Pazartesi, Ekim 27, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Hafızamız Bize İhanet Edebilir mi?

Hafıza bize en özel anılarımızı saklayan sadık bir arşivci gibi görünür. Oysa bilim, hatırladıklarımızın her seferinde yeniden yazılan bir hikâye olabileceğini gösteriyor. Bazen çocukluk anılarımız, bazen de mahkeme salonunda verilen bir tanıklık bundan etkilenebiliyor. Peki biz gerçekten yaşadığımızı mı hatırlıyoruz, yoksa sadece zihnimizin kurguladığı bir versiyonu mu?

Hatırladığımız Her Şey Gerçekten Yaşandı mı?

Çoğumuz geçmişte yaşadığımız bir anıyı hatırlarken “eminim” deriz. Oysa bilim insanları, anılarımızın fotoğraf gibi kaydedilip saklanan sabit dosyalar olmadığını söylüyor. Bellek, her hatırlayışımızda yeniden şekillenen canlı bir süreçtir (Schacter, 1999). Bu da zamanla bazı ayrıntıların eklenmesine, bazılarının silinmesine ya da tamamen değişmesine yol açabilir.

Yani zihnimizdeki “anı arşivi” sandığımız kadar güvenilir değildir. Hatırladığımız anılar, o anki duygularımız, çevremizdeki insanların yorumları ve hatta izlediğimiz filmlerle bile yeniden yazılabilir.

Beynimiz Neden Anılarla Oynamaya Meyilli?

Beynimiz esnektir (plastisite) ve bu özellik öğrenmeyi sağladığı kadar, anıların değişmesine de izin verir. Her hatırlama, aslında bir yeniden inşa sürecidir. Tıpkı eski bir dosyayı açıp üstüne yeni bilgiler yazmak gibi…

Araştırmalar, özellikle duygusal ve travmatik anıların zamanla çarpıtılmaya daha açık olduğunu gösteriyor. Mesela bir kaza geçirdiğimizi düşünelim: İlk günkü ayrıntılar, birkaç hafta sonra çevremizden duyduğumuz yorumlarla harmanlanıp bambaşka bir hal alabilir.

Bir başka örnek: Çocukken kaybolduğunu sandığın bir gün… Oysa belki de sadece kısa süre annenin elini bırakmıştın ama yıllar sonra bu anıyı “saatlerce kaybolmak” gibi anlatabiliyorsun. Bu, yanlış anı üretiminde belleğin oynadığı yaygın bir oyundur.

Tanık Beyanları Neden Her Zaman Güvenilir Değil?

Yanlış anıların en ciddi sonuçları hukuk sisteminde görülüyor. Mahkemelerde görgü tanıkları hâlâ en güçlü delillerden biri sayılıyor; ancak onlar da insan ve hafızaları hataya açık.

ABD’de yapılan çalışmalarda, DNA testleriyle masum olduğu kanıtlanan kişilerin yaklaşık %70’inin yanlış tanıklık nedeniyle mahkûm edildiği ortaya çıkmış durumda (Innocence Project, 2024). Yani birini görmüş olmak ile onu doğru hatırlamak arasında büyük fark var.

Sosyal medyada da benzer bir durum yaşanıyor: Bir olay sonrası yayılan görüntüler veya söylentiler, insanların zihinlerinde sahte anılar oluşturabiliyor. Bir anda herkes “ben de görmüştüm” demeye başlıyor. Aslında bu, toplu hafıza yanılsamasının bir örneği.

Teknoloji Sahte Anıları Nasıl Besliyor?

Teknolojinin hayatımızın merkezinde olması, yanlış anı üretimini daha da kolaylaştırıyor. Deepfake videolar, yapay zekâ ile üretilmiş sahte görseller ve manipüle edilmiş haberler, beynimizi kandırabiliyor.

Örneğin, bir ünlünün hiç söylemediği bir söz sosyal medyada yayılıyor ve insanlar birkaç gün sonra o sözün gerçekten söylendiğine emin oluyor. Bellek, sık tekrar edilen bilgiyi “gerçek” olarak etiketlemeye meyilli. Bu durum, “gerçeklik illüzyonu” (illusory truth effect) olarak biliniyor (Fazio et al., 2015).

Ayrıca telefonlarımızdaki eski fotoğraflara sürekli bakmak da anılarımızı şekillendiriyor. Bir anı yaşarken değil, o anın fotoğrafına bakarken yeniden hatırlıyoruz — ve her bakışımızda hafızamız biraz daha değişiyor.

Yanıltıcı Hafızaya Karşı Ne Yapabiliriz?

Anılarımızın kusurlu olması, onları değersiz kılmaz. Aksine, bu durum insan zihninin yaratıcı ve esnek doğasının bir parçasıdır. Ancak önemli kararlarda ve tanıklıklarda sadece belleğe güvenmek risklidir.

  • Eski olayları doğrularken farklı kaynaklardan teyit almak,

  • Günlük tutmak veya anında not almak,

  • Duygusal yoğunluğu yüksek anılarda “eminim” demeden önce durup düşünmek,

hafızamızın bizi yanıltma riskini azaltabilir.

Anılarımıza eleştirel yaklaşmak, geçmişimizi silmek değil; onu daha bilinçli değerlendirmek anlamına gelir.

Hafızamız Kamera mı, Hikâye Anlatıcısı mı?

Hafıza, yaşadıklarımızın birebir kopyasını değil, anlamını saklar. Bu nedenle anılar, zamanla değişebilir, eksilebilir, hatta bazen hiç yaşanmamış olaylar bile zihnimizde gerçek gibi yer edebilir.

Bunu bilmek, hem kendimize hem de başkalarının anılarına daha şefkatle yaklaşmamıza yardımcı olur. Unutma: Herkesin hikâyesi biraz eksik, biraz fazla ama tamamen kendine özgüdür.

Referanslar

Fazio, L. K., Brashier, N. M., Payne, B. K., & Marsh, E. J. (2015). Knowledge does not protect against illusory truth. Journal of Experimental Psychology: General, 144(5), 993–1002. https://doi.org/10.1037/xge0000098

Innocence Project. (2024). Eyewitness misidentification. https://innocenceproject.org/eyewitness-identification-reform/

Schacter, D. L. (1999). The seven sins of memory: Insights from psychology and cognitive neuroscience. American Psychologist, 54(3), 182–203. https://doi.org/10.1037/0003-066X.54.3.182

Şevval Deniz Yenel
Şevval Deniz Yenel
Şevval Deniz Yenel, psikoloji lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Şema Terapi alanlarında uzmanlaşmıştır. Eğitimi süresince travma psikolojisi, psikopatoloji, sosyal ve bilişsel psikoloji gibi alanlarda çalışmalar yürütmüş, saha araştırmalarında aktif olarak yer almıştır. Şu an özel bir klinikte ve Türk Psikologlar Derneği’nde görev almakta; çocuk, ergen ve yetişkin gibi farklı yaştaki bireylere yönelik deneyimler edinmektedir. Şevval Deniz Yenel; doğru bilinen yanlışları vurgulayarak bilgi kirliliğini azaltmak, sağlıklı ve güvenilir bir ortam oluşturmaya yardımcı olmak amacıyla içerik üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar