Pazartesi, Temmuz 13, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Var Mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun

Farabi’nin düşüncelerinden yola çıkan *Var Mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun?* adlı kitap, insanı durup düşünmeye davet ediyor. Çünkü çoğumuz yok olmaktan, unutulmaktan ya da hayatımızın boşa geçmesinden korkuyoruz. Ancak gerçekten yaşayıp yaşamadığımızı aynı sıklıkla kendimize sormuyoruz.

Her gün uyanıyor, çalışıyor, sorumluluklarımızı yerine getiriyor ve bir yerlere yetişiyoruz. Dışarıdan bakıldığında hayat devam ediyor gibi görünüyor. Ancak insan, bazen bütün bu hareketliliğin içinde kendisini hayatından uzak hissedebilir. Yaptığı şeyler vardır, fakat neden yaptığını tam olarak bilemeyebilir.

Kitap, var olmayı yalnızca hayatta kalmak olarak ele almıyor. Düşünmek, öğrenmek, kendini tanımak ve nasıl bir hayat yaşamak istediğine karar vermek de varoluşun bir parçasıdır. Psikolojik açıdan bakıldığında bu düşünce, insanın kimlik ve anlam arayışıyla yakından ilişkilidir.

Kendini Tanımak

İnsanın kendisini tanıması sanıldığı kadar kolay değildir. Çocukluğumuzdan itibaren nasıl davranmamız gerektiğini, hangi başarıların değerli olduğunu ve nasıl bir hayat kurmamızın beklendiğini öğreniriz.

İyi bir okul, düzenli bir iş, para kazanmak, evlenmek ya da çevre tarafından sevilmek birçok insan için önemlidir. Bunların hiçbiri yanlış değildir. Sorun, insanın kendi istekleriyle başkalarının beklentilerini birbirinden ayıramadığı yerde başlar.

Bazen kişi gerçekten istediğini düşündüğü bir hayatın peşinden gider. Yıllar sonra durup baktığında ise bu hayatı kendisinin mi seçtiğini, yoksa ona sunulan yolu mu takip ettiğini sorgular.

Bu yüzden kendimize bazı basit sorular sormak önemlidir:

“Ben ne istiyorum?”

“Bunu neden yapıyorum?”

“Bu karar gerçekten bana mı ait?”

Bu soruların cevabı hemen bulunmayabilir. Yine de insanın kendi hayatına biraz daha dikkatli bakmasını sağlar. Kendini tanımak, bütün cevaplara sahip olmak değil; kendi duygularına ve ihtiyaçlarına yabancı kalmamaktır.

Yok Olma Korkusu

Yok olma korkusu denildiğinde çoğu kişinin aklına ölüm gelir. Oysa insan yalnızca ölmekten korkmaz. Unutulmaktan, değersiz olmaktan ve yaşadığı hayatın hiçbir anlam taşımamasından da korkar.

Bu korku bazen kendisini sürekli çalışma isteğiyle gösterir. İnsan başarıdan başarıya koşar, fakat elde ettiği hiçbir şey uzun süre yetmez. Bir hedef biter, hemen yenisi başlar.

Başarılı olmak kötü değildir. Ancak insan kendi değerini yalnızca başarılarına bağladığında, en küçük hata bile ağır gelebilir. Başarısızlık artık yalnızca bir sonuç değil; kişinin gözünde kendi değersizliğinin kanıtına dönüşür.

Benzer bir durum ilişkilerde de yaşanır. Kişi değerli olduğunu hissetmek için sürekli sevilmeye, onaylanmaya veya ilgi görmeye ihtiyaç duyabilir. Karşısındaki insan uzaklaştığında yalnızca ilişkiyi kaybettiğini değil, kendi değerini de kaybettiğini düşünür.

