Cumartesi, Mayıs 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Duygularla Barışma Rehberi

Gündelik yaşamımda danışanlarımdan sıklıkla duyduğum bir cümleyi paylaşmak istiyorum: “Hocam, bazı duygularımı yok etmek istiyorum.”

Oysa olumlu ya da olumsuz hiçbir duygumuzu tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ancak duygularımızla kurduğumuz ilişkiyi ve onlara verdiğimiz tepkileri düzenlemek büyük ölçüde bizim elimizdedir.

“Bunu başarmak çok zor” dediğinizi duyar gibiyim.

Nitekim Theodore Roosevelt’in “İnanmak, başarmanın yarısıdır” sözü tam da bu noktada anlam kazanır.

Duyguların Doğası ve İnsan Yaşamındaki Yeri

Duygular, insan doğasının ayrılmaz ve tamamlayıcı unsurlarından biridir. Onları biyolojik sistemimizde çalışan bir navigasyon mekanizmasına benzetmek mümkündür. Sunuma hazırlanırken hissettiğimiz heyecan, sınırlarımız ihlal edildiğinde ortaya çıkan öfke, tehlike anında devreye giren korku ya da terk edilmiş bir kedi yavrusu gördüğümüzde beliren merhamet…

Tüm bu duygular, insanın kadim pusulası olarak bizi yönlendiren doğal sinyallerdir. Bu nedenle duyguları yok etmeye çalışmak, bir bakıma insan olmanın temel bileşenlerinden uzaklaşmak anlamına gelir.

Duyguları ortadan kaldırma arzusu ise insanlık tarihinde kök salmış olan kontrol etme dürtüsüyle yakından ilişkilidir. Ancak paradoksal biçimde, bir duygu ya da düşünceyi bastırmaya çalıştıkça onu daha baskın hâle getiririz.

Zihin Neden Kaçtığı Şeye Geri Döner?

Bunu basit bir örnekle açıklayalım: “Sarı bir araba düşünmeyin.” Bu cümleyi duyduğunuz anda zihninizin tam da bu imgeye yöneldiğini fark edersiniz. Psikoloji literatüründe bu durum “deneyimsel kaçınma” olarak adlandırılır.

Zihin, kaçınılan içeriği bir tehdit olarak kodlar ve onu sürekli izlemeye başlar. Sonuç olarak kaçmaya çalıştığımız her duygu büyüyerek zihinsel alanımızı daha fazla işgal eder. Klinik pratikte, bu döngü nedeniyle gündelik işlevselliği bozulan pek çok bireyle karşılaşılmaktadır. Bazen kişi kaygılanmaktan korktuğu için daha fazla kaygılanır. Bazen üzülmemeye çalıştıkça daha yoğun bir üzüntü hisseder.

Çünkü bastırılan her duygu, görünmez olmaktan çok daha gürültülü hâle gelir.

Zihnin Navigasyonu: Duygulara Yön Vermek

Duyguları kontrol etmek, onları hissetmemek değildir. Asıl mesele, hissettikten sonra nasıl bir davranış sergileyeceğimizi seçebilmektir.

Nöropsikolojik açıdan bakıldığında beynimizdeki duygusal merkez olan amigdala bir tepki ürettiğinde, prefrontal korteks yani mantık merkezimiz aracılığıyla bu tepkiyi değerlendirme ve düzenleme kapasitesine sahibiz. İşte Theodore Roosevelt’in sözünü ettiği “inanç” da burada devreye girer:

Zihnimizin bu dalgalanmaları yönetebilecek güce sahip olduğuna inanmak…

Eğer duygularımızı birer fırtına, kendimizi ise sağlam bir gemi olarak düşünürsek; fırtınayı durduramayacağımızı ancak dümeni kontrol edebileceğimizi fark ederiz.

Duygularla Baş Etmede Küçük Ama Güçlü Adımlar

Peki bu fırtınalı denizde dümeni nasıl tutacağız?

Bu, bir gecede kazanılan bir beceri değildir. Düzenli pratik gerektiren zihinsel bir kas gibidir. Öncelikle yoğun duygular yaşadığımız anlarda hissettiğimizi adlandırmak oldukça etkilidir.

“Şu anda kaygılı hissediyorum.”

“Şu an öfkeliyim.”

“Şu an kırıldım.”

Bu tür ifadeler hem klinik gözlemlere hem de bilimsel araştırmalara göre beynin alarm sistemini yatıştırmada önemli rol oynamaktadır. Bununla birlikte, duyguların taşıdığı sinyali yeniden yorumlamak da kritik bir beceridir.

Örneğin sunum öncesi hızlanan kalp atışını: “Korkuyorum.” şeklinde yorumlamak yerine, “Vücudum performans için hazırlanıyor.” olarak değerlendirmek, kontrolün yeniden rasyonel düşünceye geçmesini sağlar. Benzer şekilde yeni bir ortama girerken hissedilen huzursuzluğu: “İstenmiyorum.” yerine, “Yeni bir bağ kurmaya hazırlanıyorum.” şeklinde anlamlandırmak deneyimin niteliğini dönüştürebilir.

Söz konusu stratejiler günlük yaşamda uygulanmasına rağmen işlevsellikte belirgin bir iyileşme görülmüyorsa, profesyonel ruh sağlığı desteğine başvurulması önemlidir.

Duyguların Esiri Değil, Yön Vereni Olun

Karşılaştığımız problemlerden korkmak yerine çözüm odaklı bir tutumla ilerlemek, yaşadığımız sıkıntıların kalıcı bir hâl almadan; tıpkı bir misafir gibi gelip geçmesine olanak tanır. Çünkü odağımızı sorunun kendisine değil, ona nasıl yanıt verdiğimize çevirdiğimizde zihinsel esnekliğimiz artar.

Bu da içinde bulunduğumuz durumu daha sağlıklı değerlendirmemizi sağlar. Bu yaklaşım yalnızca anlık rahatlama sunmaz; aynı zamanda uzun vadede daha dayanıklı bir psikolojik yapı geliştirmemize katkıda bulunur. Zorlukları kaçınılması gereken tehditler olarak değil, yönetilebilir deneyimler olarak görmek; kontrol algımızı güçlendirir ve davranışlarımız üzerindeki seçim hakkımızı bize yeniden hatırlatır.

Unutmayın:

Duyguların esiri değil, yön vereni olun.

Kaynakça

Gross, J. J. (2015). Handbook of Emotion Regulation. Guilford Publications.

Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change. Guilford Press.

Roosevelt, T. Belief in oneself.

Mısra Aydoğdu
Mısra Aydoğdu
Mısra Aydoğdu, Marmara Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu bir psikologdur. Çözüm Odaklı Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Aile Danışmanlığı eğitimleriyle mesleki yetkinliğini güçlendirmiştir. Yazılarında özellikle ilişkiler, aile bağları, çocukluk deneyimlerinin yetişkinlikteki yansımaları ve ruh sağlığı farkındalığı konularına odaklanmaktadır. Psychology Times Türkiye için kaleme aldığı yazılarında, psikolojiyi yalnızca açıklayıcı bir bilim olarak değil, bireylerin yaşam yolculuğunda rehberlik eden bir ışık olarak aktarmayı amaçlamaktadır. Mesleki gelişimini önemseyen Aydoğdu, farklı terapi yaklaşımlarına yönelik eğitimler alarak bilgisini ve deneyimini sürekli zenginleştirmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar