Limerence kavramı, ilk kez 1979 yılında Dorothy Tennov tarafından tanımlanmış; obsesyon oluşturan, kompulsif davranışlarla ilişkilendirilen ve aşk ile karıştırılan bir durumdur. Aşktan farklı olarak, kişiyi sürekli bir şüphe içinde bırakır, bağımlılık yapıcıdır ve bireyi içinden çıkılmaz bir duruma sokar. Limerence deneyimi yaşarken, mevcut duygusal süreçlere yol açan bazı bilişsel süreçler yaşarız. Bu nedenle, yıpratıcı bir hal alabilir. (Bradbury, 2024) Peki, bu bilişsel süreçler nelerdir? Bizi bu duruma sokan etkenler nelerdir?
İdealizasyon
İdealizasyon, literatürde bazı kaynaklara göre ilişkiyi sürdüren unsurlardan biridir. Partnerini idealize eden kişiler, ilişkilerinde daha fazla tatmin olurlar. Günlük yaşamda karşılaştıkları iniş-çıkışlara daha iyi uyum sağlayabilir ve partnerlerini yeni deneyimler için güvenli bir üs haline getirebilirler. Sağlıklı bir ilişkide idealizasyona sahip olan birey, partnerinin gerçek hayattaki özellikleri ile olumlu ve olumsuz yönlerini harmanlayarak ilişkiyi daha sağlıklı bir şekilde sürdürebilir. (Günaydın ve DeLong, 2015) Yani aşk, karşısındakinin kusurlarını kabul ederek ve idealleriyle harmanlayarak devam etmektir. Ancak limerence deneyiminde işler daha karmaşık hale gelir. Limerence durumundaki bireyler, karşılarındaki kişinin özelliklerini abartır ve bu durum bağımlılıklarını artırır. Kişi, karşısındakinin olumsuz tutumlarını fark etse bile, bu tutumları göz ardı edecek özellikleri öne çıkarabilir. Bu durum, kişinin karşısındakini bütünüyle algılamasını engelleyerek hayal kırıklığı ve pişmanlık yaratabilir. Hatta kişi, ilişkiyi yalnızca zihninde taşımaya başlayabilir. Bu durumda, kişi sadece kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılamış olur. İdealizasyon, karşıdaki kişiyi takıntı haline getirmenin ötesine geçerek, kişinin gerçek hayatta ısrarlı takip davranışlarına yol açabilir.
Yürütücü İşlev
Yürütücü işlev, beynimizde dürtüleri frenlemeye ve müdahaleci düşünceleri devre dışı bırakmaya çalışan bir sistemdir. Yoğun ve ani duygular, yürütücü işlevlerin ayarlarını bozabilir. Özellikle ilişkide aniden yoğun sevgi gösterme durumu, yürütücü işlevin işleyişini zorlaştırır. Bu durumda kişi, korktuğu durumlarla karşılaşabilir ve müdahaleci düşüncelerini kontrol edemez hale gelir. (Gagne ve Lydon, 2004 & Bradbury vd., 2024) Ayrıca, beynimizde bizi tehlikelerden koruyan ve tehlikeleri sezen amigdala, bu yoğun duygular karşısında etkisiz kalır. Ne yapacağını bilemeyen amigdala, karşıdaki partneri görünce onun sahip olduğu kırmızı bayrakları yeşile boyar. Normalde amigdalanın alarm gibi çalışması gereken durumlarda, kişi yoğun duygularla karşılaştığında bu alarmı bastırır. Diamond (2004) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, “derin duygularla bağlandıkları partnerlerinin” fotoğraflarını gören kişilerin amigdala aktivasyonları düşmüştür.
Belirsizlik
Limerence deneyimi yaşayan birey, karşısındakinin belirsizliği içinde sıkışıp kalır. Romantik partnerinden gelen ilgi ve dikkat, kişi için bir ödül niteliğindedir. Bu ödüller, kişinin motivasyonunu artıran beyinde dopamin ve doğal haz verici opioid gibi nörokimyasalların rol oynadığı mekanizmalardır. Kişi, çoğunlukla bu ödül uyaranlarının etkisi altında hareket eder; çünkü bu durum ona içsel bir ödül sağlar ve iyi hissettirir. Ayrıca, ödül aldığı an duygusal olarak sadece iyi hissetmekle kalmaz, aynı zamanda karşısındakinin olumsuz yönlerini de geri planda bırakır. Limerence deneyimindeki kişi, belirsiz ödül niteliğindeki davranışlar karşısında bağımlı hale gelir; çünkü ödülün gelmesi ansızın olabilir. (Diamond, 2004) Beyinde ödüllerden sorumlu olan mezolimbik bölge, yoğun duygular karşısında aktifleşir. Bu durum, kişinin kumar oynadığı zamanla benzerlik gösterir. (Bradbury vd., 2024) İlişki, beyin için adeta bir kumar haline gelir; ne zaman ne olacağı belli değildir ve her zaman hazırlıklı olunmalıdır. Bu durum, kişinin sürekli umut ve şüphe arasında gidip gelerek zihninde meşguliyet yaratmasına yol açar; bu duruma ruminasyon denir.
Ruminasyon
Ruminasyon, kişinin zihninde içsel sebeplerden dolayı ortaya çıkan ve bir konu etrafında sürekli döndürdüğü bilinçli düşünme biçimidir. Bu tarz takıntılı düşünceler, kişiyi negatif duygudurumların içine hapseder. Ayrıca, dikkati sadece burada olan kişi, dış dünyada var olan ipuçlarını fark etmesini zorlaştırır. Limerence, şüphe ve umudu aynı anda barındırdığından, kişi ruminasyon yaşamaya meyilli olur. Kafasında takıntılı düşüncelerle belirsizlik içinde kalır ve mevcut şüphe ve umutlar, kişinin belirsizlik karşısında sürekli kafasında döner durur. Belirsizlik içinde kalan kişi, kafasındaki takıntılarla daha fazla belirsizliğe gömülür; bu durum bir döngüye yol açar. Karşısındaki kişinin idealize edilmesi, onu daha kıymetli hale getirir. Limerence durumundaki kişinin bu ruminasyonları, zihinsel sağlığını bozabilecek bir duruma dönüşebilir. (Bradbury vd., 2024) Varsayalım ki kişi, eninde sonunda dışsal uyaranlara dikkatini vermeye başladı; o sırada karşılaştığı başka bir durum olur.
Seçici Dikkat
Seçici dikkat, kişilerin çevresindeki uyaranların yalnızca beyninin önem atfettiği uyaranları işlemesidir. Limerence deneyimi yaşayan birey, çevresindeki uyaranlardan önem atfettiği kişiyi çağrıştıran uyaranları fark etmeye başlar. Onu çağrıştıran mekanlar, müzikler ve hatta renkler, kişi için tetikleyici unsurlar olabilir. Çevresindeki seçici uyaranlar, bireyin daha fazla ruminasyon yapmasına neden olabilir. Ancak bu noktada, kişi için önem atfedilen bağlamların etrafında yeni deneyimler oluşturarak bu uyaranların tetikleyiciliği zamanla azalabilir. Bu bağlam, yalnızca o kişiye atfedilmez; yeni deneyimlerin içinde sadece bir parça haline gelir.
Nasıl Aşarız?
İlk olarak, yaşanan durumun aşktan ayrılması gerekir. İlişkinin ilk aylarında var olan heyecan, limerence gibi hissettirse de, ilk adım karşıdaki kişiden emin olmaktır. Zihinde ruminasyon yaratan bir belirsizlik, aşkın sonucu olamaz. Ayrıca, limerence hızlı ve yoğun bir şekilde gelişen bir durum olsa da; aşk daha yavaş ve karşısındaki kişiyi tanıdıkça gelişir. (Bradbury vd., 2024) İlgili yazımda araştırdığım kaynaklarda idealizasyonun ilişkileri sürdürmede bir unsur olarak görüldüğü belirtilse de, karşısındakinin gerçek özellikleri ile idealize edilen özelliklerin harmanlanması, ilişkiyi ayakta tutar. Limerence durumunda kişi, karşısındakinin gerçek hayattaki benliğini, idealize ettiği benliği ile ezer. Bu durumda idealizasyon, ilişkilerde yardımcı bir unsur olmaktan ziyade kopukluk yaşatır. Son olarak, karşıdaki partneri temsil eden dışsal uyarıcılara yeni deneyimler ekleyerek zihindeki şemaları çeşitlendirmek önemlidir. Bu sayede kişi, hazır olduğu an harekete geçip hayatına farklı renkler katarak zihninin dikkatini dağıtır; etrafındaki tetikleyici unsurlar yalnızca o kişiye atfedilmez.


