Bilincin “Yenile” Tuşu ve Zaman İşaretçileri
Yeni dönemin ilk sabahı uyanmanın tarif edilemez, taze bir hissi vardır. Zaman algısındaki o yenilenmeyi deneyimlemek, yalnızca matematiksel bir hadise değildir. Esasen Dünya gezegeninde atan her kalp ve işleyen her sinir sistemi için muazzam bir “nörolojik resetleme” fırsatı olduğunu söyleyebiliriz.
Nörobilim ve davranışsal psikoloji bağlamında bu özel anlara “temporal landmarks” (zaman işaretçileri) denir. Başka deyişle zihin, zamanı düz bir çizgi olarak algılamakta zorlandığı için onu parçalara ayırır. 1 Ocak gibi belirgin tarihler, zihnin “geçmiş benlik” ile “şimdiki benlik” arasına kalın bir çizgi çekmesini sağlar. Tıpkı bir sistemin “yenile” (refresh) tuşuna basmak gibi, bu sembolik tarihte sinir sisteminde dopamini, yani o güzel umut ve motivasyon duygusunu tetikleyebilir.
Sembolik bir geçmişin tozunu silkelemek, eski deneyimleri “o” dosyada bırakmak, dosyayı çöp kutusuna atmak ve tertemiz bir sayfaya bakmak, iyi hissettirir. Bu kolektif neşeyi, bu evrensel umut dalgasını sonuna kadar kucaklamalıyız. Yine de zaman algısıyla, takvim sistemlerinin kurgusal olduklarının da farkında olmak gerek. Öte yandan dünyanın tümüne yayılmış olan takvim sistemlerinin ideolojik arka planlarını görmezden gelmemeliyiz.
Janus’un Bakışı ve “Doğanın Ritimleri”
Roma mitolojisinin tarihsel mirasına göre, Ocak (January) ayı, ismini “Geçitler Tanrısı” Janus’tan alır. İkonografide iki yüzüyle resmedilen Janus bir yüzüyle geçmişe dönükken, diğeriyle geleceğe bakar. Dönem başlarında zihin genellikle Janus moduyla çalışır; bir yandan geçen dönemin anılarını ve derslerini tarar, diğer yandan gelecek döngünün planlarına ve hayallerine dalar. Ancak gezegenin mirası sadece bu ikili bakışla sınırlı değildir.
Dünyanın her bölgesi yeniliği farklı bir dille karşılar. Örneğin ılıman kuşakta bu, “baharın uyanışı”nın simgesi olan tohumun çatlaması iken, Ekvator kuşağında bu toprağı doyuran “yağmurların gelişi”dir. Oysa Kutuplarda bu “ışığın dönüşü ve karanlığın çekilişi”dir. İyi hissettirse de 1 Ocak tarihi, bu muazzam çeşitliliği tek bir güne sığdırmaya çalışan idari bir kurgudur. Oysa “doğanın takvimi” yereldir. Bu çeşitlilik, modern yaşamın sıkışmışlığı içinde harika bir “zaman esnekliği” sunar. Eğer bu günlerde bünye hala biraz kış uykusunda (wintering) veya kurak dönemde gibi hissediyorsa, bir şeyleri kaçırmışlık hissine kapılmaya gerek yok. İçsel coğrafyanızın, kendi bedeninizin ve doğanın o yerel ritmiyle uyumlanmak için önünüzde her zaman yeni bir eşik vardır.
İkilikten “Şimdi”nin Gücüne Geçiş: Bir Mantık Egzersizi
Peki, Janus sürekli geçmişe ve geleceğe bakarken, acaba en önemli yeri yani bastığı zemini gözden kaçırıyor olabilir mi? Farklı bir deyişle, zihin geçmiş ve gelecek arasında mekik dokuduğunda, genellikle kaygı (anksiyete) üretir.
İşte burada rotamızı kadim mantık ekollerine, Aristoteles sisteminin çağdaşı sayılabilecek, belki de çok daha önceleri meydana getirilmiş olan Nyāya’ya çevirebiliriz. Bu yaklaşım, zihnin illüzyonlarını kırmak için çok net bir önerme sunar. Gerçeklik, ne soluklaşan hafızadaki geçmiştedir ne de henüz yaşanmamış gelecekte. Gerçek (Satya), sadece nefes alıp verilen şu andadır.
Yaşamın kendisine, doğadaki akışa baktığımızda bu gerçeği net bir şekilde görürüz. Doğadaki hiçbir bilinç, zamanı “geçmiş pişmanlıkları” veya “gelecek korkuları” diye bölerek enerjisini tüketmez. Sinir sisteminin asli doğası “merkez“dir, yani “şimdi”dir. Atölye çalışmalarımda ve seanslarımda, dikkati anın gerçeğine “merkeze” davet etmek için sıkça çalıştığımız bir pratiktir bu. Amaç, zihnin o kurgusal zaman yolculuğundan çıkarak, yaşamın bu saf “bulunuş” haline, biyolojik gerçekliğe geri dönmektir. Çünkü yenilenme, takvim yaprağı veya sayılar değiştiğinde değil; bilinç her nefeste, yargısızca “şimdi”ye uyandığında gerçekleşir.
Mitolojik Yolculuk: Yılan’ın Sırrından At’ın Özgürlüğüne
Bu “anda kalma” pratiği, şu an içinde bulunulan enerjiyi (atmosferi) anlamayı da kolaylaştırır. Mitolojik arketipler, bize zaman kavramının nitelikleri hakkında harika hikayeler fısıldar. Efsaneye göre, yılları belirleyen o büyük nehir geçişi yarışında, bir yılan ve bir at ilginç bir ikili olur. Yılan, nehrin büyük kısmını At’ın toynağına tutunarak sessizce geçer. Bu, stratejinin ve eylemin dansıdır.
Şu an Türk toplulukları için de son derece önemli olan on iki hayvanlı mitolojik takvime göre çok özel bir geçişteyiz. Hala “Yılan Yılı”nın o şifalı, dingin, stratejik ve yenileyici anlatısının içindeyiz. Yılan, eski derisini sessizce ve büyük bir sabırla bırakır. Şu an bu “bırakma”, “hafifleme” ve içsel stratejiyi kurma dönemindeyiz. Aceleye getirilmemesi gereken, demlenilmesi gereken bir süreçtir bu.
Yakında ise, Şubat ayıyla birlikte “At Yılı”nın o özgür, canlı, hareketli ve sosyal anlatısıyla buluşulacak. Yılan’ın bilgeliği, At’ın gücüne zaten dönüşecek. Bu sebeple acele etmeye gerek yok. Şu anın tadı çıkarılmalı. Elbette bu anlatılar semboliktir, nitekim bilinçdışını aktive etmenin yolu sembollerden geçer. Tabii ki bu sembollerin gerçek kahramanlarına da teşekkür etmek, onları önemsemekle, insanlarla eşit düzlemde değerlendirmekle mümkün olur. Dolayısıyla soyut ile somut ayrımı ortadan kalkar.
Öte yandan Gregoryen benzeri, yaratılış-kıyamet gibi bir noktadan başlayıp bir noktada son bulan çizgisel takvim kurguları, sürekli yetişme kaygısını tetiklediği için, anksiyete meydana getirebilmektedir. Oysa On İki Hayvanlı Takvim’in yapısında, hayvanların yanı sıra elementler de devreye girer. Bu da zamanın ne düz bir çizgi ne de kapalı bir çember olduğunu gösterir. Yani çizgisel veya sürekli tekrara neden olabilecek döngüsel evren anlayışlarının dışındaki sistemleri keşfetmek için kendimize izin verebiliriz.
Yaşamın Bizlerden Beklentisi ve Rezonans Yasası
“An”a, yani o saf hale yerleşildiğinde, Viktor Frankl’ın sorusunu evrensel bir dille yeniden sorabiliriz: “Acaba yaşamın bütünü, şu an benden (bizden) ne bekliyor?” Cevap, nörobiyolojinin ve etiğin ortak dilinde saklıdır: Bağlantı ve birlikte Düzenlenme…
Bilimsel olarak biliyoruz ki “bio-rezonans“la, bir sinir sisteminin hissettiği huzur, görünmez dalgalarla çevreye yayılır. Dingin bir zihin, yanındaki gergin bir zihni sakinleştirir. Yayılan sakinlik frekansı, ortamdakileri etkiler. Açık bir biçimde, bizler izole monadlar değil, devasa bir rezonans alanının parçalarıyız. Bu yüzden yeni evreyi kutlarken tercihlerde şefkati merkeze almak, neşe meydana getirir. Şiddetsiz, yaşam dolu seçimler yapmak sadece etik bir duruş değil, aynı zamanda alanın “frekansını yükselten” bir eylemdir.
Günümüzde Roma bürokrasisi ile Hristiyan teolojisinin birleşimi bir sistem olan Gregoryen takvimi, küreselleşme ile “hakim” takvim haline getirildi. İdeolojik sebeplerle dünyanın birçok yerinde dönemler Janus’un vizyonuyla selamlansa da Türk, Ermeni, Afrika, Kürt, İran ve daha nice kadim kültürde bambaşka takvim sistemlerinin ve zaman algılarının olduğunu hatırlamak gerekir.
Yılan’ın derisi sıyrılıp, At’ın özgürlüğüne dönüşürken, her nefesin, yepyeni bir başlangıç olduğunu deneyimleyebiliriz… Mutlu, huzurlu, şefkatli ve “an be an” dönemlerimiz olsun!
Ejder Atlas Akmaner
Kaynakça
-
Frankl, V. E. (2023). Psikoterapi ve Din: Bilinçdışındaki Tanrı. (Z. Taşkın, Çev.). Say Yayınları.
-
Matilal, B. K. (1998). The Character of Logic in India. State University of New York Press.
-
Droit, R. P. (Ed.). (2009). Başka Diyarların Felsefeleri – Cilt 1: Hint, Çin, Tibet. (İ. Yerguz, Çev.). Say Yayınları.
-
Droit, R. P. (Ed.). (2009). Başka Diyarların Felsefeleri – Cilt 2: İbrani, Arap, Fars ve Mısır Düşünceleri. (İ. Yerguz, Çev.). Say Yayınları.
-
Esin, E. (2006). Türk Kültür Tarihi: İç Asya’daki Erken Safhalar. Kabalcı Yayınevi.
-
Chavannes, E. (2007). On İki Hayvanlı Türk Takvimi. (M.Daş, Çev.). Selenge Yayınları.


