Kıskançlık, insan deneyiminin karmaşık ve çok boyutlu bir yönünü yansıtan bir duygu olarak psikoloji literatüründe uzun süredir incelenmektedir (Kristjansson, 2016; Pfeiffer & Wong, 1989). Genellikle, değer verilen bir ilişkiyi kaybetme tehdidinin algılanması veya bunun gerçeklik kazanmasıyla tetiklenen bir olgu olarak tanımlanır (Muise ve ark., 2014). Bu duygu, söz konusu tehdide karşı verilen güçlü bir duygusal tepki olarak da değerlendirilmektedir (Utz & Beukeboom, 2011; Pfeiffer & Wong, 1989) ve çoğu zaman romantik veya cinsel nitelikli ilişkilerle ilişkilidir (Dijkstra ve ark., 2013).
Pfeiffer ve Wong (1989), kıskançlığı davranışsal (partneri izleme veya gözetleme), bilişsel (tehdit veya şüphe değerlendirmesi) ve duygusal (algılanan tehditler sonucu ortaya çıkan olumsuz hisler) boyutlarıyla çok yönlü bir kavram olarak tanımlamış; Utz ve Beukeboom (2011) ise tepkisel, kaygılı ve sahiplenici biçimleriyle kıskançlığın farklı türlerini incelemiştir. Frampton ve Fox (2018), kıskançlığı geçmişe yönelik ve geriye dönük olmak üzere iki biçimde ayırmış; geriye dönük kıskançlık mevcut bir ilişkiyi tehdit eden rakiplere odaklanırken, geçmişe dönük kıskançlık bireyin partnerinin önceki ilişkilerine yönelir. Romantik bağlamda, kıskançlık partneri veya değer verilen bir diğerini kaybetme tehdidi nedeniyle sıkça yaşanan bir olgudur (White, 1981) ve üzüntü, korku, endişe, öfke gibi olumsuz duyguların bir karışımıyla kendini gösterebilir (Dunn & Ward, 2020).
Bu duygu, sözlü saldırganlık, partneri ve/veya potansiyel rakipleri gözetleme, partnerin faaliyetlerini sorgulama veya partneri kıskandırmaya çalışma gibi davranışları tetikleyebilir (Wagner ve ark., 2018). Her ne kadar itici bir duygusal tepki olarak algılansa da, kıskançlık ilişkileri potansiyel rakiplerden koruyan uyum sağlayıcı bir mekanizma olarak da işlev görebilir (Buss, 2000). Ancak aşırı kıskançlık, ayrılıklar, kişilerarası şiddet ve ciddi sonuçlara yol açabilir (Buss, 2000; Guerrero & Andersen, 1998).
Sosyal medya, hem yeni ilişkilerin kurulmasına hem de mevcut ilişkilerin yeniden gündeme gelmesine olanak tanımaktadır. Bu süreç, evli çiftlerde kıskançlık ve güven sorunlarını tetikleyebilir. Sosyal medya kullanımının evlilik doyumu ve mutluluk düzeyi ile ters orantılı olduğu, mutluluk azaldıkça sosyal medya kıskançlığının arttığı gözlemlenmiştir (Tiryaki, 2018). Özellikle evli bireyler, sosyal medyanın sağladığı sınırlı gizlilik ve içerik paylaşım imkânları nedeniyle partnerlerini izleme veya gözetleme davranışlarında bulunabilmektedir (Muscanell & Guadagno, 2016; Muise ve ark., 2009, 2013).
Çiftler arasında sosyal medyanın yol açtığı temel sorunlar arasında eşe ve aileye az zaman ayırma, kıskançlık, ilgisizlik ve eşin sosyal medyada fazla vakit geçirmesi yer almaktadır (Kalaman & Çelik, 2019). Erkekler, kadınlara kıyasla karşı cinsle kurulan etkileşimden daha fazla rahatsızlık duymaktadır. Eşin tanımadığı bir karşı cinsle etkileşim kurması, çiftler arasında huzursuzluk ve güvensizlik yaratabilmektedir. Bunun sonucunda kıskançlık ve çatışmalar artmakta, kimi zaman evlilikler sona erebilmektedir (Kalaman & Çelik, 2019; Alevli, 2023).
Sosyal medya, evlilik öncesi süreçlerde de etkili olmaktadır. Katılımcıların eşlerinin sosyal medya hesaplarını kontrol etme nedenleri arasında, eşin paylaşımlarını, arkadaş listelerini inceleme ve eş olacak kişi hakkında bilgi edinme arzusu öne çıkmaktadır (Kalaman & Çelik, 2019). Bu durum, sosyal medyanın hem evlilik öncesi hem de evlilik sonrası ilişkileri şekillendiren kritik bir faktör olduğunu göstermektedir.
Araştırmalar, sosyal medyanın kıskançlık deneyimlerini şekillendirebileceğini ve sınırsız flört davranışlarını tetikleyebileceğini ortaya koymaktadır (Muise ve ark., 2014; Brem ve ark., 2015). Belirsiz veya bağlamdan kopuk sosyal medya içerikleri, partneri izleme ve gözetleme davranışlarını artırmakta ve olumsuz duygusal tepkileri tetiklemektedir (Iqbal & Jami, 2019; Muscanell & Guadagno, 2016).
Sonuç olarak, sosyal medya evli çiftlerin ilişkilerini doğrudan etkileyen, kıskançlık ve güven sorunlarını tetikleyen, aile içi etkileşimde rol oynayan güçlü bir araçtır. Küçük bir “beğeni” ya da masum bir paylaşım, bazen kıskançlık ve güvensizlik fırtınalarının başlangıcı olabilir. Çiftler farkında olmadan, sanal dünyada yaşanan her hareketin gölgesini gerçek hayatlarına taşımakta; bu durum, yalnızca bireysel duygu ve davranışları değil, aynı zamanda çiftler arasındaki iletişim ve yakınlığı da etkilemektedir. Sosyal medyanın sunduğu sınırlı gizlilik, anlık geri bildirimler ve bağlamdan kopuk içerikler, partnerlerin birbirlerini yanlış yorumlamasına, şüphe duymasına ve duygusal mesafelerin artmasına yol açabilmektedir.
Bu etki, sadece günlük tartışmalara ya da geçici huzursuzluklara değil, uzun vadede evlilik doyumu üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurabilir. Sosyal medya, çiftlerin birbirine ayırdığı zamanın azalmasına, ilgisizliğin artmasına ve güven sorunlarının derinleşmesine zemin hazırlamaktadır. Kimi zaman bu durum, çiftler arasında sürekli çatışmalara ve ciddi iletişim kopukluklarına sebep olabilmektedir. Sosyal medya kullanımının bilinçsiz olması, çiftlerin fark etmeden birbirlerini gözetleme, kontrol etme ya da kıskançlık kaynaklı tepkiler verme eğilimini artırmakta ve bu da ilişkilerde gerginliği beslemektedir.
Bu nedenle, çiftlerin dijital davranışlarının ilişkilerine yansımalarını fark etmeleri, sosyal medyayı bilinçli ve ölçülü kullanmaları, partnerleriyle açık ve dürüst iletişim kurmaları kritik öneme sahiptir. Ayrıca, eşlerin sınırlar koyması ve birbirlerinin sınırlarına saygı göstermesi, sosyal medyanın olumsuz etkilerini azaltmada önemli bir rol oynar.
Özetle, sosyal medya artık sadece bir iletişim aracı değil; evliliklerin seyrini şekillendiren, kıskançlık ve güvensizliği tetikleyen, duygusal yakınlığı etkileyen güçlü bir faktördür. Küçük bir dijital etkileşim, farkında olmadan büyük krizlerin fitilini ateşleyebilir ve çiftlerin ilişkilerini derinden etkileyebilir. Bu nedenle, sosyal medyanın evlilik üzerindeki etkisinin farkında olmak, çiftlerin ilişkilerini korumaları ve güçlendirmeleri açısından hayati bir gerekliliktir.
Kaynakça
Pfeiffer, S.M. and Wong, P.T.P. (1989), “Multidimensional jealousy”, Journal of Social and Personal Relationships, Vol. 6 No. 2, pp. 181-196, doi: 10.1177/026540758900600203.
Muise, A., Christofides, E. and Desmarais, S. (2009), “More information than you ever wanted: does Facebook bring out the green-eyed monster of jealousy?”, CyberPsychology and Behavior, Vol. 12 No. 4, pp. 441-444, doi: 10.1089/cpb.2008.0263.
Muise, A., Christofides, E. and Desmarais, S. (2014), “‘Creeping’ or just information seeking? Gender differences in partner monitoring in response to jealousy on Facebook”, Personal Relationships, Vol. 21 No. 1, pp. 35-50, doi: 10.1111


