Sosyal medya ile birlikte fotoğraf çekmek, çekilmek ve hoşumuza giden kareleri paylaşmak, gündelik hayatımızın sıradan bir parçası hâline geldi. Ancak fotoğraf çekme ve çektirme ihtiyacımız yalnızca sosyal medya ile açıklanabilecek kadar yeni bir davranış değil. Sosyal medya ortaya çıkmadan önce de insanlar fotoğraf çektiriyor, albümler oluşturuyor ve hayatlarının önemli anlarını kaydetmek istiyordu. Peki, neden?
Psikoloji literatüründe bu durumu açıklayan önemli kavramlardan biri “benlik sürekliliği”dir (self-continuity). Araştırmalar, zihnimizin benlik hissini koruyabilmek için geçmiş deneyimlerimizi sürekli yeniden organize ettiğini göstermektedir. Fotoğraflar da bu süreçte dışsal bir hafıza işlevi görebilmektedir. Çalışmalar, anılarımızı yalnızca geçmişi hatırlamak için değil; kim olduğumuza dair süreklilik hissini korumak, geçmiş benliklerimizle bağ kurmak ve hayat hikâyelerimizi bütüncül şekilde anlamlandırmak için kullandığımızı göstermektedir. Bu nedenle çocukluk fotoğraflarımız, özel anlarımıza ait kareler ya da kendimizi “iyi hissettiğimiz” fotoğraflar çoğu zaman yalnızca birer görüntü olarak kalmıyor. Bazen bir dönemi, bazen kim olduğumuzu, bazen de o zamanki hâlimizi hatırlatan psikolojik izlere dönüşebiliyorlar.
Araştırmalar ayrıca anılarımızı farklı bakış açılarıyla hatırlayabildiğimizi göstermektedir. Bazı anılarımızı birinci şahıs perspektifiyle, yani kendi gözümüzden yaşadığımız şekilde hatırlarken; bazı anılarımızı üçüncü şahıs perspektifiyle, kendimizi dışarıdan görüyormuşuz gibi hatırlayabiliyoruz. Özellikle üçüncü şahıs perspektifiyle hatırlamanın benlik değerlendirmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Yani bazen yalnızca bir anıyı hatırlamakla kalmayıp, o anın içinde nasıl göründüğümüzü de zihnimizde canlandırabiliyoruz. Kendimizi dışarıdan değerlendirme, kendimize dair zihinsel bir imge oluşturma ve kim olduğumuzu anlamlandırma ihtiyacı hissedebiliyoruz. Belki de bu yüzden fotoğraflar, kendimizi dışarıdan görebildiğimiz en somut araçlardan biri hâline geliyor. Çünkü fotoğraflar yalnızca fiziksel görünümümüzü değil; belirli bir dönemi, hissi ya da yaşam kesitini de temsil edebiliyor.
Fotoğraf çekmenin yalnızca kayıt oluşturmakla sınırlı olmadığı da düşünülmektedir. Bazı araştırmalar, fotoğraf çekerken çevremize daha dikkatli baktığımızı ve deneyimimizin belirli ayrıntılarına daha fazla odaklandığımızı göstermektedir. Bu nedenle fotoğraf çekmek bazı durumlarda deneyimi yüzeyselleştirmekten çok, deneyime daha bilinçli şekilde katılmayı destekleyebilmektedir. Özellikle paylaşmak için değil, kendimiz için çektiğimiz fotoğraflar bazen o anla kurduğumuz ilişkiyi güçlendirebiliyor. Çünkü fotoğraf çekmek, dikkatimizi anın belirli ayrıntılarına yönlendirebiliyor ve deneyimi daha bilinçli yaşamamıza katkı sağlayabiliyor.
Bununla birlikte literatürde, yoğun şekilde fotoğraf çekmenin doğal hatırlama süreçlerini zayıflatabileceğini öne süren çalışmalar da bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar bu durumu “hafızayı dışsallaştırma” (memory offloading) kavramıyla açıklamaktadır. Buna göre, deneyimimizin kayıt altında olduğunu bildiğimizde bilgiyi zihinsel olarak tutma konusunda daha az çaba gösterebiliyoruz. Bu durum, bazı önemli anlar kaydedilmediğinde neden eksiklik hissedebildiğimizi de kısmen açıklayabilir. Çünkü fotoğraflar yalnızca görüntü oluşturmakla kalmıyor; aynı zamanda daha sonra o ana yeniden ulaşabilmemizi sağlayan görsel ipuçları gibi çalışabiliyor.
Fotoğraf kuramcıları Roland Barthes ve Susan Sontag da fotoğrafın geçmiş deneyimlerle kurduğumuz ilişkiyi dönüştürdüğünü vurgulamaktadır. Özellikle fotoğrafın, geçmişte yaşanmış bir ana dair somut bir iz taşıdığı düşüncesi üzerinde durmuşlardır. Bu nedenle çoğu zaman yalnızca “güzel görüntülerimizi” değil; bizim için anlam taşıyan insanları, anları ve dönemleri kaydetme eğilimi gösteriyoruz.
Sonuç olarak, fotoğraf ihtiyacı yalnızca teknolojik ya da sosyal bir alışkanlık olarak değerlendirilmemelidir. Psikoloji literatürü, fotoğrafların hafıza, benlik algısı ve yaşam öyküsünü anlamlandırma süreçleriyle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu yüzden bazı anları kaydetme isteğimiz yalnızca görüntü oluşturma ihtiyacından kaynaklanmıyor olabilir. Bazen bir anı fotoğraflamak, onu yalnızca hatırlamak için değil; ona yeniden dönebilmek için de önemli hâle geliyor.
Kaynakça
Barasch, A., Diehl, K., Silverman, J., & Zauberman, G. (2017). Photographic memory: The effects of volitional photo taking on memory for visual and auditory aspects of an experience. Psychological Science, 28(8), 1056–1066.
Barthes, Roland. (1981). Camera lucida: Reflections on photography (R. Howard, Trans.).
Hill and Wang. (Original work published 1980).
Henkel, L. A. (2014). Point-and-shoot memories: The influence of taking photos on memory for a museum tour. Psychological Science, 25(2), 396–402.
Risko, E. F., & Gilbert, S. J. (2016). Cognitive offloading. Trends in Cognitive Sciences, 20(9), 676–688.
Sontag, Susan. (1977). On photography. Farrar, Straus and Giroux.
Sutin, A. R., & Robins, R. W. (2008). When the “I” looks at the “me”: Autobiographical memory, visual perspective, and the self. Consciousness and Cognition, 17(4), 1386–1397.
Wilson, A. E., & Ross, M. (2003). The identity function of autobiographical memory: Time is on our side. Memory, 11(2), 137–149.