Oysa insanın değeri yalnızca yaptığı işlerden, aldığı övgülerden ya da başkalarının ilgisinden oluşmaz. Bunu kabul etmek kolay değildir. Yine de insan kendisine yalnızca başarıları üzerinden bakmayı bıraktığında iç dünyasında daha sağlam bir yer kurmaya başlar.

Bilmek ve Fark Etmek

Kitapta bilgiye büyük önem verilir. Ancak burada bilgi sadece okulda öğrenilen bilgiler değildir. İnsanın kendisini ve dünyayı anlamaya çalışması da öğrenmenin bir parçasıdır.

Psikolojide farkındalık önemlidir. Çünkü insan bazen nedenini düşünmeden aynı davranışları tekrar eder. Eleştirildiğinde hemen savunmaya geçer. Terk edilmekten korktuğu için birine gereğinden fazla bağlanır. Başarısız olma ihtimali yüzünden başlaması gereken işi sürekli erteler.

Bu davranışların altında çoğu zaman geçmişten gelen korkular veya korunma ihtiyacı bulunur. Kişi bunu fark etmediğinde aynı döngünün içinde kalır.

Fark etmek, her şeyi bir anda değiştirmez. Ama değişimin kapısını açar. İnsan neden böyle davrandığını anladığında kendisine karşı daha az acımasız olabilir. Kendi davranışına dışarıdan bakmayı öğrendikçe başka bir seçim yapma şansı da artar.

Mutluluk ve Anlam

Günümüzde mutluluk çoğu zaman sahip olduklarımızla ölçülüyor. Daha fazla para, daha iyi bir iş, daha güzel bir ev veya daha rahat bir hayat insanı mutlu edecekmiş gibi düşünülüyor.

Bunlar hayatı kolaylaştırabilir ve kişiye mutluluk verebilir. Ancak insan bir süre sonra sahip olduğu şeye alışır. Ardından yeni bir ihtiyaç ortaya çıkar. Böylece mutluluk sürekli ileride duran bir hedefe dönüşür.

Kitapta mutluluk; düşünmek, öğrenmek, erdemli davranmak ve anlamlı bir hayat kurmakla ilişkilendirilir. Bu yaklaşım psikolojik açıdan da değerlidir. Çünkü insan neden yaşadığını ve ne uğruna çaba gösterdiğini bildiğinde zorluklarla daha güçlü biçimde karşılaşır.

Anlam herkes için aynı değildir. Bir insan için ailesine destek olmak anlamlıdır. Bir başkası için üretmek, öğrenmek, iyileştirmek veya başka birinin hayatına dokunmak önem taşır.

Önemli olan, kişinin kendi hayatında neye değer verdiğini fark etmesidir. İnsan başkalarının başarılarını kopyalayarak değil, kendi değerlerine yaklaşarak daha bütün hisseder.

Başkalarıyla Birlikte Var Olmak

İnsan kendisini tek başına tanımaz. Kurduğu ilişkiler de kimliğinin oluşmasında büyük rol oynar. Sevilmek, anlaşılmak ve bir yere ait hissetmek hepimiz için önemlidir.

Güvenli bir ilişkide kişi kendisini daha rahat ifade eder. Duygularını saklamak zorunda kalmaz. Hata yaptığında tamamen reddedileceğini düşünmez.

Ancak bazen ait olmak uğruna kendimizden fazla vazgeçeriz. Bir ilişki bozulmasın diye sürekli susar, istemediğimiz şeylere evet der ve kendi ihtiyaçlarımızı geri plana atarız. Bir süre sonra da hem karşımızdaki insana hem kendimize karşı kırgınlık birikir.

Sağlıklı yakınlık, insanın kendisini tamamen kaybetmesini gerektirmez. Kişi hem sevdiği insanı önemseyebilir hem de kendi sınırlarını koruyabilir. Bu denge her zaman kolay kurulmaz, fakat ruhsal sağlık için değerlidir.

Ayrıca insanın psikolojik durumu yaşadığı toplumdan bağımsız değildir. Sürekli korku, baskı ve adaletsizlik içinde yaşayan birine yalnızca “düşüncelerini değiştir” demek yeterli olmaz. Bazen insanın yükü yalnızca kendi iç dünyasından değil, yaşadığı koşullardan da gelir.

Bu nedenle iyi bir hayat yalnızca bireysel çaba ile değil, insanların birbirine nasıl davrandığıyla da ilgilidir.

Gerçekten Yaşamak

Gerçekten yaşamak denildiğinde akla büyük başarılar gelebilir. Oysa bazen insanın kendi hayatına yaklaşması küçük bir adımla başlar.

Uzun zamandır söyleyemediği bir duyguyu dile getirmek, istemediği bir şeye hayır demek ya da ertelediği bir kararı almak bunlardan biridir.

Gerçekten yaşamak, korkuların tamamen bitmesi değildir. İnsan korkarken de seçim yapabilir. Kararsız kalabilir, yanlış yapabilir ve bazen yönünü kaybedebilir.

Asıl mesele hiç kaybolmamak değil, kaybolduğunu fark ettiğinde yeniden kendine dönmektir.

Geçmişte yaşananlar insan üzerinde iz bırakır. Bazı deneyimler yıllar sonra bile davranışlarımızı etkileyebilir. Ancak geçmiş, geleceğin tamamını belirlemek zorunda değildir. İnsan kendisini tanıdıkça eski alışkanlıklarını ve korkularını daha açık görmeye başlar.

Değişim çoğu zaman yavaş gerçekleşir. Bazen kişi ilerlemediğini bile düşünebilir. Ancak kendisine karşı daha dürüst olduğu her an, aslında kendi hayatına biraz daha yaklaşır.

Sonuç

*Var Mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun?* Farabi’nin kitabı, insanı ölümden çok yaşam üzerine düşünmeye çağırır. Kitabın temel sorusu yalnızca bir gün yok olup olmayacağımız değildir. Asıl soru, yaşarken ne kadar kendimiz olduğumuzdur.

Psikolojik açıdan var olmak; insanın kendi duygularını fark etmesi, seçimlerini sorgulaması ve yaşamını değerleriyle daha uyumlu hâle getirmesidir. Bu, kusursuz bir insan olmak anlamına gelmez. Tam tersine, hataları ve eksikleriyle birlikte kendi hayatının sorumluluğunu almaktır.

Belki de zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekir:

“Bugün hayatımın içinde gerçekten ne kadar varım?”

Bu sorunun cevabı her zaman rahatlatıcı olmayabilir. Ancak insanın kendisine vereceği dürüst bir cevap, daha anlamlı bir hayatın başlangıcı olabilir.

Deniz İlaslan
Deniz İlaslan
1996 yılında Türkiye’de doğan Deniz İlaslan, yazıyla kurduğu güçlü bağ ve kendini ifade etme becerisi sayesinde edebi anlamda erken yaşlarda dikkat çekti. Eğitim hayatı boyunca kompozisyon ve deneme alanındaki başarılarıyla öne çıktı. 2020 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar tarafından verilen Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimini tamamladı. Klinik yaklaşımını çok yönlü biçimde geliştiren İlaslan, Dr. Cathy Malchiodi’den Dışavurumcu Sanat Terapisi eğitimi aldı; ardından Mindfulness Temelli Bilişsel Davranışçı Terapi alanında çalışmalarını sürdürdü. Bilimsel altyapısını güçlendirmek amacıyla nöropsikoloji ve anormal psikoloji üzerine de yoğunlaştı. 2023 Kahramanmaraş depremi sonrasında Türk Psikologlar Derneği ile birlikte Psikososyal Dayanışma Ağında gönüllü psikolog olarak görev aldı. Hâlen bir psikolojik danışmanlık merkezinde çalışmalarını sürdüren İlaslan, yazılarında psikolojiyi anlaşılır, derinlikli ve insana temas eden bir dille ele almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar