“Onsuz yaşayamam” dediğinizde bu, tutkulu bir sevginin göstergesi midir yoksa görünmez bir bağımlılığın sinyali mi? Sevgi ile bağlılık arasında ilişkinin kaderini belirleyecek bir çizgi vardır. İnsan, doğası gereği bağ kurmaya ihtiyaç duymaktadır. Bowlby’nin (1969) bağlanma kuramına baktığımızda, bağlanmanın doğumdan başlayarak ölüme kadar devam ettiği ve yetişkinlik dönemindeki ilişkilerimizi de etkilediği görülmektedir. Bağlanmak, karakterimizin oluşumunda önemli bir konuma sahiptir. Ancak bağlanmanın sağlıklı biçimleri olduğu gibi, ilişkileri zedeleyen, bireyin psikolojik bütünlüğünü tehdit eden biçimleri de vardır. Bu noktada “sağlıklı bağlılık” ile “duygusal bağımlılık” arasındaki farkı anlamak kritik öneme sahiptir.
Sağlıklı Bağlılık
Sağlıklı bağlılığın temelinde korunabilen sınırlar yatmaktadır. İki bireyin hem birbirine yakın hem de kendi kimliklerini koruyabildikleri ilişki türüdür. Burada “sen” ve “ben” ortadan kalkmaz, aksine “biz” kavramı içinde varlığını sürdürür. Kurulan yakınlığın temelinde güven vardır ve bir arada değilken de kendinizi değerli, yeterli ve güvende hissedersiniz. “Biz” olmaya devam ederken de farklı ilgi alanları, sosyal çevreler ve kişisel hedefleri sürdürmeye devam edersiniz.
Duygusal Bağımlılık
Duygusal bağımlılıkta ise ayrı bir birey olmaktan çıkarak öz değer algısı tamamen partnerin varlığına bağlanmaktadır. Partnerinizden gelen en ufak bir soğukluk, varlığınıza tehdit gibi algılanır ve ayrılık ihtimali yoğun kaygı yaratır. Bu noktada sınırlar ortadan kaldırılmıştır ve birey partnerinin ilgisi olmadan yaşayamaz hâle gelmektedir. Örneğin, partnerinden birkaç saat haber alamayan bir kişi hemen olumsuz senaryolar kurmaya başlayarak yoğun endişe ve öfke yaşar, hatta kendi ihtiyaçlarını ve gündelik yaşamını bu duygulara göre şekillendirir.
Sınırların Gücü
Sınır koymak, “mesafe” yaratmak anlamına gelmez ve sevgiyi azaltmaz. Sınırlar, sevgiyi korumak, güven ve saygıyı güçlendirmek için vardır. Sağlıklı bağlılığı oluşturabilmek için ilişki içinde farklı iki birey olduğunuzu unutmamak ve kişisel alanlar, hobiler, sosyal çevre gibi konularda sınırları korumak gerekmektedir.
Sınır koymak şunları sağlar:
-
Tükenmişlik hissini önler – Tamamen partnerinize bağımlı hâle gelmeden ve kendi ihtiyaçlarınızı ihmal etmeden ilişkiyi sürdürebilirsiniz.
-
Saygıyı pekiştirir – Hem kendi hem partnerinizin sınırlarına saygı duymak dengeyi sağlar.
-
Bireyselliği korur – “Biz”in içinde “ben”i yaşatmak mümkün olur.
Sağlıklı ilişkiler hem bağlılığı hem de bireyselliği içinde barındırır. Sağlıklı bağlılık ile duygusal bağımlılık arasındaki farkı anlamak bazen düşündüğünüzden daha kolaydır.
Aşağıdaki kısa test, hangi tarafa daha yakın olduğunuzu görmenize yardımcı olabilir:
-
Partnerim yanımda olmasa da kendimi yeterli ve değerli hissediyorum.
-
Ayrı kaldığımızda ona güvenebilirim ve huzurlu hissederim.
-
Kendi sosyal çevrem, hobilerim ve hedeflerim var; bunları ilişkim içinde koruyabiliyorum.
-
Partnerimin sınırlarına saygı duyuyor ve kendi sınırlarımı da açıkça ifade edebiliyorum.
-
İlişkimdeki sevgi, sürekli onay ve ilgi görmeme bağlı değil.
-
Çoğunlukla “Evet” → Sağlıklı bağlılık yönündesiniz. İlişkinizde hem yakınlığı hem bireyselliği koruyabiliyorsunuz.
-
Çoğunlukla “Hayır” → Duygusal bağımlılık eğilimi olabilir. Bu durumun farkına varmak, ilişkide dengeyi yeniden kurmak için ilk adımdır.
Kaynakça
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss, Vol. 1: Attachment. Attachment and Loss. New York: Basic Books.


