Perşembe, Mayıs 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Zoofobiye Varoluşçu Psikoterapi Yaklaşımıyla Bakış

Fobiler, bireyin günlük yaşamını etkileyen yoğun korkulardır. Zoofobi ise hayvanlara karşı duyulan yoğun korkuyu ifade eder ve bireyin işlevselliğini ciddi biçimde etkileyebilir. Korkular bir hayvan ya da bütün hayvanlara karşı gelişebilir. Zoofobik bireyler, karşılaştıkları bu fobik nesne ile kaygı seviyeleri yükselebilir. Böylece hayvanlarla temastan kaçınabilirler.

Zoofobinin altında yatan neden zamanında hayvanla yaşanan bir travma olabilirken; herhangi bir hayvana maruz kalmak, hayvanla ilgili bir video izlemek, başkasının hayvanla olumsuz deneyimini dinlemek-izlemek, hayvanla başka bir nesneyi veya anıyı bağdaştırmak, farkında olmadan koşullanmak gibi etmenler etkili olabilir. Genelde kedi, köpek gibi hayvanların saldırgan olabileceği veya kişinin hayvanlara istemeden de olsa zarar verebileceği ile ilgili düşünceler yoğunlaşabilir.

Bazen korku ve kaygı olmasa da temas etmek, yani tüylü nesneye dokunmak insana ürpertici gelebilir. Zoofobili bireyler genelde hayvanlarla yakın temasa hiç geçilmemiş ailelerde gözlerini dünyaya açan bireylerde daha yaygındır. Zoofobili bireylerin aile üyelerinden birinde de hayvan fobisi bulunabilir. Hayvan fobisi de diğer fobiler gibi kişilerin elinde olmadan gelişen bir durumdur.

Elbette hayvan fobisi olmak ile hayvan karşıtı olmak farklı şeylerdir. Bazı insanlar hayvanları çok sevse de geçmişte yaşadığı kötü deneyimden sonra dokunmaktan çekinebilir. Hayvan karşıtlığında ise hayvanlara karşı merhamet ve sevgi duygusu beslenmez. Zarar verme odaklı olunabilir ya da zarar verilmesinden herhangi bir rahatsızlık duyulmayabilir.

Oysa ki hayvanlarda biz insanlar gibi sadece özgürce kendilerine biçilen sürenin tadını çıkarıp yaşamak isterler ve vakti gelince toprakla buluşurlar. Kimseye durduk yere zarar vermedikleri aşikar olan hayvanların bazılarının canını çok yakan insanlar yüzünden kendilerini sürekli savunma ihtiyacı duyabilirler. Tıpkı bazı bireylerin kuşkucu bir yapıya sahip olmalarının altında yatan nedenin güvensizlikle bağlantılı olduğu gibi.

Geçmişteki kötü deneyimler bireylerin güvenini kırabilir. Böylece insanlara, hayvanlara, nesnelere güvenmezler. Diken üstünde oldukları için kötü senaryolar ve felaketleştirmeler onların normal yaşantısıdır. Terkedilmiş, şiddete maruz kalmış hayvanların da güvensiz olmasından kaynaklı biraz hırçın olması mümkündür.

Hayvanlarla Etkileşim ve Terapi Yöntemleri

İnsanlar olarak hepimiz birbirimize ne kadar muhtaçsak hayvanlara, doğaya da çok şey borçluyuz. Hepimiz sevgiye ve saygıya ihtiyaç duyarız. Hayvanlar da sevgiye ve saygıya ihtiyaç duyar. Yoldan geçerken başı okşanan bir kedinin, yarası sarılan bir kuşun, oyun oynanan bir köpeğin mutluluğunu tıpkı biz insanlar gibi gözlerinden ve tepkilerinden gözlemleyebiliriz.

Hayvanlarla temasa geçmek istenildiğinde bunun kademe kademe yapılması uygun olandır. İşte zoofobi de bunu kademe kademe yapar. Maruz bırakma ve sistematik duyarsızlaştırma yöntemleriyle hayvana teması bir terapist eşliğinde gerçekleştirmek mümkündür. BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) ekolünün bir yöntemi olan sistematik duyarsızlaştırma, aşamalarla maruz bırakarak kaçınma davranışının ortadan kalkmasını hedef alır.

Örneğin, kediden korkan ve kedi beslemek isteyen birinin önce kedi videoları izlemesi, sonra oyuncak kediye dokunması ve odanın uzağında-yakınında bulunması gibi kademe kademe kediyle aynı ortamlarda olarak ve duyusal olarak deneyimlemesi ile şekillenir. Bu deneyim sonucunda kişinin kedilere karşı bakış açısı değişir. Kucağınıza bırakılan bir köpek yavrusu da bu tür bir korkuyu yenmenizde büyük rol oynayabilir.

Varoluşçu Psikoterapi Perspektifi

BDT ile yaygın olarak çalışılan bu fobiye biz Varoluşçu terapi yaklaşımıyla bakacağız. Tıpkı bir heykeltraşın heykelini biçimlendirdiği gibi, kişide kendini varoluşçu taraftan şekillendirebiliriz. Varoluşçu psikoterapi, özgürlük, sorumluluk, ölüm, yalnızlık gibi temalarla bireyin fobiyle kurduğu ilişkisini ele alır. Bireyin yaşamla veya kendilik algısı ile yakından ilişkilendirebileceğimiz zoofobi, “varoluşsal sinyal” olabilir.

Varoluşçu bir terapide terapist, danışanı yargılamadan dinler, onun içsel dünyasına tanıklık eder ve anlam arayışına birlikte girer. Bireyin korkularıyla yüzleşmesi neticesinde bastırılmış öfke, suçluluk, anlam boşluğu gibi hisler de gün yüzüne çıkar. Fobik korkunun kabulu, bireyin korkudan kaçmak yerine onunla var olmayı öğrenmesini mümkün kılar.

Varoluşçu terapiyle danışan kendi varoluşuna özgün bir yolculuğa çıkar. Varoluşçu terapiye göre zoofobi yalnızca bir korku değil, uyanış davetidir. Bu daveti de isteyen fobik kişiler, terapiye başlamaya adım atarak kabul etmiş olurlar.

Sonuç

Tek başımıza hayatta bazı şeylerin üstesinden gelemeyebiliriz ve bu çok normal bir durumdur. Önce bunu kabullenerek yola çıkarız. Her konuda iyi olamayacağımız gibi, her olayda da bizden beklenilen tepkiyi veremeyebiliriz çünkü biz duyguları olan, sürekli değişen ve gelişen varlıklarız.

Varoluşumuzun bir nedeni olduğunu düşünmeyen yoktur. Hayvanlar dahil toz, toprak, deniz, güneş… Her şeyin bir varoluş anlamı vardır. Varoluşsal sancılar, sorgulamalar, ölüm, yalnızlık her şey biraz varoluşsaldır. Varlığımız kimisine göre hiçlik olsa da iyi ya da kötü bir şekilde izimizi bıraktığımız bu dünyada yaşayan her şeye karşı duyarlı ve nazik olmamız gerekir. Zira nazik olmadığımız şeyler, biz insanlığın adını tarihten silebilecek güçtedir.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.). Washington, DC: APA.

  • Frankl, V. E. (1985). İnsanın Anlam Arayışı. (Çev. S. Budak). Okuyanus Yayınları.

  • May, R. (1994). The Courage to Create. W. W. Norton & Company.

  • Yalom, I. D. (1980). Existential Psychotherapy. Basic Books.

Şevval Atalay
Şevval Atalay
Şevval Atalay, 21 Ocak 2001’de İstanbul’da doğmuş ve halen İstanbul’da yaşamaktadır. Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünü tamamlamıştır. Ancak edebiyat ve psikoloji alanlarına duyduğu ilgi doğrultusunda eğitim hayatına yön vermiştir. Şu anda İstanbul Medipol Üniversitesi'nde 4. sınıf öğrencisi olarak öğrenimine devam eden Atalay, aynı zamanda aile danışmanlığı eğitimi almış ve çeşitli alanlarda sertifikalar edinmiştir. Farklı kliniklerde staj yapma fırsatı bularak pratik deneyim kazanmış; YEDAM/Yeşilay’da zorunlu stajına aktif şekilde devam etmektedir. Psikopol ve Gipder gibi platformlarda uzun süre psikoloji içerikli yazılar kaleme alan yazar, özellikle varoluşçuluk temalı konularla yakından ilgilenmektedir. Farklı alanlarda üretmeyi sevse de, insanların yaşamına yazılarıyla dokunmaktan büyük bir mutluluk duymaktadır. Aynı zamanda aktif bir sivil toplum gönüllüsü olan Şevval Atalay, film tutkunu kimliğiyle sinemaya ilgi duymakta; evcil hayvanlarıyla vakit geçirmeyi ve seyahat etmeyi de çok sevmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar