Pazar, Şubat 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

X Bebeği Deneyleri ve Cinsiyet Stereotipleri

1970lerde psikologlar basit ama etkili bir soru sorarak bir deney yapmaya karar verdiler: acaba yetişkinler çocukların cinsiyetlerine göre farklı oyunlar oynuyor, farklı tutumlar takınıyor olabilirler mi? Farkında olmadan çocuğun cinsiyetine göre davranışları değişiyor olabilir miydi? Bu soruların sonucu olarak da X bebeği deneyleri doğdu. Buradaki X bilinmez anlamında kullanılıyordu, yani genetik bir kod olarak değil. Bu çalışmalarla birlikte yetişkinlerin bebeklerle etkileşimlerde stereotipleşmiş kalıplar kullanıp kullanmadıklarını, toplumsal cinsiyet kalıplarının otomatikleşip otomatikleşmediğini görmemizi sağladı.

Nasıl Yapıldı?

Farklı varyasyonları olan bu deney genel olarak aynı sistem üzerine kurulmuştu ve 1970lerde ABD ve İngiltere’de yapıldı. Bu sistem bir bebeği ve onunla oynayacak bir yetişkini içeriyordu. Yetişkinlere bebeğin “kız”, “erkek” ya da “X” olduğu söyleniyordu ve ona kullanabilmesi için çeşitli oyuncaklar veriliyordu. Böylece ilerleyen süreçte yetişkinlerin cinsiyete göre seçtiği oyuncakta veya davranışlarında bir değişim olup olmadığı gözlemleniyordu.

Bu çalışmalardan en bilinenlerinden biri Seavey, Katz ve Zalk tarafından 1975’te yayımlandı, onları 1978’te Smith ve Loyd izledi; gerçek bebeklerle yaptıkları deneyde aynı bebek bir gruba “Beth” olarak, başka bir gruba ise “Adam” olarak tanıtıldı. Hatta bir başka çalışmada ise sadece yetişkinlere cinsiyetleri farklı tanıtılıp oyun oynamaları beklenmedi, aynı zamanda onlara ağlayan bir bebek videosu izlettiler ve bir gruba bu bebeğinin isminin “David” diğer gruba ise “Dana” olduğunu söylediler.

Sonuçlar Gösteriyor ki

Her farklı deney düzeneği de aynı sonuca ulaşmamızı sağladı. Yetişkinlerin bir bebeğin cinsiyeti söylendiği veya söylenmediği durumlarda bebekle farklı şekilde oynadıklarını gösterdi. Bebeklere “toplumsal cinsiyetlerine” göre sunulan oyuncaklar da şekillendi. Kız olduğu söylenen bebeklere bebek oyuncakları veya daha yumuşak oyuncaklar verilirken, erkek olduğu söylenen bebeklere top, araba ve yapı oyuncakları verildi. Ama farklılık sadece oyuncak çeşitlerinde de gözlemlenmedi.

Aynı zamanda belirgin şekilde farklı tavırlar sergilendiği de ortaya çıktı. Onlarla konuştukları süre ve bulundukları fiziksel temas da değişmişti. Kız bebek denilenlere daha nazik ve yumuşak sesle konuşulduğu görülürken erkek bebek denilenlere daha enerjik davranıldığı fark edildi.

Bir diğer düzenekte uygulanan ağlayan bebek deneyindeyse katılımcılar isime ve dolayısıyla cinsiyete göre bebeklerin ağlama nedenlerini farklı yorumladılar. David öfkeliydi, Dana ise korkuyordu. Yani, aynı davranış bile varsayılan cinsiyete göre farklı yorumlanıyordu.

Bu sonuçlar doğal olarak toplumsal cinsiyet kalıplarının daha bebeklikten itibaren çevre tarafından şekillendirildiğini gösteriyor. Çocuklar, biyolojik cinsel kimlikleriyle ilişkili stereotipik tavırları yetişkinlerden öğreniyor ve aynı cins rol modellerini taklit etme eğilimi içinde oluyorlar. Yani aslında yetişkinler farkında bile olmadan kendi önyargılarını çocuklara aktarıyorlar. Bu da çocuğa karşı ‘cinsiyetine uygun’ birçok beklentinin doğmasına yol açıyor.

Daha yumuşak davranılan kız çocuklarının da bu doğrultuda daha nazik, anlayışlı ve duygusal olmaları beklenirken, erkek çocuklarının da daha cesur, mantıklı ve sert olmaları bekleniyor.

Bu deneyler her ne kadar basit bir düşünceden basit bir düzenekle kurulsa da neredeyse bir devrim niteliğinde oldu denilebilecek kadar etkiliydi. Çünkü o zamanlar farklı cinsiyetlere yüklenen bu davranış ve beklentilerin çevre tarafından şekillendirildiği gerçeğinin aksine doğuştan bebeklerin cinsiyetlerine göre farklı davranışlarla dünyaya geldikleri varsayılıyordu.

Fakat X bebeği araştırmalarıyla birlikte kız bebeklerin daha sakin, erkek bebeklerin daha enerjik doğduğu gibi varsayımlar bilimsel kabul olmaktan çıkmış oldu. Bu davranışların çevresel bir öğrenme olabileceği gerçeğiyle yüzleşilmiş oldu. Doğdukları andan itibaren cinsel kimliklerini oluşturmaya başlayan bebekler aynı zamanda da yetişkinler tarafından biyolojik cinsiyetlerine uygun görülen birçok farklı davranışa maruz bırakılıyorlardı, çevrenin etkisini yok saymak bu deneylerin de etkisiyle imkânsız olmuştu.

Bugünden Bakınca

Bugün hâlâ daha beni de düşündüren bir şey olarak var olmaya devam ediyor ‘toplumsal cinsiyet’ kalıpları ve doğrultusunda doğan beklentiler. Bu stereotiplerden kurtulmak mümkün mü? Bence en azından şu an değil gibi duruyor. Çünkü insan var olduğu sürece, bir bebek doğduğu ve çevresinde yetişkinler olduğu sürece önyargılardan kurtulmak da mümkün olmayacak.

Bu önyargılar bazen toplumsal düzeyde bireye zarar da verse, bazen sırf cinsiyetine uygun olduğu düşünülen beklentiler yüzünden insan kendi istekleri doğrultusunda yaşayamasa da kurtulmak kolay olmayacak. Ama umuyorum ki zamanla cinsiyet rollerine uygun olduğu düşünülen beklentiler de azalacak, ki azalıyor da aslında.

Sırf kız olduğu için daha uslu durması beklenen çocuklar da öfkelendiğinde bir erkek çocuğu kadar kabul görebilecek veya bir erkek çocuğu üzüldüğünde ağlayabilecek ve bu sırf erkek olduğu için garipsenmeyecek. Tabii ki insan olduğu sürece beklentiler de var olmaya devam edecek, cinsiyet rollerine ithafen olmasa da birey düzeyinde ortaya çıkan beklentiler de insanı yoracak.

Fakat tüm beklentilere ve yorulmalara rağmen cinsiyetiniz ne olursa olsun siz kendiniz olmaktan ve içinizden geldiği gibi yaşamaktan vazgeçmeyin (öğrenilmiş stereotipik davranışlarınız ne kadar izin verirse).

Kaynakça

Smith, P. K., & Lloyd, B. B. (1978). Maternal behavior and perceived sex of infant: Revisited. British Journal of Social and Clinical Psychology, 17(3), 245–253.
Seavey, C. A., Katz, P. A., & Zalk, S. R. (1975). Baby X: The effect of gender labels on adult responses to infants. Sex Roles, 1(2), 103–110.
Condry, J. C., & Condry, S. (1976). Sex differences: A study of the eye of the beholder. Child Development, 47(3), 812–819.

Bahar Altaş
Bahar Altaş
Bahar Altaş, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün üçüncü sınıf öğrencisidir ve spor psikolojisi ile klinik psikoloji alanlarında staj yaparak önemli deneyimler edinmiştir. Bu süreç, Bahar'ın gelecek planlarını şekillendirerek klinik yüksek lisans yapmayı ve spor psikolojisi alanında eğitimler almayı hedeflemesine yol açmıştır. Çocuk psikolojisine olan ilgisiyle, çocuk gelişimi üzerine çeşitli çalışmalarda yer alarak bu alanda kendini geliştirmeye devam etmektedir. Psikoloji ve yazarlığa olan tutkusu, Bahar'ı her iki mesleği bir arada yapma fırsatını bulmaya yönlendirmiştir. Ayrıca, psikolojiyle ilgili yazılarını çeşitli platformlarda yayımlayarak insanları bilinçlendirmeyi ve bu konuları anlaşılır bir dilde aktararak geniş bir kitleye ulaştırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar