Zaman Algısının Askıya Alındığı Anlar
En son ne zaman zamanın durduğunu hissettiniz? Belki de cevap, sandığımızdan çok daha yakındır. Günlük hayatın içinde bazı anlar vardır; saate bakmayı unutur, çevremizde olup biteni neredeyse fark etmeyiz. Yaptığımız işe öylesine kapılırız ki zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Bu anlar genellikle “meşgul olmak” ya da “oyalanmak” olarak değil, daha derin bir tatmin duygusuyla hatırlanır. İlginç olan ise, çoğu zaman bu anları mutlu olduğumuz anlar olarak adlandırmamamızdır. Oysa psikoloji literatüründe, mutluluğun en saf hâllerinden biri tam da bu deneyimlerde saklıdır.
Pozitif psikolojinin önemli isimlerinden Mihaly Csikszentmihalyi, bu durumu akış (flow) kavramıyla açıklar. Akış, kişinin yaptığı etkinliğe tüm dikkatiyle dahil olduğu, benlik farkındalığının azaldığı ve zaman algısının değiştiği bir bilinç hâlidir. Bu hâlde birey, dışsal ödüllerden çok yaptığı işin kendisinden beslenir. Yani mutluluk, sonuca ulaşıldığında değil; sürecin içinde ortaya çıkar.
Akış ve Ototelik Deneyim
Akış kavramıyla birlikte kitapta öne çıkan bir diğer önemli kavram ise ototelik deneyimdir. Ototelik, bir etkinliğin şan, şöhret, takdir ya da maddi kazanç gibi dışsal beklentilerden bağımsız olarak, yalnızca kendi içinde anlamlı olması durumunu ifade eder. Bu tür bir deneyimde kişi “ödüllendirilecek miyim?”, “ne kadar para kazanacağım?” ya da “gelecekte bana ne sağlayacak?” gibi sorularla meşgul değildir. Yaptığı işi yalnızca içinden geldiği için, o anda ona huzur verdiği ve iyi hissettirdiği için sürdürür. Kişi, aktiviteye aktivitenin kendisi için dikkatini verdiğinde ototelik bir deneyim yaşamaktadır.
Csikszentmihalyi’ye göre akışın gerçekleşebilmesi için zihnin sürekli uzun vadeli hedeflere takılı kalmaması gerekir. Sürekli olarak bir sonraki adımı, sonucu ya da kazanımı düşünmek, kişinin bulunduğu anla temasını zayıflatır. Akış, bir sonraki şeyi doğru yapabilme becerisinin, yalnızca içinde bulunulan ana odaklanıldığında ortaya çıktığı bir hâlidir. Bu nedenle Csikszentmihalyi, insanları gündelik yaşamlarında üç gruba ayırır: meşgul olanlar, sıkılanlar ve akışa dahil olanlar. Meşgul olanlar sürekli bir şeylerle uğraşır ancak zihinsel tatmin yaşamaz; sıkılanlar yaptıkları etkinliklerde anlam bulamaz. Akışa girenler ise yaptıkları eylemle tam bir bütünlük hâlindedir.
Akışın Koşulları ve Psikolojik Dengesi
Peki akışta olduğumuzu nasıl anlarız? Eğer kişi başarısız olmaktan korkmuyorsa, yaptığı eylem sırasında kendini unutuyorsa, düşünce ve davranışın neredeyse aynı anda gerçekleştiğini hissediyorsa, sürekli öğrenme ve keşfetme hâlindeyse, zaman algısını kaybetmişse ve yaptığı etkinlik sırasında zihinsel bir dağınıklık yaşamıyorsa, büyük olasılıkla akış deneyimi içindedir. Bu anlarda derin bir yoğunlaşma yaşanır ve kişi, kendisini yaptığı işin akışına bırakır.
Akışı mümkün kılan temel unsur ise zorluk ile beceri arasındaki dengedir. Eğer bir etkinliğin zorluk seviyesi, kişinin becerilerinin çok üzerindeyse kaygı ve endişe ortaya çıkar; tam tersi durumda ise sıkılma yaşanır. Akış, bu iki uç arasında, kişinin kapasitesini zorlayan ama aşırı baskı yaratmayan noktada gerçekleşir. Csikszentmihalyi, akış deneyiminin dokuz temel boyutundan söz eder: zorluk ve beceri arasındaki denge, faaliyet ve farkındalığın birleşmesi, açık ve net hedefler, anında geri bildirim, tam katılım, kontrol hissi, öz bilinç kaybı, zaman algısının değişmesi ve ototelik deneyim.
Ototelik bireyler genellikle meraklı, egosu düşük ve içsel motivasyonla hareket eden kişilerdir. Yaptıkları faaliyetleri dışsal beklentilerle değil, içsel bir istekle gerçekleştirirler. Örneğin bir öğretmen, yalnızca çocukları “iyi birer vatandaş” olsun diye öğretmenlik yapıyorsa bu ototelik bir deneyim değildir; ancak çocuklarla etkileşim kurmaktan keyif aldığı için bu mesleği icra ediyorsa, yaptığı iş ototelik bir nitelik kazanır. Kişi, aktiviteye yalnızca sonucundan dolayı değil, sürecin kendisinden ötürü bağlandığında akışa daha kolay girer.
Csikszentmihalyi’ye göre insanın en mutlu olduğu anlar, zihnin tamamen boşaltıldığı pasif anlar değildir. Asıl mutluluk, kişinin kendi sınırlarını bilerek ve isteyerek zorladığı, kendine meydan okuduğu anlarda ortaya çıkar. Akış, kişinin ustalığı ile kendine yönelttiği meydan okumanın kesiştiği noktadır. Bedelini ödeyerek ilerlenen, seviye atlandığı hissedilen bu anlarda kişi derin bir yoğunlaşma yaşar ve sonucunda ne elde edeceğine dair endişe duymaz.
Mutluluk, Csikszentmihalyi’ye göre üç temel faktörle ilişkilidir: içinde bulunulan yaşam koşulları, genetik yatkınlıklar ve bireyin bilinçli olarak seçtiği amaçlı faaliyetler. Akış deneyimi, bu üçüncü alanı güçlendiren en önemli deneyimlerden biridir. Zamanın durduğu hissi, aslında bireyin hayatla kurduğu derin bağın bir göstergesidir.
Belki de mutluluğu sürekli aramak yerine, ona alan açmak gerekir. Zamanın nasıl geçtiğini unuttuğumuz anlara daha yakından baktığımızda, mutluluğun çoğu zaman sessizce ve fark edilmeden geldiğini görebiliriz.
Kaynakça
Csikszentmihalyi, M. (2017). Akış: Mutluluk bilimi (Çev. B. Satılmış). İstanbul: Buzdağı Yayınevi.
Ortamlarda Satılacak Bilgi. (2022, 6 Nisan). Nasıl mutlu olunur? Akış teorisi [Podcast bölümü]. Ortamlarda Satılacak Bilgi. Spotify.


