Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Zengin Kız Fakir Oğlan: Psikodinamik Bir Analiz

Türk filmlerine yıllarca konu olmuş o hikaye, zengin kızı tavlayan fakir oğlan. Zenginlik aşk için bir kıstas mı ki zengin fakir diye sıfatları koyuyoruz başına kişilerin, hele sevgi gibi saf bir duyguda? Asırlık ruh bilimi, yer yer psikanaliz bu aşkı nasıl inceler, ona bakmak istiyorum bu yazımda.

Aşkın Temel Sütunları ve Olmazsa Olmazlar

Aşkta olmazsa olmaz kriterler nedir ona bakalım önce. Ve neler olmamalıya sonra. Aşkta karşılıksız yani özgecil düşünme şarttır. Karşındakinin iyiliğini kendi bencilliğini silerek istemek. Aşkı aşk yapan bu karşılıksız iyi niyettir kesinlikle. Ama insan zihni tamamen karşılıksız kalamaz; görünmez bir dengede, verdiğinin bir karşılığı olup olmadığını hep yoklar.

Sonra tabii ki tutkudur. Ama tutku karşılıklıdır. Tek tarafın tutkusu karşı tarafı ateşlendirmeye yetmez. Bu yüzden her ne kadar bir taraf özgecil sevse de iki tarafın da birbirine karşı ateşli ve tutkulu olması şarttır. Bu tutku hem bedensel hem de zihinsel olmalıdır. Bedensel tutkular anlık yükselip sönebilirken, zihinsel/ruhsal tutkuların yarı ömürleri çok daha uzundur ve belki de ömür boyudur.

Ergenlikte yaşanan ‘’aşkların’’, kolayca unutulabilir olması da bu sebeptendir. Bedensel tutkular üzerine kuruludur ve zihinsel katman çoğunlukla yoktur veya fazlasıyla noksandır. Koşulsuz iyilik istemek dedik, zihinsel/bedensel tutku dedik. Bu ikisi olunca zaten çok büyük iki kolonu koyulmuş oluyor aşk binasının.

İlişkiyi Bitiren Sessiz Tehditler

Ama bir ilişkinin kaderini belirleyen sadece bunların varlığı değil, bazı şeylerin yokluğudur da. Sürekli kıyasın olduğu bir yerde aşk barınamaz. Kimin daha çok verdiğinin tutulduğu bir defter varsa, sevgi yerini hesaba bırakır. Sevginin koşula bağlandığı yerde ilişki görünmez bir pazarlığa dönüşür. Ve en tehlikelisi: sevginin yerini korku aldığında… artık ilişki iki insanın değil, iki kaygının birlikte durma çabasına döner.

Psikanalitik açıdan bakıldığında, bu tür ilişkiler çoğu zaman bugüne değil, geçmişe aittir. Sigmund Freud’un “tekrar zorlantısı” dediği şey burada kendini gösterir: insan, tamamlayamadığı duyguyu başka insanlarda yeniden kurmaya çalışır.

Zengin Kız ve Fakir Oğlanın Bilinçdışı Dinamikleri

Zengin kızın fakir oğlana yönelimi çoğu zaman “saf sevgi” arayışı gibi görünür. Ama daha derinde bu, koşulsuz kabul edilme ihtiyacının izini sürmektir. Çünkü erken deneyimlerinde sevgi, çoğu zaman bir koşula bağlı hissedilmiştir. Bu yüzden bilinçdışında hep aynı soru döner: “Ben olduğum için mi seviliyorum?”

Fakir oğlan için ise sevgi, sadece bir duygu değil, bir kanıttır. Kendine dair kurduğu değerin dışarıdan onaylanmasıdır. Bu yüzden ilişki onun için bir tür sahneye dönüşür. Melanie Klein’ın nesne ilişkileri kuramında söylediği gibi, insan karşısındakini olduğu gibi değil, içindeki eksik parçayı tamamlayacak bir “nesne” olarak deneyimler. Kadın adamda koşulsuz kabulü, adam kadında ulaşılması zor değeri görür.

Jacques Lacan ise bunu daha da ileri götürür: arzu hiçbir zaman sahip olunan şeyle ilgili değildir, eksikle ilgilidir. Bu yüzden bu ilişkide çekim, iki insanın birbirini bulmasından çok, iki eksikliğin birbirini tanımasıdır.

Farklı Dünyaların Çatışması ve İhtimalin Sınırları

Zengin kız hayallerini büyütürken dünyayı genişletir. Fakir oğlan ise dünyayı sabit tutmaya çalışır; dağılmamak, kaybolmamak, bir şey inşa etmek ister. Kadın Paris La Fayette’de alışverişe gitmek isterken, Bahama’larda bir hafta deniz tatili yapıp kitabını yazmak isterken; aslında genişleyen bir hayatın içindedir. Erkek ise o genişliğe karşı kendi içinde başka bir düzen kurmak ister. Paris’i değil belki ama kendi hayatının ayakta kalmasını ister. Bir işin içinde var olmayı, bir emeğin karşılığını görmeyi, “ben buradayım” diyebilmeyi…

Ama onun da kendi dünyası vardır. Kadın girdiğinde o dünya silinmez; sadece yan yana yaşamaya başlar. Zengin kız fakir oğlan hikâyesi, çoğu zaman bir ihtimal gibi anlatılır. Sanki gerçekleşmesi muhtemel bir karşılaşma gibi… Ama bir de muhtemel olmama tarafı vardır. Çünkü her eksiklik birbirini tamamlamaz. Bazen iki insan aynı hikâyede buluşur ama aynı yerden sevmez.

Zengin kız için sevilmek bir istikrar kanıtıdır. Fakir oğlan için sevilmek ise bir istisnadır. Ve belki de bu hikâyeleri çekici yapan şey budur: hem olabilecek kadar yakın, hem olmayacak kadar uzak olmaları.

Kaynakça

  • Sigmund Freud (1920). Beyond the Pleasure Principle.

  • Sigmund Freud (1914). On Narcissism: An Introduction.

  • Melanie Klein (1946). Notes on Some Schizoid Mechanisms.

  • Melanie Klein (1957). Envy and Gratitude.

  • Jacques Lacan (1977). Écrits: A Selection.

  • Donald Winnicott (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment.

  • John Bowlby (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment.

  • Sue Johnson (2019). Attachment Theory in Practice.

  • Amir Levine & Rachel Heller (2010). Attached.

Pınar Şengül
Pınar Şengül
Uzman Nöropsikolog Pınar Şengül, insan ilişkilerinin ve zihinsel süreçlerin nörobilimsel temellerine yönelik disiplinlerarası bir bakış açısına sahiptir. Londra Üniversitesi’nde tamamladığı nöropsikoloji yüksek lisans eğitimiyle birlikte, bağlanma biçimleri, eşleşme stratejileri ve ilişkilerin evrimsel gelişimi üzerine uzmanlaşmıştır. Nörobiyoloji ile psikolojinin kesiştiği bu alanda, bireylerin romantik ve sosyal ilişkilerini şekillendiren temel mekanizmaları araştırmaktadır. Akademik ilgisi, yalnızca ilişki dinamikleriyle sınırlı kalmayıp, nörodejeneratif hastalıklara da uzanır. Alzheimer ve Multipl Skleroz gibi hastalıklarda erken tanıya yönelik biyobelirteçlerin izini süren araştırmaları, tanı ve müdahale süreçlerine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bilimsel üretimlerini toplumla paylaşmayı da sorumluluğunun bir parçası olarak gören Şengül, nörolojik hastalıklarla ilgili güncel gelişmeleri farklı platformlarda açık ve güvenilir bir dille aktarmaktadır. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli bilimsel dergi ve yayın organlarında yer bulan çalışmaları arasında, özellikle vegan beslenmenin bilişsel işlevler üzerindeki etkilerine dair bulguları dikkat çekmektedir. Toplumda sıkça dile getirilen “bitkisel beslenmenin hafızaya zarar verebileceği” yönündeki yaygın kanının aksine, bu beslenme biçiminin bellek üzerinde koruyucu etkiler yaratabileceğini bilimsel verilerle ortaya koymuştur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar