Perşembe, Aralık 4, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Zihnimin Kısır Çemberi

Adım önemli değil. Ben, depresyonun ağırlığını, takıntıların zincirini, kaygının zehrini sırtlayan bir kadınım. Bu, benim hikayem…

Her Sabah Aynı Çember

Yataktan kalmak istemiyorum. Uyanmak demek, tekrardan yaşamın bütün ağırlığının üstüme çökmesi demek. Uyanmak demek, korkunun, boşluğun, kaygının gözlerimin derinlerine bakması demek. Uyanmak demek, boğulmak ve nefes almaya çalışmak arasındaki ince ipte yürümek demek. Yoruldum… çok yorgunum. Her sabah birbirini tekrar ediyor, her sabah birbirinin aynı. Çaresizlik artık vücuduma yapıştı, düşüncelerim zincire vuruldu, kalbim çığlıklarımla çarptıkça bataklığa daha da çekiliyorum. İçimde bir boşluk, içinde bir boşluk ve onun içinde de kocaman bir hiçlik. Gitsem olmuyor, kaçsam olmuyor, kalsam olmuyor, nefes alsam yanıyor. Ben bu muyum? Hep bu muydum? Her zaman bu mu olacağım?

Bitmeyen Takıntılar ve Zihinsel Döngü

Beynim asla susmuyor. Kapıyı kilitledim mi, ocağı söndürdüm mü, ellerim yeterince temiz mi… hepsi zihnimde devasa yerler edinmiş gece örtüsü gibi. Her bir kontrol benim için yeni bir nefes, sonra aynı kısır döngü tekrarlanıyor. Zihnimde görünmez bir gardiyan sürekli emirler yağdırıyor: “Hadi tekrar, son bir kez daha… yetmez… yoksa neler olabileceğini asla bilemeyiz…” Bazen beynim üzerime yıkılan bir bina gibi hissediyorum. Altında eziliyorum. (Ertuğrul, 2014).

Çocukluğun İzleri

Çocukluğumdan beri hep tetikte hatırlıyorum kendimi. Annemin suskunluğu, babamın öfkesi altında geçirdim tüm çocukluğumu. Bir yanlış adım, bir yanlış kelime ve bir bakış… her şeyin felaket doğurabileceğini öğrendim. Babamın sevgi kırıntılarından koparabilmek için başarılara sarılır, onun övgüsünü kazanmak için saatlerimi çalışmaya ayırırdım. Ama hiç yetmedi, yetmeyeceğini biliyordum… Gözleri, değersizliğimi ispatlar şekilde bakıyorken annem de suskunluğuyla onaylıyor gibiydi her zaman. İşte o zaman öğrendim ki; değer görmek için daha fazlasını yapmak zorundayım. Bugün de aynıyım; diğerlerinin sözleri, bakışları, sessizlikleri ruhumu delik deşik ediyor. (Ertuğrul, 2014).

Kaygının Zehri

Kaygı, görünmez bir zehir ve damarlarımda sürekli akıyor. Sıradan bir bildirim, ufak bir telefon sesi bile kalbimi çırpındırmaya yetiyor. İş yerinde izlendiğimi ve en ufak hatamda bile sürekli yargılanacağımı hissediyorum. Arkadaş buluşmalarında hiçbir zaman orada olamıyorum; beynim çoktan felaket senaryoları yaratmış oluyor. İnsanların suratlarından küçücük ipuçları arıyorum:

“Beni seviyorlar mı, benden sıkıldılar mı yoksa benden bıktılar mı?” Kaygımın pençeleri ilişkilerimi deşiyor. Bazen öyle yalnız, öyle huzursuz hissediyorum ki, kalabalıkların tam ortasındayken bile bir cam fanusun içinde sıkışmış buluyorum kendimi. (Ertuğrul, 2014).

Bedenin Çığlığı

Bedenim de zihnimin karanlığında boğuluyor. Başım ağrıyor, midem bulanıyor, kaslarım sürekli gergin halde. Ellerim tekrar tekrar yıkamaktan kuruyup çatlamış, ama ben hala “ya başıma bir şey gelirse” diye kendimi frenleyemiyorum. Ritüellerimle kendimi yatıştırmaya çalışıyorum ama sonra tekrar geliyor. Bu kısır döngüden ayrılamıyorum.

Depresyonun Sessizliği

Depresyonum ise tüm yaşantılarımın gölgesinde sessizce devleşiyor. Eskiden zevk aldığım hiçbir şeyin artık bir anlamı yok gibi hissediyorum. Bir kahvenin kokusu, bir arkadaşla kısa bir sohbet, bir kitap kokusu… Hepsi sanki aynı anda tüm canlılığını kaybetmiş. Günler birbirinin içine akıyor; küçük bir umuda tutunacak enerjim bile yok. Aynadaki ben artık yabancı biri geliyor gözlerime. Bazen “Neden hala buradayım, neden hala yaşıyorum?” diye soruyorum fakat bir cevap bulamıyorum. Ölüm fikri zihnime misafir oluyor; bazen bir kurtuluş bazen de bir korku gibi. Annem geliyor gözlerimin önüne; “Bensiz ne yapar?” diye düşünüyorum. Belki de beni hayatta tutan iplik budur.

Geceyle Büyüyen Yük

Gece geç saatlerde bütün dünyam daha da ağırlaşıyor. Sessizlik ve düşüncelerim büyürken kaygılarım, dev bir gölge gibi üzerime çöküyor. Uyumalıyım… ama artık uyumak da kurtuluş olmuyor; zihnim yataktayken bile benliğimi yiyip bitirmeye devam ediyor. Yastığın altındayken tırnaklarımı avuçlarıma geçiriyorum. Gözlerimden yaşlar süzülürken sinir bozucu, asla bitmeyen düşüncelerime lanet okuyorum. Ya da kendime… emin değilim. Sonra birdenbire küçük ayrıntılar çınlıyor beynimde: “Pencereler kapalı mı, dün öyle söylememeliydim, hep aynı korkunç insanım ve değişemeyeceğim…” Zihnim bana asla rahat vermiyor, kalk diyor tekrar bak tekrar düşün belki bu sefer farklı olur.

Sisli Bir Tren Yolculuğu

Bazen kendimi bir trende hissediyorum. Tren yolunda ilerliyor fakat nereye gittiğinden emin değilim. Pencerelerden gördüğüm tek şey bir sis perdesi. İçimdeki çığlık “Durdurun treni!” diye haykırıyor fakat duyan yok. Geçmiş, şimdi ve gelecek aynı raylara karışmış beynimde zuhur ediyor. Geçmişime karışmış gölgeler, şimdimin kaygıları ve geleceğin sisli korkuları… hepsi aynı hızla üzerime çarpıyor.

Belki…

Yine de belki bir ihtimal vardır. Belki bu döngü bir gün kırılır. Belki bir gün o kapıyı tek seferde kapatabilirim. Belki ellerimi kanatmadan durabilirim. Belki çarpık kusurlarımı yüzüme çarpan aynayı çatlatabilirim. Belki beynimde beni sürekli yargılayan yargıcı görmezden gelebilirim. Belki kalbim durduk yere çırpınmayı keser. Belki yeniden kahve kokusu bana iyi gelir, belki bir şarkıyı dinlerken artık huzurlu hissederim. Ama bildiğim şey şu ki: ben geçmişimin gölgeleriyle, şimdinin kaygılarıyla, geleceğin belirsizliğiyle örülmüş bir çemberin ortasındayım. Çaresizlikten, boşluktan, kaygıdan ve takıntılardan yapılmış kapanmayan bir çember bu. Şimdilik sadece belki… Ama o belki bile, bazen beni ayakta tutmaya yetiyor.

Kaynakça

Amerikan Psikiyatri Birliği. (2014). Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı DSM-5 Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı (Çev. E. Köroğlu). HYB Yayıncılık.
Ertuğrul, K. (2014). Yeğin (Majör) Depresyon Bozukluğu. DSM-5 içinde (s. 93). HYB Yayıncılık.
Ertuğrul, K. (2014). Yaygın Anksiyete Bozukluğu. DSM-5 içinde (s. 110). HYB Yayıncılık.
Ertuğrul, K. (2014). Obsesif-Kompulsif Bozukluk. DSM-5 içinde (s. 235). HYB Yayıncılık.

Rüveyda Güncü
Rüveyda Güncü
Rüveyda Güncü, psikoloji lisans eğitimini tamamlamış olup çocuk, ergen, yetişkin ve aile psikolojisi alanlarında güçlü bir deneyime sahiptir. Eğitim sürecinde anaokulu, özel eğitim kurumları ve uluslararası sosyal sorumluluk projelerinde aktif görev alarak oyun terapisi, aile danışmanlığı ve bilişsel davranışçı terapi üzerine uygulamalı ve teorik çalışmalar yürütmüştür. Çeşitli kurumlarda edindiği staj deneyimlerinin yanı sıra gönüllü psikolog olarak yetişkin ve ergenlerle grup çalışmaları ve psikoeğitim atölyeleri gerçekleştirmektedir. Daha önce bir klinikte yazıları yayımlanan Güncü, aynı zamanda Uluslararası Turkcess Kongresi’nde bildiri sunarak akademik ve mesleki çalışmalarını akademide sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar