Sosyal medyanın kullanımının, içeriklerin ve etkileşimlerin artmasıyla birlikte çok sık kullanılan ama çoğu kişinin tam olarak anlayamadığı, nasıl yapacağını bilemediği bir konu: Kendini sevmek. Kendini sevme kavramı günümüzde çok sık kullanılmaya, tavsiye edilmeye başlandı. ”Önce kendinizi sevin, kendinizi sevdiğiniz anlar yaratın, başkasını sevmek kendini sevmekle başlar.” Bu cümlelerin doğruluğu inkar edilemez evet ama günümüzde toplum olarak etrafımızdan, çevremizden de duyabiliyoruz, bu konunun bazı kısımları cevapsız kalabiliyor. Örneğin:
1- “Tamam kendimi sevmeliyim, ama nasıl? Kendini seven biri nasıl biridir?” 2- “Kendimi sevmem gerektiğini biliyorum ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorum.” 3- “Kendimi sevmezsem başkası beni sevmez, evet ama kendini sevmek tam olarak ne demek ve ne olduğunu, neyi ifade ettiğini bilmiyorum, bu yüzden davranış olarak eyleme geçemiyorum.”
Bu gibi sorular bu konu kapsamında çok fazla gelebiliyor, bu sebeple bu satırlarımda kendini sevmek kavramını detaylıca ele almak, gerçekten, gerçek anlamda kendini sevme kavramının ne olduğunu açıklamak ve kendini sevme kavramının bireyin kendi hayatında ne kadar önemli bir yerde olduğuna değinmek istiyorum.
İnsanlar çoğu zaman sevmenin ve sevgi vermenin yönünü dışarıya çevirir. Arkadaşları, partneri, ailesi… Sevmek denildiğinde aklımıza hep diğerleri gelir, ancak insanın bu hayatta kurduğu ve bağı kalacağı en uzun ve kaçınılmaz ilişkisi, kendisiyle kurduğu ilişkidir. Kaçınılmazdır çünkü birey yaşamı boyunca gittiği her yerde kendisiyle birlikte olacaktır. Gidilen yerlerde bireye sadece bedeni eşlik etmez, zihni, zihninden geçen düşünceleri ve kendi ruhuna nasıl baktığı da onunla birlikte ömrü boyunca ona eşlik eder. Bireyin kendisiyle olan ilişkisi demek, bütün bu parçaların birleşimini nasıl beslediği, onlarla nasıl konuştuğu, onlara nasıl davrandığından oluşur. Bireyin kendisiyle kurduğu ilişki her ilişkinin temelidir çünkü bir kişi kendine baktığı yönden, verdiği değerden, neyi hak edip etmediğini bildiği noktadan diğerlerinin gözünde o şekilde var olur. Dışarıda bunları önce kendi, kendisine verebildiği anda dışarıda kendi rolünü kendi yaratır ve benimsetip, seçimlerini de ona göre şekillendirir. Kendini sevmek de bu ilişkiyle bir bütündür. Kendini sevmek en basit haliyle, insanın kendisine, kendi varoluşuna değer vermesi, kendini olduğu gibi kabul etmesi ve anlayış gösterebilmesi demektir.
Gerçek Anlamda Kendini Sevmek Nedir?
Kendini sevme kavramı son zamanlarda bir slogana düşmüş durumda, ancak bu ifadenin ardında yatan ve anlatılmak istenen göründüğünden daha karmaşıktır ve bazı bilinen yanlışlar vardır. Kendini sevmek, bireyin aşırı bencillik yaptığı, diğerlerini önemsemediği, kendi ihtiyaçlarını hep daha önde tuttuğu anlamına gelmez. Kendini sevmek tam tersine bir cesaret ister çünkü bireyin kendi gerçekliğiyle dürüst şekilde yüzleşmesi ve bunu kabullenebilmesini içerir. Birey kendini kabul ederken, yalnızca güçlü yönlerini değil, eksikliklerini de kabulü içerir ki kendini kabul kavramı da tam olarak bireyin kendini her iki yönden görebilmesi, inkar etmeden kabul edebilmesidir. Özetle kendini sevmek kusursuz olduğunu düşünmek değil, onlarla birlikte var olabilmektir. Bu noktada psikolojide “self-compassion” olarak adlandırılan öz şefkat kavramı önem kazanır. Öz şefkat bireyin kendisine acımasız, sert ve eleştirel yaklaşması yerine anlayışlı yaklaşması ve daha yumuşak bir iç ses oluşturmasıdır. Kendine de sevdiği ve özen gösterdiği bir dostuna, yakınına yaklaştığı gibi yaklaşması ve davranabilmesidir. İnsan kendisine, başkalarına davrandığından çoğu zaman daha serttir. Kendini sevmeyi zorlaştıran etkenler vardır bunlardan biri de işte bireyin kendisine karşı olan eleştirel dilidir. Başkalarına karşı hep daha nazik, anlayışlı konuşabilir ancak konu kendine geldiğinde daha acımasız ve sert bir iç sesle konuşur. “Gene beceremedin, zaten senden bir şey olmaz, nasıl yaparsın böyle bir hatayı” gibi..
Kendimizi Sevmek Bir Koşula mı Bağlıdır?
Toplumsal değerler ve kurallar, bireyin kendisini nasıl gördüğünü ve kendisine nasıl baktığını şekillendirir. Hatta çocukken kimimiz “koşullu sevgi” adı altında yetişmiş çocuklar olabiliriz. Koşullu sevgi, bireyi sadece bir şeyleri başardığında ve istenildiği gibi yaptığında sevmek, onaylamak, takdir etmek, yeterli ve değerli görmektir. Örneğin: Notlarım iyi gelirse babam beni onaylar, daha çok yardım edersem annem beni daha çok sever, daha çok uyumlu olursam, başarılı olursam, yetenekli olursam gibi… Sevgiyi çocuklukta bu şekilde öğrenmiş ve içselleştirmiş bir birey yetişkinlik döneminde sadece belli koşullar olduğunda kendini sevmeyi öğrenmiş olabilir. Ancak kendini sevmenin ilk temeli, koşulsuz sevgiyi kendine vermeyi hak ettiğini bilmektir. Bu noktada kendimizi sevmeyi zorlaştıran etkenler arasında işte belli standartlar gelir; başarı, üretkenlik, mükemmeliyetçilik üzerine yetişmiş ve büyümüş bir birey değerini dış ölçütlerle tanımlayabilir ve kendisine göstereceği anlayışı, saygıyı veya küçük bir dinlenme molasını dahi sadece bir şeyler başardığında ve elde ettiğinde verebileceğini düşünür. “Eğer şunu yaparsam, hak ederim.” şeklinde bir inanç geliştirebilir. Böyle bir zeminde kendini sevmek koşullara bağlıdır ve temeli sağlam değildir. Kırılgan bir öz değer duygusu yaratır. Bir insanın değeri, yalnızca ne başardığıyla ölçülemez. Kendini sevmeyi başarıya bağlamak sürekli bir koşul halinde tutar ancak bunun bir sonu yoktur. Gerçekçi olan düşünce, ben başarsam da başaramasam da değerliyimdir.
Koşullardan biri de sosyal medyanın büyük bir etkisi olan, bireyleri cinsiyet fark etmeksizin bir yarış haline sokan ve kıyas yaptıran yarattığı ortamdır. Sosyal medya platformları, insanların hayatlarının en iyi anlarını görünür kılarken, en iyi olmayan anlarını ise görünmez kılar. Birey bu durumda kendi yaşamını ve kendisini eksik ve yetersiz algılayabilir. Özellikle “dış görünüş” konusu artık büyük bir sorun haline gelmeye başlamıştır. Güzel görünme ve yakışıklı görünme adı altında konulan belli standartlar bireyleri kötü hissettirmekte ve kendilerini eksik hissettirmektedir. Kendini sevmeyi başarıda ve üretkenlikte olduğu gibi, ”Ne kadar güzelsem, o kadar değerliyim ve kendimi sevebilirim.” gibi bir ölçüt, temeli sağlam değildir çünkü güzellik ve görünüm hayat boyunca sürekli değişken bir durumdur ve kontrol edilemeyen, göreceli bir kavramdır. Bugün yeterli hissettiren bir şey yarın aynı etkiyi vermeyebilir. Bu sebeple sadece bu açıdan kendimizi sevmeye çalışmak gerçekçi ve işlevli değildir. Kendimizle ilgili tek ölçüt görünüşümüz değil, sabrımız, mizahımız, kişiliğimiz, emeğimiz ve bize ait olan, bize özel olan geri kalan her şeydir. Sadece görünüşünüz sebebiyle bir başka arkadaşınızı sevmekten veya değer vermekten vazgeçer miydiniz? Muhtemelen hayır, o zaman neden kendimize farklı davranalım? Kendini sevmek her gün aynaya bakıp, mükemmel göründüğünde veya her an birçok şey başarabildiğinde işte kendimi çok seviyorum demek değil; bunlar olmasa da bugün kendimi sevebilirim, sevmeye hakkım var demektir, bunlar olmasa da kendime kötü davranmayacağım, acımasız ve eleştirel sesimi yumuşatacağım diyebilmektir.
Gerçekçi Bir Kendini Sevme Biçimi Nasıl Oluşturabiliriz?
Kendini sevmek, sabır gerektiren bir süreçtir. İçsel bir yolculuk olduğu kadar dışsal olarak eylemlerin de değiştirilmesi, devamlı olarak, zorlanılsa da yapılmaya devam edilmesi gerekmektedir. Kendini sevmekte zorlanan birey bu davranışları yapmaya ve değiştirmeye başladığında zorlanabilir ve rahatsızlık duyabilir. Yeni bir davranış geliştirmeye çalıştığımızda bu normaldir, bildiğimiz bir yeri terk edip bilmediğimiz bir yerde var olmaya çalıştığımız anlarda bunu yaşarız. Bildiklerimiz, bilmediğimiz senaryolardan her zaman daha güvenlidir, ancak güvenli yerler bazen artık bize hizmet etmeyebilir ve bunları esnetip değiştirmemiz gereklidir.
Beynimiz yeni bir davranış oluştururken aynı zamanda nöroplastisite denen yeni bir yapı oluşturur. Bu yapı, yeni beceriler kazandıkça yeniden şekillenir. Sinirsel bağlantıları yeniden düzenler ve uyum sağlatır. Bu sebeple beynimiz zorlanır ve o davranışı sürdürmek istemez. Ancak beyin devam ettikçe ve tekrarladıkça yeni bağlantılarını oluşturur ve ona bir yer açarak davranışı daha kolay bir hale getirir. İçsel konuşmalarımızı değiştirmek kendimizi sevebilme sürecinde önemlidir; acımasız, sert ve eleştirel dili zor zamanlarımızda daha şefkatli ve anlayışlı bir hale getirmek bu süreçte bize yardımcı olacaktır.
Kendini sevme davranışı küçük ama tutarlı değişimlerle oluşur. Kendini sevmek sürekli iyi hissetmek, en iyi hissetmek, her zaman kendinden memnun olmak değildir. İnsanın kendinden hoşlanmadığı anlar olabilir, hata yapabilir, iyi iş çıkaramadığı, bazen hiçbir şey yapmak istemediği, üretken olmak istemediği zamanlar olabilir ki bunlar çok doğal ve insan olmanın bir parçasıdır. Kendini sevmek bu anlarda da kendine iyi, özenli, ılımlı yaklaşmayı seçmektir. Kendini seven biri hem kendini olduğu gibi kabullenmeye hem de yeri geldiğinde esnemeye ve gelişmeye açık bireydir.
Kendini sevme biçimi sadece düşüncelere veya kendimizle nasıl konuştuğumuzla değil, kendimize nasıl davrandığımızla da alakalıdır. Kendimizi sevmenin içerisinde sadece fiziki ihtiyaçlarımızı değil duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarımızı da kendimize verebilmektir. Yorulduğumuzda bırakabilmek, kendimize zaman ayırabilmek, dinlenmekten suçluluk duymamak, sınırlarımızı iyi korumak, yeri geldiğinde hayır diyebilmek, sağlıklı bir kendini öncelik hali geliştirebilmeyi barındırır.
Kıyaslamayı azaltmak, kendimizi sevme davranışımızı inşa etmekte etkilidir. Herkesin yolu, ruhu ve bedeni biricik ve kendine özeldir. Bizi benzersiz kılan diğerlerine benzemeyişimizdir. Herkes gibi olmak, davranmak veya görünmek zorunda değiliz. Elimizdeki senaryoyu yalnızca biz istediğimiz gibi yazabiliriz, yaşayabiliriz, değiştirebiliriz ve istersek silip baştan yazarak farklı bir karakteri canlandırmaya karar verebiliriz. Bize verilen rolleri üstlenmek, yaşatmaya devam etmek zorunda değiliz.
Kendini sevme yolculuğu bir süreçtir sevgili okuyucum, bazı günler başa sarabilir, bazı günler inşa ettiklerin yıkılıyor gibi hissedebilirsin, ancak o günlerde bu tutumunu sabırla devam ettirmeye ve o zaman dahi bir başkasının başarısızlığında gösterdiğin anlayışı kendine de göstermeyi unutmamalısın. Kendini daha çok benimsediğin; sen kimsin, ne seversin, neden hoşlanırsın, kendini merak ettiğin, özündeki güzellikleri ve farklılıkları fark edebildiğin günleri takvimine eklemeyi unutma.


