Perşembe, Aralık 4, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yazma Psikolojisi: Kalemin Gücüyle Beğenilmeme Korkusunu Aşmak

İnsan çoğu zaman içinde biriken kelimeleri, duyguları ve düşünceleri dışarıya vurmak ister. Ancak bunları paylaşacak güveni bir sığınak bulmak hiç de kolay değildir. İşte tam da böyle durumlarda yazma psikolojisi, zor zamanlarda sürekli arkamızı toparlayan ve varlığını her daim hissettiren bir dost gibidir. Kelimelerle ve kalemin gücüyle kendi iç dünyamıza yolculuğa çıkabiliriz. Böylelikle korkularımızı yenebilir, duygularımızı ve düşüncelerimizi daha net ve özgürce ifade edebiliriz.

Peki, yazarken yaşadığımız korkular nelerdir? Bu korkuları nasıl aşabiliriz? Sosyal medya çağında bu korkularla nasıl yüzleşebiliriz? Gelin birlikte bugün bu soruların cevaplarını bulalım ve çözüm için öneriler üretelim.

Yazamadığımızdan mı? Yazmaktan Çekindiğimizden mi?

Bazen içimizde tarifi olmayan duygular oluşur. Anlam veremediğimiz olaylar zihnimize dönüp dolaşır ve kimseyle paylaşmaya cesaret gösteremediğimiz sırlar, kalbimizin en derin köşesinde saklanır. İnsan, çoğu zaman bu yüklerden kurtulmak için birilerine anlatmayı, içini döküp rahatlamayı ister. Çünkü ancak o zaman, zihninin ve kalbinin rahatlayacağını hisseder.

Ne yazık ki insanoğlu, kolay kolay kimseye güvenemez; sırlarını ya da en derin düşüncelerini paylaşmak istemez. İşte tam da böyle durumlarda, aslında kimseye ihtiyaç duymadığımızı ve tüm bu olanları başkasına anlatmamıza gerek olmadığını anlarız. Bir dosta, yakına veya herhangi birine… Sizleri, aslında hepimizin de en yakından tanıdığı ve çok eski yıllardan beri kullandığımız, günümüze kadar süregelen yazının başka bir yönüyle tanıştırmak istiyorum.

Başlangıçta yalnızca basit bir eylem olarak görülse de yazmak, bizler için zamanla bambaşka anlamlar kazanabilir. Sadece bir ifade biçimi değil; gerektiğinde bir dost, gerektiğinde bir sevgili, gerektiğinde ise aileden biri kadar yakın olabilir.

Bunun için elimizde bir kalem ve bir kâğıt olması yeterlidir. Hatta artık dijital araçlarla bunlara bile ihtiyaç duymuyoruz. Günümüzde elimizden düşürmediğimiz, neredeyse bir organımız hâline gelen telefonlarımız ve tabletlerimiz birer günlük veya not defteri olabilir.

Beğenilmeme Korkusunu Aşmak

İşte tam da bu yüzden, yazmaktan korkmamalı ve çekinmemeliyiz. Kalemin ve kelimelerin bizlere sunduğu bu iyileştirici gücü keşfetmeliyiz. Yapmamız gereken tek şey, içimizden geçenleri ve kafamızı kurcalayan düşünceleri yazıya dökmek. Çünkü yazmak eylemi; insanın ruhunu ve kafasını hafifleten, stresten uzak tutan büyülü bir eylemdir. Kelimelerle içimizde birikenleri kâğıda aktardıkça yüklerimiz hafifler, zihnimiz berraklaşır ve kalbimiz huzur bulur.

Fakat çoğu insan, yazmaktan, kendini ifade etmekten çekinir. Kimileri, yazmanın büyülü bir eylem olduğunu ve bunların kendisine nasıl artılar sağlayacağını bildiği hâlde; kimileri ise bunlardan bihaber… Bihaber olan arkadaşlarımız, şu an bu yazıyla beraber eminim ki yazmaya yönelecek ve kendisi için en iyi olan şeyi yapacaktır.

Bunları bildiği hâlde yazmaktan çekinenler ise “Ya birinin eline geçerse?”, “Ya benimle dalga geçerlerse?”, “Ya beğenmezlerse?” diye düşüncelerle kaygılanır ve yazmaktan çekinir. Özellikle sosyal medya çağında, beğenilme korkusu hemen hemen varoluşsal bir gereksinim haline geldi. İnsanlar tarafından paylaşılan her resim, düşünce, söz ve cümle; görünmeyen bir eleştirmen tarafından ışık hızında değerlendirilip puanlandırılıyor.

Bu perdenin ardından görünmeyen baskı, insanların kendilerini rahatça ve özgür bir şekilde ifade etme cesaretini kaybettirirken, “ya beğenilmezsem” korkusunu da kendisiyle beraber getiriyor. Oysa biz yazıyı, başkalarının beğenmesi için ve bizleri övmesi için yazmayız. Yazı, öncelikle içsel ifade için açılan bir kapıdır; bize iyi gelmesi ve bizim duygu, düşüncelerimizi daha net bir şekilde ifade edebilmemiz için vardır.

Nasıl ki çoğu insan yalnızken ya da duşta bağıra çağıra şarkı söyleyerek rahatlar; yazmak da aynı şekilde bir terapi, bir iç dökme yoludur. Kimse, o an şarkı söylerken sesinin güzel olup olmadığını düşünmez veya düşünmek istemez. Çünkü amaç dinlenmek değil, içini boşaltmak ve o an eğlenmektir.

Yazmak da böyledir. Sesimizin yerini kelimeler alır; ruhumuzun ağırlıkları, satır aralarında hafifleyerek kendine yer bulur. Kelimelerin bize sunduğu bu büyülü etkiden kendimizi mahrum bırakmamalıyız. Çünkü yazmak, sadece bir ifade biçimi değil; aynı zamanda insanın kendini bulma ve iyileştirme yoludur.

Yazmak İçin Minik Adımlar

Okumak:
Nasıl ki yürümek için önce emeklemek gerekiyorsa yazmak için de ön koşul okumaktır. Yazmanın yakıtı bol bol okumak ve kendini ifade edebileceğin kelimelerle hazneni doldurmaktır.

Küçük notlar al:
Gün içinde hoşuna giden veya birinden duyduğun güzel bir cümleyi ya da sözü bir kenarda yaz.

Anı defteri tut:
Yazma alışkanlığı kazanmak için gün gün yaptıklarını yazabilirsin. İlk başlarda zorlanırsan haftalık olarak da yazmaya başlayabilirsin.

Mükemmelliği bırak:
Bırak mükemmel olmasın. Sen yazmaya devam ettikçe yazıların mükemmelliği bulacaktır.

Yazılarını aralıklı olarak kontrol et:
Önceki yazılarını kontrol et ve ne gibi eksikliklerin olduğunu fark et. Hatalarını kendin bul ve yeniden düzelt.

Yazılarını paylaş:
Yakınındaki kişilerle yazılarını paylaşarak onlardan motivasyon ve farklı bakış açıları kazan.

Son Söz

Unutmayalım ki yazmak; insanın içinde biriken kelimeleri, duyguları ve düşünceleri dışarıya taşıyabilmesinin en etkili yoludur. Satır aralarında bastırılmış duygu ve düşüncelerimiz kendine yer edindikçe, ferahlamaya başlar ve huzur buluruz. Yazı sayesinde önce kendi iç dünyamızı keşfeder ve anlarız. Sonrasında ise dünyayı anlamaya çalışırız.

Bu yüzden ertelemeyelim, çekinmeyelim ve en önemlisi beğenilme korkusundan korkmayalım. Cesaretimizden bir kalem inşa edelim ve elimizden düşürmeyelim. Biz yazdıkça, duygularımız ve düşüncelerimiz ses bulsun; asla susmasın, susturulmasın.

İsmail Doğru
İsmail Doğru
İsmail Doğru, Anadolu Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği 4. sınıf öğrencisi, edebiyat ve psikoloji alanlarında üretim yapan bir yazar ve editördür. Üniversitesinin dergisi Pulluk’ta editörlük ve yazarlık yaparak yayıncılık deneyimi kazanan Doğru, öğrenci psikolojisi ve öğretmen-öğrenci ilişkileri üzerine yazılar kaleme almaktadır. Pedagojik bilgi ve sahadan edindiği gözlemleri harmanlayarak, öğrencilerin duygusal ve sosyal gelişimini desteklemeye yönelik içerikler üretmeyi misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar