Günümüzde sınav senesine hazırlanmak ebeveynler için bitmeyen bir maratona hazırlanmaya benziyor. Artık yalnızca sınav senesinde değil, çok daha öncesinden hem velinin hem de öğrencinin bu sürece hazırlanması bekleniyor. Veliler ebeveyn rollerinin yanı sıra birer koç, terapist, öğretmen ve eleştirmen rollerini de üstlenmek zorunda hissedebiliyor. Gidilen kurslar, alınan kitaplar, katılınan seminerler ve alınan uzman görüşleri çoğu zaman yeterli gelmiyor; sanki daha fazlası gerekiyormuş gibi hissediliyor. Çünkü yarış artık çok daha karmaşık ve herkes pek çok kaynağa aynı anda ulaşabiliyor. Tam da bu noktada ebeveynlerde “Ya bir şeyi kaçırırsak?” kaygısı yükseliyor.
Ebeveynlerin Fomo’su
FOMO olarak adlandırılan kavram, yani fear of missing out, kişinin başkalarının yaşadığı deneyimleri kaçırmaktan ve fırsatlardan mahrum kalmaktan duyduğu yoğun endişeyi ifade eder. Bu geride kalmışlık hissi ebeveynleri daha fazla kaynak aramaya ve birkaçını birleştirmeye zorlayabiliyor. Deneme kulüpleri, dijital öğrenme platformları, koçluk sistemleri derken ebeveynler her şeyi yakından takip etmek zorunda hissedebiliyor. Öğrenci bu kurslara gittiğinde ebeveyn, fırsatların kaçmadığını düşünerek bir rahatlama hissedebiliyor.
Bu süreçte veliler birbirleriyle fikir alışverişinde bulunarak eğitim sürecine aşırı bilinçli bir şekilde dahil olmaya çalışıyorlar. Zamanla test kitabındaki soruların kalitesini değerlendirebilen ya da deneme analizi yapabilen bir konuma geliyorlar. Oysa bunlar ebeveynliğin temel sorumlulukları değil.
Bu noktada yaşanan FOMO zaman zaman bir rol karmaşasına (role confusion) da yol açabiliyor. Öğrencinin en çok ihtiyaç duyduğu destek olan koşulsuz sevgi ve güven, ebeveyn rolünün zayıfladığı durumlarda geri planda kalabiliyor.
Yoğun Ebeveynlik
Bu tablonun arkasında çoğu zaman “yoğun ebeveynlik” olarak adlandırılan bir durum bulunur. Bu yaklaşımda ebeveynler çocuklarının başarısını kendi başarılarıyla çok yakından ilişkilendirebilir. Çocuk “başarısız” olduğunda ebeveyn de kendini başarısız hissetmeye başlar.
Yaşanan bu karmaşa bazen ebeveynin çocuk tarafından adeta bir “gardiyan” gibi algılanmasına yol açabiliyor. Ebeveynin sürekli yöneten rolde olması, çocukla kurulan ilişkiye de zarar verebiliyor.
Sınav sürecini düğümlenmiş bir stres topu gibi düşünürsek, bu stres bazen aile ile çocuk arasında duran bir gerilime dönüşebiliyor. Bu durum bana Doğan Cüceloğlu’nun bahsettiği “sınav odaklı aile” ve “çocuk odaklı aile” kavramlarını hatırlatıyor. Sınav odaklı ailelerde süreç daha çok sonuç ve performans üzerinden ilerlerken, çocuk odaklı ailelerde ilişki ve gelişim ön planda tutulur.
Sınav sürecinde tüm sorumluluk ebeveyn tarafından üstlenildiğinde ise çocuk sürecin en az sorumluluk alan kişisine dönüşebilir. Bu durumda kendi öğrenme sürecini yönetme becerisi bir sonraki eğitim basamağında yeterince gelişmeyebilir.
Fomo’nun Öğrenciye Etkisi
Kendi çalışma yöntemlerini keşfetme fırsatı bulamayan öğrenci, liseye ya da üniversiteye sosyal ve duygusal beceriler açısından hazırsız yakalanabilir. Bu noktada ebeveynlerdeki FOMO, farkında olmadan öğrencinin sorumluluk geliştirmesini ve süreç odaklı kalmasını zorlaştırabilir.
Aynı zamanda öğrenci de “çocuk” rolünden uzaklaşmaya başlayabilir. Sürekli planlı bir program içinde olan, sıkılmaya vakti kalmayan, ilgi alanlarından vazgeçmek zorunda kalan öğrencilerde yaratıcılık ve görev bilinci zamanla zayıflayabilir.
Oysa öğrenci teşvik edildiğinde kendi performansını ölçmeyi öğrenebilir, güçlü ve gelişmesi gereken yönlerini daha iyi analiz edebilir. Bunun için de dışarıdan destek alınabilir. Sürekli sonuçları üzerinden değerlendirildiğinde ise özdisiplin ve özgüven düşebilir.
Aslında öğrenmenin öğrenciyi mutlu etmesi gerekir. Öğrenci yalnızca ebeveynine ya da öğretmenine sonuç göstermek için değil, kendi gelişimini görmek için çalıştığında çok daha kalıcı bir beceri kazanır. Sürecin sorumluluğunu üstlenebilmesi, hayat boyu kullanabileceği önemli bir kazanım haline gelir.
Ne Yapmalı?
Yöneten Değil, Eşlik Eden Olun
Tüm süreci sırtlanan ve yöneten bir konumdan, eşlik eden bir konuma geçmek öğrenciler için oldukça destekleyici olabilir. “Bunu yaptın mı, neden yapamadın?” gibi sorgulayıcı bir tondan ziyade, “Bu süreçte sana nasıl destek olabilirim?” gibi sorular yöneltmek daha yapıcı bir iletişim kurmayı sağlar.
Birçok rol üstlenen bir ebeveyn olmaya çalışmak yerine, tek haliyle yeterli bir ebeveyn olmak çoğu zaman öğrenci için daha güven vericidir. Sınav sürecinde öğrencilerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, koşulsuz sevginin korunmasıdır. Sevginin sınav başarısına bağlı olmadığını hissettiklerinde güven duygusu güçlenir.
Sürecin sonunda ona olan sevginizin değişmeyeceğini ifade etmek önemli bir mesaj olacaktır. Aynı zamanda aile içinde sınavın konuşulmadığı zamanlar yaratmak da oldukça kıymetlidir. Gündemin sürekli sınav olması hem ebeveyn hem de öğrenci için bunaltıcı olabilir.
Birlikte geçirilen, sohbet edilen ve paylaşımların arttığı şefkat dolu zamanlar büyük fark yaratabilir. Böylece çocuk yalnızca “öğrenci” rolünde olmadığını, “çocuk” olarak da sevildiğini ve değer gördüğünü hatırlar.
Çabayı Görün
Sınav sürecinde öğrenciler önemli bir emek harcar ve zamanlarını gelişmek için kullanırlar. Bu çabayı fark etmek ve takdir etmek öğrencinin motivasyonu için oldukça değerlidir. Sadece eksiklere değil, gelişen ve iyi giden yönlere de dikkat etmek önemli. Küçük ilerlemeleri görmek ve bunları kutlamak öğrencinin iç motivasyonunu güçlendirir.
Bu yaklaşım Doğan Cüceloğlu’nun sözünü ettiği çocuk odaklı aile anlayışına da yaklaşmayı sağlar. Çaba görüldüğünde, daha önce bahsettiğim düğümlenmiş stres topu ebeveyn ile çocuk arasından çıkar; aile ve çocuk aynı tarafta, stres ise karşı tarafta yer alır. Bu sayede aile bir ekip olur; sınav süreci birlikte mücadele edilen bir deneyime dönüşür.
Sınır Koyun
Ebeveynlerin hem kendi sınırlarını hem de çocuklarıyla olan sınırlarını koruyabilmeleri oldukça önemlidir. Sınav süreci bazen hem ebeveyn hem de öğrenci için tüketici bir hale gelebilir.
Kontrolü bir miktar gevşetmek ve öğrenciye alan tanımak, onun kendi öğrenme sürecini keşfetmesine yardımcı olur. Bu sayede öğrenci sorumluluk kazanabilir ve kendi yetkinliklerinin farkına varabilir.
Sınır koymak katı kurallar koymak anlamına gelmez. Tamamen kendi haline bırakmak anlamına da gelmez. Aksine dengeyi kurmak ve farklı alanların varlığını korumak sınır koymak demektir. Örneğin; spor, sanat ve hobiler gibi faaliyetlerin sınav sürecinde tamamen ortadan kaldırılması yerine dengeli bir şekilde devam etmesi öğrencinin iyi oluşunu destekler.
Sonuç
Ebeveynlerin yaşadığı FOMO öğrenciyi sosyal duygusal gelişiminde olumsuz etkileyebilir. Bunun için süreç odaklı olup eşlik eden olmayı, çabayı görmeyi ve sağlıklı sınırlar koyabilmeyi bilmek gerekiyor. Bu konuda benim de faydalandığım Okul Zili podcastinin “Sınav senesindeki öğrencileri nasıl daha iyi destekleyebiliriz?” bölümüne göz atabilirsiniz.
Sınav süreci yalnızca çalışmayı değil, dinlenmeyi de öğrenmeyi gerektirir. Tüm sınava hazırlanan ebeveynlere ve öğrencilere başarılar.


