Perşembe, Mayıs 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Başlamak: Senenin İkinci Ayında Bir Başlangıç Rehberi

Zor, değil mi, insanın kendi iradesiyle bir şeylere adım atma kararını, hatta daha da zor olanı onun sorumluluğunu alması. Ya da çok güzel bir lütuf, kolaylık değil mi içinde bulunduğu zamanın akmasıyla bir şeylere başlaması; her yeni günün bembeyaz bir sayfa açması, bir hak daha tanıması; her dönem başında insanoğlunun kendine söz verecek motivasyonu sadece takvimdeki yapraklar değişiyor diye bulması; her yeni yaşta o yaşın heybesiyle yola revan olması. Mesela benim için şimdi, yazmaya başlamak; yeni bir döneme, lisansın son yarıyılına başlamak; yeni bir klinikte staj yapmaya başlamak; ramazana başlamak, başlamak da başlamak. Ne güzel diyoruz değil mi yeni başlangıçların arkasından, hatta imreniyoruz belki olan biten parıl parıl parıldayan o sosyal medya paylaşımlarından. Ama size son zamanlarda altında ezile ezile fark ettiğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kararın, yani başlangıçların nihai öncülünün insanın kendi ellerinde olmasının getirdiği o koskoca sorumluluktan bahsetmek istiyorum. İnsan kendini geliştirdikçe, çabaladıkça karşısına çıkan imkanlar da opsiyonlar da artıyor; hal böyle olunca da karar vermek, birini seçmek gerekiyor. İşte tam o noktada damarlarınızdan kan değil de sorumluluk akıyor sanki, uğruna çabaladığın bu hayatın bir sonraki adımını, yeni bir bölümün başlangıcını doğru seçmenin verdiği yük biniyor omuzlarımıza. Ve şartlar, hayatta hiçbir şey yukarıda bahsettiğim iki öncülden ibaret değil, hatta belki iyi ki de değil. Çünkü şartlar bizim kararlarımızı şekillendiriyor, sorumluluğu alıyor ellerimizden belki de; ama yanlış anlaşılsın istemem burada bahsettiğim ve elimizden alınmasıyla bizi biraz rahatlatan sorumluluk yalnızca karar vermenin sorumluluğu, azmin ya da emeğin değil.

İmkanlar ve Kaygılar Arasında İnsan

Bize bahşedilen dimağ öyle geniş öyle uçsuz bucaksız ki, sizin kürek çekme yetinizle doğru orantılı genişleyen bir ufkunuzun olması öyle güzel bir imkan ki sizi A noktasından alıp B noktasına götürebiliyor. Fakat hiç ihtiyacınız yokken neden C noktasına da gitmiyoruz diye sizi kaygılandırabiliyor, yetersiz hissettirebiliyor. İşte tam bu noktada insan şartlarının elverdiği ve emeğinin karşılığı kadar ilerlediğini idrak edebiliyorsa ne ala, ama yok edemiyorsa bir ömür kavga ediyor alınyazısıyla. Başka şeyler yerine bununla meşgul oluyor yani. E, hepimiz biliyoruz ki insanoğlunun aynı anda yapabileceği şeylerin de bir sınırı var. Şimdi size sorsam, sürekli geçmişiyle, şimdisiyle kavgalı bir insan hangi ara nasıl geleceğini şekillendirebilir diye, ne diyebilirsiniz ki bana?

Nasip ve Kabullenişin Gücü

Keşke bunun bir formülünü bulsalar da zihninde sürekli bu düşüncelerle savaş içerisinde olan her bir insanın elinden tutup da gösterebilsem; bazen olmaz desem, bazen olmaz. Biz şartlar deriz, o deriz, bu deriz ama en nihayetinde nasip değildir, olmaz. Peki olmaması da bir nasip değil midir diye sormak isterim size, hangimiz kaçırdığı bir otobüsün arkasından belki de kaza falan olacaktı kim bilir dememiştir ki hayatında bir kere. Peki, iyi arkadaşlara sahip birine sorsanız, o değil de şu üniversiteyi kazansaydın mutlu olur muydun, kariyerin adına daha iyi olur muydu diye; zannetmiyorum ki kurduğu bütün ilişkileri, edindiği bütün deneyimleri ve kazandığı her şeyi hiç yaşanmamış kılmak istesin insanlar. Demem o ki, günün sonunda siz derseniz ki yaşamak elde ne varsa onlarla bir sofra kurup onun tadına varmak demektir, lezzet alırsınız yok derseniz ki hayat bu masa şu ülkenin şu ilinin bu semtinde şöyle manzarası olan bir evin şu tarz bir masasının üstündeki yemek takımlarının içinde şu yemekler ve bu içecekler olmadan tadına varılacak bir şey değildir, o sofrada oturuyor bile olsanız sadece boğazınızdan birkaç gıda maddesi geçer.

Bağ Kurmak ve Anlam Yüklemek

Gıdayı lezzete, hayatı sevince çevirecek tek şey bana sorarsanız onunla kurduğunuz ilişkidir, bağınızdır hatta ona yüklediğiniz anlamdır. Siz değer verirseniz değerli olur, lezzet almayı değil de kalıplara ve yargılara takılır kalırsanız kaçırırsınız. Bunun en güzel örneği okul yemekhanelerinde arkadaşlarınızla yemekler yediğiniz o yıllara şöyle bir dönüp bakılınca görülebilir, ne yediğiniz yemeği hatırlarsınız şimdi ne o yemeği almak için ne kadar sıra beklediğinizi; sadece anılar kalmıştır geriye, yaşananlar, hisler, kahkahalar yani bağlar, kurulan ve de doyuran o bağlar. Vel hasılı asl olan bağdır, başlamak da bitirmek de bağlanmaktır, bağlamaktır.

Diyerek, bu platformdaki başlangıcım olan bu yazının sonunu bağlıyor ve siz okurlarımın beğenisine sunuyorum; Sevgilerle.

Ayşe Nur Öz
Ayşe Nur Öz
Ayşe Nur Öz, psikoloji alanında lisans eğitimine %100 İngilizce olarak devam eden yazar, klinik psikoloji ve psikososyal araştırmalara ilgi duymaktadır. Akademik çalışmalarını travma, dayanıklılık, göç ve dezavantajlı gruplarla psikososyal destek konularında sürdürmekte; TÜBİTAK destekli projelerde ve uluslararası araştırma ekiplerinde aktif rol almaktadır. Klinik gözlem deneyimini hastane ve yurt dışı stajlarıyla pekiştiren yazar, yazılarında bilimsel bilgiyi insani ve kültürel bağlamla buluşturmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar