Sınav mı kazanıyoruz yoksa Kaygı mı? Şu an tam da üniversite sınavın sonuçlarının açıklanmaya ramak kaldığı heyecanın dorukta olduğu bir sürecin içerisindeyken edindiğim tecrübelerle genç arkadaşlarıma bir nebze olsun ışık tutabilmek ve onlara yalnız olmadıklarını bilmeleri için bu yazıyı kaleme alıyorum. Başlığımdan da anlayacağınız gibi bugün şu sorunun üzerine düşeceğiz.
Giriş
Bizler sınav mı kazanıyoruz yoksa birer gelecek kaygısı mı ediniyoruz? Gelin kaygı ne demek önce ona bilimsel bir gözle bakalım. Literatürde Kaygı, bireyin hayatının belirli dönemlerinde yaşadığı evrensel bir duygu ve deneyimdir.
Temel Çerçeve
Genel olarak gelecekte kötü bir olay olacakmış gibi algılanan ve bireyin kendisini güvensiz hissettiği durumlar karşısında gösterdiği bu tepki, geleceğe yönelik endişe, kararsızlık, karmaşa, korku, kötümserlik ve umutsuzluk duygularını ifade etmekte, dolayısıyla da bireyin yaşamda başarısız olmasına neden olmaktadır.(Erözkan,2004) Kaygı Bulutu ve Bizi Koruyan Şemsiyelerimiz Sürecin içerisindeyken etrafımızı saran o yoğun sis yüzünden çoğu kez hatalarımızı fark edemiyoruz. Ben kaygıya "kaygı bulutu" demeyi tercih ediyorum. Tıpkı bir yağmur bulutu gibi; gelir, bizi ıslatır ve ardından gökyüzünü bir gökkuşağına bırakır.
Ancak bu bulut geldiğinde hazırlıksızsak ve yanımızda bir "şemsiyemiz" yoksa, gelen bu kaygıdan fazlasıyla olumsuz etkileniyoruz. Peki neden kaygı duyuyoruz, bir sınav bizleri neden bu kadar etkiliyor? Genç arkadaşlarım, bizler bu sınava hayatımızın sonuymuş gibi davranıyoruz.
Değerlendirme
Elde ettiğimiz başarılar yerine sınav netlerimize odaklanıyoruz. ‘’Ahmet ya da Ayşe benden nasıl daha önde?" diye hesaplar yapıyoruz. Evet, tatlı bir rekabet motivasyon sağlayabilir; ancak unutmamalısınız ki bu sınavda asıl rakibiniz Ahmet ya da Mehmet değil, kendinizsiniz.
Ne zaman ki dünkü kendinizden bir adım öne geçersiniz, işte o zaman bu sınavı gerçekten kazanmışsınız demektir. Sınavlar her zaman bize başarılı olduğumuzu göstermezler. Çünkü sen her gün aynı sen değilsin.
Bir gün mutlu uyanırsın denemen harika geçer; diğer gün morelin bozuktur ve ardından o acımasız başarısızım etiketini kendine yapıştırırsın. Oysa bizler bu sınav için yaşamıyoruz. Hayatımızın her alanı, her dönemi kendi içinde bir sınav.
Bu dönemi atlattığınızda karşınıza hoop diye başka bir mücadele çıkacak; çünkü burası bir imtihan dünyası… Sınav kaygısı yaşayan öğrenciler olası başarısızlık ve sınava çalışırken kendi yetersizlikleri hakkında endişelenme eğilimi gösterirler. Bu olumsuz düşünceleri öylesine saptırırlar ki yönergeleri izleyemezler ve soruların verdiği bilgiyi önemsemezler ya da yanlış yorumlarlar.
Kaygının düzeyi arttıkça öğrendiklerini geri çağırmakta güçlük çekerler. Yani bireyler bilişsel bir bozukluk dönemi geçirirler. (Erözkan,2004) Bu durum, Prof.
Dr. Ayşe Bilge Selçuk’ un Psikolojik Sağlamlık Kitabında bahsettiği ‘’öğrenilmiş çaresizlik’’ kavramına benziyor. En yalın haliyle kişinin sorun yaşadığı bir konuda başarısız olduğunda ileride benzer durumlarda da başarısız olacağına inanıp çözüm arayışından vazgeçmesidir.
Peki, çözümü nedir? Ayşe Bilge Selçuk bu soruyu çok net yanıtlıyor: Dikkatimizi nereye odakladığımız. Neleri kontrol edebileceğimizin farkına vardıkça çaresizlik hissimiz azalır ve kendimizi daha güçlü hissederiz.
Aslında dışarıdaki koşullar değişmiyor; değişen tek şey bizim bakış açımız oluyor. Olumsuz düşüncelerimizin farkında olmak, bunların ne kadar gerçekçi ve "bugüne" ait oldukları üzerine akıl yürütmek, işlevsel olmayan düşünceleri gözden geçirmek ilk başlarda yoğun bir çaba gerektirsede, zamanla günlük pratiğimizin doğal bir parçası haline gelir. Sevgili genç arkadaşlarım, şu an en büyük hatayı odağımızı tamamen olumsuz senaryolara vererek yapıyoruz: "Acaba bu barajı geçebilecek miyim?", "Acaba şu sıralamayı yakalayabilir miyim?" Oysa asıl odaklanmamız gereken yer şu: "Ben bu süreci kendim için nasıl daha verimli ve keyifli hale getirebilirim?
Hangi vakitlerde, nasıl çalışırsam kendime daha olumlu bir alan yaratabilirim?" Sizlerden ricam; evet, zor ve yıpratıcı bir süreçten geçtiniz veya geçiyorsunuz. Ancak bu süreci ne kadar az kaygıyla ve ne kadar büyük bir kabulle atlatabilirseniz, uzun vadede o kadar kazançlı çıkacaksınız. Yapmamız gereken; durup hayıflanmak veya "Ben bunu neden yapamadım?" diye kendimizi hırpalamak değil, "Şu anki durumumu nasıl aktif hale getirebilirim, önümdeki seçeneklerle neler yapabilirim?" diyebilmektir.
Bazen bu cümleleri kurduğumda çevremdeki sınav öğrencileri, "Hocam siz şu an rahatsınız, ders çalışma kaygınız kalmamış, mesleğinize bir adım atmışsınız, konuşması kolay" diyorlar. Ancak bizlerin de tam olarak bu yollardan, bu kaygı çemberlerinden geçerek buraya geldiğimizi unutuyorlar. Evet, belki de zamanında stresin ve kaygının zirvesini yaşamış, acı tecrübeler edinmiş bir ablanız olarak yazıyorum bunları.
Ve o günlerden bugüne baktığımda anladım ki; o sınav benim hayatımın sonu değildi. Ben mükemmel olmak zorunda değilim; yeri geldiğinde hata da yapacağım, sizler de yapacaksınız. Biliyoruz ki tünel ne kadar karanlık olursa olsun, çıkışı mutlaka aydınlıktır.
Cümlelerimi büyük düşünür Mevlana’nın o çok sevdiğim sözüyle bitirmek istiyorum: "Yara, ışığın içeri girdiği yerdir." Şu an canımızı yaktığını, bizi hırpaladığını düşündüğümüz o sınav stresinin ve kaygısının; aslında bizi ruhen büyüten, olgunlaştıran ve gelecekteki benliğimizi aydınlatan en büyük vesilelerden biri olduğunu zamanı geldiğinde çok daha iyi anlayacağız. Kendine çok iyi bakman ve içindeki ışığı unutmaman dileğiyle… Allah’a Emanet ol…
Kaynakça
- Erözkan, A. (2004). Üniversite Öğrencilerinin Sınav Kaygısı ve Başaçıkma Davranışları. Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12, 13-38. https://izlik.org/JA85GZ88XC
- Selçuk, A. B. (2023). Psikolojik sağlamlık. Kronik Kitap.


