Pazartesi, Haziran 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Babanın ya da İdeal Babanın Kaybı ve Babalar Günü Kesişiminde Yas

Haziran ayının gelmesiyle birlikte, pek de fazla konuşulmayan bir konuya değinmek istiyorum. Babalar Günü yaklaşırken, vitrinlerde, televizyon ekranlarında ve sosyal medya akışlarında sıkça gülen baba-çocuk fotoğrafları, el ele yürüyen insanlar ve mutlu aileler görüyoruz. Bu kolektif coşku, çoğumuz için bir kutlama ve hediyeler demek olsa da, bazı insanlar için durum çok farklıdır. Babasını kaybetmiş bir çocuk, babasıyla arasına aşılmaz mesafeler girmiş bir yetişkin ya da çocuğunu kaybetmiş bir baba için Babalar Günü, bir yasın en gürültülü hatırlatıcısı olabilir. Peki, modern dünyanın hediye satın almamız için oluşturduğu bu günde “normal” aile kalıbına sığamadığımız için içimizde bir sızı varsa ne yapacağız? Acıyı inkâr etmeden, babamızın anısını içimizde nasıl yaşatabiliriz?

Psikolojide baba figürü, yalnızca biyolojik bir varlık değildir; o, bizim dış dünyaya açılan kapımız, sınırları öğrendiğimiz ve arkamıza yaslandığımızda orada olduğunu bildiğimiz güvenli limandır. Bu limanın kaybı, hayatın getirdiği zorlu dalgalarına karşı bizi bir anlığına savunmasız bırakabilir. İşte bu yüzden Babalar Günü gibi sembolik zamanlarda hissedilen o yoğun özlem, öfke ve hüzün dalgası son derece normaldir. Literatürde buna “yıldönümü tepkisi” denir. Takvimdeki o tek bir gün, zamanın silemediği bağları yeniden yüzeye çıkarır. Yazımın kalanında yası yaşamaktan bahsedeceğim. Ancak bu yas, yalnızca babanın vefatı değil, olamamış baba-çocuk ilişkisinin yasını da kapsar. Çünkü her ikisi de insani bir deneyimdir. Bazen dünyadan göçmemiş, bazen sık sık görüştüğümüz babalarımızla da olamamış ilişkiler bir yas süreci gerektirir.

Ebeveyn kaybı yaşayan insanlar, farkında olmadan içinde gizli bir direnç geliştirebilir. “Eğer acı çekmeyi bırakırsam, onu unutur muyum? Ona haksızlık mı ederim?” Oysa yas tutmak, sevilen kişiyi unutmak değil; onun var olmadığı hayata entegre olmaktır. William Worden, yas ile ilgili çalışmalarında, iyileşme sürecinin en önemli adımının kaybedilen kişiyi anılarda ve değerlerde yaşatacak yeni bir yer bulmak olduğunu belirtir. Sağlıklı bir ayrışma, onun yokluğunu kabul ederken, içsel bağın gücünden beslenebilmeyi öğretir.

Bazen ebeveynlerimiz bu dünyada nefes almaya devam eder, ancak bağlar kopabilir. Ne sebeple olursa olsun, bu da bir ayrışma sürecidir. Çocukluğumuzda ihtiyaç duyduğumuz babaya sahip olamadığımızı görmek, o ideal babanın yasını beraberinde getirebilir. İşte tam da bu yüzden, ister fiziksel bir kayıp olsun ister duygusal, o pazar ne yapacağız? Eğer bu Babalar Günü sizin için zor geçecekse, bu süreci duygusal olarak daha konforlu yönetebilmeniz için birkaç öneri sunmak istiyorum.

1) Bazı acılar çok ağırdır. O acıyı durdurmak yerine, onu anlamlı bir eyleme dönüştürmek iyi bir fikir olabilir. Babanızın en sevdiği yemeği pişirebilir, onun çok sevdiği bir şarkıyı dinleyebilir ya da onun anısına doğaya bir fidan bırakabilirsiniz. Bu, bir yas tutma biçimi değil, onu onurlandırma ritüeli olabilir.

2) Bir başka öneri de sosyal medyaya sağlıklı bir mesafe koymanın iyi bir fikir olabileceğidir.

3) Genelde göz ardı edilen bir konu da, aile içinde bir kayıp yaşandığında çocukların bazen farkında olmadan geride kalan ebeveynin (örneğin annenin) duygusal boşluğunu doldurmaya çalışmalarıdır. Unutmayın, çocukların ebeveynlerini iyileştirme görevi yoktur. Bu pazar, hem kendinizin hem de çocuklarınızın kendi özgün duygularını, özlemlerini yaşamasına izin verin.

Yazımı sonlandırırken belirtmeliyim ki, iyi bir ebeveynlik, çocuğun kalbine öyle bir imza atmaktır ki, o gittikten sonra bile yazı silinmez. Babanızın elini tutamıyor olmanız, onun rehberliğini kaybettiğiniz anlamına gelmez. Kendi içinizdeki o boşlukla kavga etmeyi bırakıp, babanızdan aldığınız güzellikleri kendi karakterinizde yaşatabildiğiniz gün, kaybın gölgesinde dahi neşeli ve bütün bir hayat inşa etmek mümkün olacaktır. Ve unutmayın; yolunuzu kaybetmiş gibi hissettiğinizde, profesyonel bir terapi desteği almak, kendinize verebileceğiniz en büyük şefkat hediyesidir. Hiçbir yükü tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.

Eylül Hırlak
Eylül Hırlak
Eylül Hırlak, alanda aktif olarak çalışan bir uzman psikologdur. Çalışma alanları arasında EMDR terapisi, oyun terapisi ve aile danışmanlığı yer almaktadır. Ayrıca anaokullarına danışmanlık hizmeti vermektedir. Lisans ve aile danışmanlığı yüksek lisansı süresince bireysel psikoterapi, aile ve çift danışmanlığı, cinsellik, nörobilişsel çalışmalar ve ebeveynlik konularında çalışmalar yürütmüştür. Yazılarında psikolojiyi yalnızca bir bilim alanı olarak değil, herkesin yaşamına dokunan canlı bir süreç olarak ele alır; okuyucuların bilimsel bilgiyle birlikte kendilik farkındalıklarını arttırmayı amaçlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar