Yas yaşayan bireyler, kaybın ardından yalnızca kişiyi değil, gerçekleşmemiş ihtimallerin, tutulamamış sözlerin ve değiştiremedikleri geçmişin de yasını tutarlar. Tutulamamış bir söz, ertelenmiş bir buluşma veya edilememiş bir vedanın hayaletinin enselerinde hissettirdiği nefes, “keşke”lere gebedir. “Keşke” daha çok sarılsaydım, daha erken gitseydim, daha önce söyleseydim veya hiç yapmasaydım düşünceleri, çoğu zaman suçluluk, survivor’s guilt ve kontrol yanılsamasıyla iç içe geçer. Zihin, her zaman insanın güvenli sığınağı değildir; bazen en büyük düşmanı bile olabilir. Bu yazıda “keşke” psikolojisi, survivor’s guilt, kendini suçlama ve kontrol yanılsaması üzerinden incelenecektir.
“Keşke” Düşüncesi ve Karşı-Olgusal Düşünme
Yas sürecinde çoğu zaman kişi, yaşanmış olaylara değil, yaşanamamış ihtimallere odaklanır. Psikolojide bu durum “counterfactual thinking” olarak adlandırılır. Counterfactual thinking, bireyin yaşanmış bir olayı alternatif olaylar üzerinden tekrar tekrar kurgulaması anlamına gelir. Başka bir deyişle, kişi “Eğer farklı davransaydım sonuç değişir miydi?” sorusunun cevabını zihninde yarattığı senaryolarla arar. Özellikle kayıp, travma ve pişmanlık gibi yoğun duyguların ardından bu durumla daha sık karşılaşılmaktadır (Roese, 1997). Yas sürecindeki birey için bu durum, “Keşke daha önce arasaydım”, “Keşke daha erken gitseydim” gibi düşüncelerle kendini gösterebilir.
Counterfactual thinking bazı durumlarda bireyin olayı anlamlandırmasına yardımcı olsa da, yas sürecinde çoğu zaman yoğun bir suçluluk hissini besleyebilir. Çünkü birey, geçmişte kalmış, değiştiremeyeceği olaylar üzerinde zihinsel bir kontrol kurmaya çalışır. Alternatif gerçeklikte yarattığı kendi ve sonucu değişmiş olaylar, bireyi durumun gerçekliğinin kaçınılmaz olduğu düşüncesinden uzaklaştırarak etkisi olmayan olaylarda bir etki yaratabileceği düşüncesine inandırabilir. Özellikle ölüm, ani kayıp ve travmatik ayrılık gibi durumlarda kişi, olayın sonucunu değiştirebileceğine inanarak kendini suçlama eğilimi gösterebilir (Roese & Olson, 1997).
Kendini Suçlama ve Survivor’s Guilt
Yas sürecinde suçluluk hissi çoğu zaman gerçek bir sorumluluktan değil, bireyin olay üstünde kontrol ihtiyacı duymasından beslenir. İnsan zihni, bazen çaresizliği kabul etmek yerine suçlu olmayı seçebilir. Çünkü suçluluk hissi, bireye olay üzerinde bir etkisi olabileceği yanılsamasını verir. Bu durumda birey, aslında kontrol edemeyeceği, değiştiremeyeceği olayları kendi davranışlarıyla ilişkilendirebilir. Özellikle yakın kayıplarda birey, kaybı önleyememeyi kişisel bir başarısızlık olarak algılayabilir (Kubany & Watson, 2003).
Bu suçluluk biçimlerinden biri de survivor’s guilt olarak adlandırılmaktadır. Survivor’s guilt, kişinin hayatta kaldığı, yaşamaya devam ettiği veya kayıptan doğrudan etkilenmediği için suçluluk hissetmesi halidir. Genellikle savaş, afet ve kaza gibi durumlarla ilişkilendirilse de yas sürecinde de sıkça karşılaşılan bu durum, bireyin “Ben devam edebiliyorken o neden edemedi?” veya “Ben devam edebiliyorsam yeterince sevemedim mi?” gibi düşünceler geliştirmesine neden olabilir. Böylece yaşama devam etmek, kişide suçluluk duygusuna sebep olabilir (Wortman & Silver, 1989).
Kontrol Yanılsaması
Kontrol yanılsaması (illusion of control), bireyin gerçekte kontrol edemeyeceği olaylar üzerinde etkisi olduğunu düşünmesi durumudur. İnsan zihni, rastlantısallığı ve belirsizliği kabul etmekte zorlandığı için, özellikle acı verici bir olaydan sonra neden-sonuç ilişkisi kurmaya yönelir. Böylece birey, etkisi olmadığı bir olayda etkisi olduğuna inanabilir; ancak bu durum çoğu zaman gerçeği değil, zihnin çaresizlik ve belirsizlikle başa çıkabilme çabasını yansıtır (Thompson, 1999).
Yas sürecinde kontrol yanılsaması çoğu zaman “keşke” düşüncesiyle birlikte çalışır. Çünkü “keşke” düşüncesi yalnızca pişmanlıktan değil, insanın geçmişi değiştirebilme arzusundan da kaynaklanır. Birey, alternatif bir gerçeklikte kaybı anlamlandırmaya çalışırken olay üzerinde kontrol kazanmaya da çalışır; ancak bu kısır döngü bireyin suçluluk döngüsünü kırmasını zorlaştırır. Kişi sürekli olarak geçmişi yeniden düşünürken, değiştiremeyeceği bir olay üzerinde zihinsel mücadele vermeye devam eder (Roese & Hur, 1997).
“Keşke” düşüncesi yasın doğal bir parçasıdır. İnsan, belirsizliğin gerçekliğin arasında bıraktığı çatlakları alternatif gerçeklerle doldurmaya çalışır. Bu süreç, survivor’s guilt veya kontrol yanılsaması ile harmanlanabilir ve tüm bu süreci kısır bir döngüye sokabilir. Ancak yasın iyileştirici tarafı, geçmişi değiştirmeye çalışmakta değil, içinde bulunulan gerçekliğin tek bir geçmişe sahip olduğunu kabul etmekte yatar. Bundandır ki bazı kayıpların en ağır yükü, yaşanmışlıkların değil, yaşanamamışlıkların sırtındadır.


