönelik ciddi bir farkındalık meydana gelmiştir.

Sosyal medya detoksunun yanı sıra, mekansal olarak da bazı sınır kuralları belirlenmelidir. Örneğin, “yatak odasına telefonla girmemek” veya “akşam yemeği sırasında elektronik cihazları uzaklaştırmak” gibi kurallar, çiftlerin birbirleriyle daha sağlıklı ve derinlikli bağlar kurmasına imkan tanıyacaktır. Kıyas tuzağına düşmemek için şükür ve farkındalık anları oluşturmak kritiktir. Çiftlerin sanal değil, somut anılar biriktirecekleri çeşitli faaliyetler planlaması ilişkilerini sağlamlaştıracaktır.

Unutulmamalıdır ki en güzel evlilikler, ekran ışığıyla aydınlananlar değil; iki insanın birbirine gösterdiği samimi bir tebessüm ve içten bir dokunuşla ısınanlardır.

Esra Nur Gürlevik
Esra Nur Gürlevik
Başkent Üniversitesi Sosyal Hizmet mezunuyum. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde Evlilik ve Aile Danışmanlığı yüksek lisansımı tamamladım. Aynı zamanda Atatürk Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü mezunuyum ve lise eğitimimi de Etlik Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi alanında aldım. İnsan odaklı hizmetler ve aile/çocuk danışmanlığı alanlarında profesyonel çalışmalarımı sürdürüyorum.

2 YORUMLAR

  1. Sevgili Esra Nur Gürlevik,
    İlk aile danışmanlığı yazını yayımlamanın heyecanını ve mutluluğunu paylaşıyorum. Bilginin, emeğinin ve insanlara dokunma isteğinin satırlarına yansıdığı bu güzel başlangıcın hayırlı olmasını diliyorum. Yazılarının birçok insana ışık tutmasını, farkındalık kazandırmasını ve yol göstermesini temenni ediyorum. Başarılarının artarak devam etmesini, mesleki yolculuğunda nice güzel çalışmalara imza atmanı gönülden diliyorum. Tebrikler ve bol başarılar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar