Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tehlikeyi Yanlış Yerde Arıyoruz: Gözümüzün Önündeki Tehlike

Bir suç dosyası kapandığında ya da beklenmedik bir adli olay gündeme geldiğinde sıkça şu cümle duyulur: “Böyle biri olduğunu asla düşünmezdik.” Bu ifade çoğu zaman korkudan çok zihinsel bir şaşkınlığı yansıtır. Asıl soru şudur: Bu tehlikeyi nasıl fark edemedik? Çünkü birçok durumda sorun, tehlikenin hiç var olmaması değil; yanlış yerde aranmasıdır.

Tehlike Algısı

İnsan zihni belirsizlik karşısında hızlı karar verebilmek için bilişsel kestirme yolları kullanır (Kahneman, 2011). Bu mekanizmalar çoğu günlük durumda işlevseldir; her sabah aynı güzergâhı seçmek veya daha önce memnun kaldığımız bir hizmete yönelmek gibi kararlar zihinsel yükü azaltır böylelikle en basit tercihler için uzun analizlere gerek kalmaz. Ancak bu pratik düşünme biçimi, risk değerlendirmesi söz konusu olduğunda sistematik algı hatalarına yol açabilir.

Bilişsel Yanılgılar: Hata Değil, Alışkanlık

Bilişsel yanılgılar, beynin bilgiyi hızlı işleyebilmek için otomatik olarak kullandığı düşünme alışkanlıklarıdır (Tversky & Kahneman, 1974). Bunlar bilinçli hatalar değil, zihnin karmaşık durumlarla başa çıkma yoludur. Zihin, rahatsız edici çelişkilerle karşılaştığında bu yollarla kendini dengede tutmaya çalışır. Bu nedenle günlük hayatta rahatsızlık hissi çoğu zaman hızlı ve “mantıklı” açıklamalarla bastırılır. Ancak bu açıklamalar riski ortadan kaldırmaz; sadece fark edilmesini geciktirir.

Suç psikolojisi bağlamında adli vakalarda sıkça karşılaşılan yanılgılar şunlardır:

“Tanıdığım insan Bana Zarar Vermez”

Tanıdıklık Yanılgısı: Tanıdık kişi ve durumlara daha fazla güven atfetme eğilimi, bireyin güven duygusunu davranıştan çok ilişki yakınlığına dayandırmasına neden olur (Zhou, Vohs & Baumeister, 2009). Güncel suç istatistikleri, ağır suçların önemli bir kısmının mağdurun önceden tanıdığı kişiler tarafından işlendiğini göstermektedir (UNODC, 2023). Buna rağmen zihin, şüpheli davranışları; “abartıyorumdur” diye bastırma, “bizi tanıyor”, “bize yabancı değil” ya da rahatsızlık hissinin “ayıp olur” gerekçesiyle görmezden gelme eğilimindedir.

“Bu Benim Başıma Gelmez”

Karşılaştırmalı İyimserlik Yanılgısı: Olumsuz olayların kişinin başına gelme ihtimalini olduğundan düşük değerlendirme eğilimi yanılgısıdır (Sharot, 2011). “Bana olmaz” düşüncesi kaygıyı geçici olarak azaltır; ancak aynı zamanda riski artırarak bireylerin mağduriyet olma olasılıklarını olduğundan daha düşük algılamalarına neden olur. Bu yanılgı; tanımadığı bir bağlantıya tıklamayı güvenli görmek, duygusal ilişkilerde manipülatif davranışları önemsememek ya da dolandırıcılık uyarılarını “başkalarının başına gelir” diye geçiştirmek gibi günlük durumlarda belirginleşir.

Tehlikenin Sessiz Sinyalleri

Normalite Yanılgısı: Modern suç psikolojisi, büyük ihlallerden önce çoğu zaman küçük rahatsızlık sinyallerinin bulunduğunu göstermektedir. Ancak normalite yanılgısı, bu sinyallerin zamanla alışıldık hâle gelmesine yol açar; tekrar eden sınır ihlalleri olağan kabul edilir ve zihin tehlikeyi değerlendirmek yerine onu açıklamayı tercih eder. İlk başta rahatsız eden davranışlar zamanla normalleşir: Küçük aşağılamaların şaka sayılması, sınırların yavaş yavaş aşılmasına alışılması, duygusal olarak görmezden gelinmenin normal kabul edilmesi ya da etik dışı davranışların “büyütülecek bir şey değil” benzeri düşünce ve davranış kalıplarıyla normalleştirilmesi olarak görünebilir. Bu örneklerin ortak noktası, tehlikenin inkâr edilmesi değil; açıklanarak zihinsel olarak tolere edilir hâle getirilmesidir.

Küçük Sinyallerin Gücü

Risk psikolojisi, tehlikenin çoğu zaman ani kırılmalarla değil, tekrar eden küçük rahatsızlıklarla kendini gösterdiğini ortaya koyar (Vaughan, 1996). Zihin bu sinyalleri açıklayarak belirsizliği azaltır; fakat bu rahatlama, riski ortadan kaldırmaz, yalnızca görünmez kılar; normalleştirir. İşte asıl tehlike de tam olarak burada başlar. Bu nedenle önemli olan, suç davranışlarından önce, gündelik hayatta bu küçük sinyaller karşısında zihnin nasıl devreye girdiğini fark edebilmektir. Bu nedenle büyük analizlerden önce, küçük farkındalık müdahaleleri daha koruyucu olabilir.

İlk Rahatsızlık Hissini Bastırmamak

Günlük hayatta tehlike, çoğu zaman travmatik bir biçimde ortaya çıkmaz; bir sohbetin tonundaki hafif bir tutarsızlık, küçük bir sınır ihlali veya yalnızca “içime sinmedi” hissiyle kendini gösterebilir. Zihin bu sinyalleri genellikle “abartıyorumdur” ya da “kötü niyet yoktur” gibi açıklamalarla hızla bastırma eğilimindedir. Farkındalık temelli psikolojik yaklaşımlarda önerilen, rahatsızlık hissini hemen bir sonuca bağlamak yerine kısa bir süre gözlemlemektir; çünkü risk çoğu zaman tek bir olaydan değil, tekrar eden küçük uyumsuzluklardan anlaşılır. Bu noktada şu soruyu sormak yeterli olabilir: “Bu his tek seferlik mi, yoksa zaman içinde tekrar ediyor mu?”

Tanıdık Olmanın Güvenli Anlamına Gelmediğini Hatırlamak

Birçok risk değerlendirmesi hatası, tehlikeyi yalnızca “yabancı” olana atfetmekten kaynaklanır. Oysa tanıdık ilişkilerde sınırlar daha kolay ihlal edilir; çünkü güven, sorgulanmadan varsayım hâline gelir. Bu durum özellikle iş, aile ve duygusal ilişkilerde belirgindir. Buradaki psikolojik müdahale, güveni reddetmek değil; güvenin kişilere değil, davranışlara dayalı bir süreç olduğunu hatırlamaktır. Bir durumu değerlendirirken şunu denemek yardımcı olabilir: “Bunu yapan kişi kim?” yerine “Bu davranış bende ne hissettiriyor?”

İlk Yargıdan Sonra Bilinçli Bir Duraklama

Modern psikoloji, sağlıklı değerlendirmenin çoğu zaman ilk yargıdan hemen sonra verilen kısa bir duraklamayla mümkün olduğunu gösterir. Bu duraklama, otomatik düşünceden bilinçli değerlendirmeye geçiş sağlar. Amaç, her kararı uzun analizlerle zorlaştırmak değil; önemli anlarda zihne ikinci bir bakış fırsatı tanımaktır. Hızlı yargıdan sonra kendinize sorun: “Bunu başkası söyleseydi ne düşünürdüm?”

Açıklamaların Rahatlatıcı mı, Aydınlatıcı mı Olduğunu Sorgulamak

Zihin belirsizliği sevmez. Rahatsız edici durumlarda, olan biteni hızla açıklamak ister. Ancak bazı açıklamalar gerçeği anlamaya değil, yalnızca zihinsel rahatlamayı amaçlar. “Yanlış anlamışımdır”, “Büyütülecek bir şey yok” gibi düşünceler çoğu zaman yatıştırıcıdır; ancak her zaman aydınlatıcı değildir. Psikolojik farkındalık burada, açıklamanın işlevini sorgulamayı önerir. Eğer bir açıklama davranışı daha iyi anlamamıza yardımcı olmuyorsa, yalnızca kaygıyı bastırıyor olabilir. Kendinize şunu sormak fark yaratır: “Bu açıklama durumu netleştiriyor mu, yoksa sadece beni rahatlatıyor mu?”

Farkındalıkla Hareket Etmek

Tehlike çoğu zaman saklanmaz, apaçık gözümüzün önündedir ancak sorun riski fark etmemek değil; fark edildiği hâlde açıklayıp geçmektir. Bu yüzden tehlikeyi yanlış yerde ararız: uzakta, yabancı olanda, sıra dışı olanda. Oysa tehlike, çoğu zaman gündelik hayatın içindedir. Güvende kalmak daha şüpheci olmakla değil, zihnin neyi ne zaman normalleştirdiğini fark edebilmekle başlar. Tehlikeyi doğru değerlendirmek bir içgüdü değil; öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir zihinsel beceridir. Çünkü tehlike saklanmıyor; biz onu yanlış yerde arıyoruz.

Kaynakça

Tversky, A., & Kahneman, D. (1974). Judgment under uncertainty: Heuristics and biases. Science, 185(4157), 1124–1131.

Zhou, X., Vohs, K. D., & Baumeister, R. F. (2009). The symbolic power of wealth: Money as cue, motivator, and regulator. Journal of Personality and Social Psychology, 97(5), 765–781.

United Nations Office on Drugs and Crime. (2023). Global study on homicide. United Nations.

Kahneman, D. (2011). Thinking, Fast and Slow. Farrar, Straus and Giroux.

Thompson, W. C., & Scurich, N. (2019). Cognitive bias in forensic science. Forensic Science International, 297, 101–107.

Van Prooijen, J.-W. (2018). The Psychology of Conspiracy Theories. Routledge.

De Becker, G. (1997). The Gift of Fear.

Felson & Clarke (2010). Routine Activities Theory.

Sharot, T. (2011). The optimism bias.

Vaughan (1996). The Challenger Launch Decision.

seçil güngör
seçil güngör
Seçil Güngör, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında dördüncü sınıf öğrencisidir. Akademik gelişimini uluslararası ve çok kültürlü ortamlarda sürdürmüş; bireysel danışmanlık deneyimleri aracılığıyla kültürel psikoloji alanında uygulamalı bir bakış açısı kazanmıştır. Okul öncesi dönemde ve özel gereksinimli gruplarla edindiği saha deneyimleri, çocuk psikolojisine ilişkin gözlem becerilerini güçlendirmiştir. Suç psikolojisi odağında, hâlen T.C. Adalet Bakanlığı bünyesinde denetimli serbestlik alanında adli vakalarla birebir çalışmakta; suç davranışı, travma, bağımlılık ve bireylerin topluma kazandırılmasına yönelik rehabilitasyon süreçlerine odaklanmaktadır. Psikolojiye, sanat ve felsefeyle beslenen; güncel psikolojik yaklaşımlar ve disiplinlerle bütünleşen deneyim temelli bütüncül bir perspektifle yaklaşmaktadır.

1 Yorum

  1. Yazını okurken gerçekten etkilendim; suç davranışını sadece adli bir vaka olarak değil, insan zihninin işleyişi ve bilişsel yanılgılar üzerinden ele alman, metne hem derinlik hem de zekice bir perspektif kazandırmış. ‘Tehlikeyi yanlış yerde aramak’ fikrini metnin omurgası hâline getirmen, okuyucuyu düşündürmekle kalmayıp, farkındalığı güçlü bir şekilde öne çıkarıyor. Günlük hayattaki küçük rahatsızlık sinyalleriyle teoriyi ilişkilendirmen, yazıyı sadece akademik bir analiz olmaktan çıkarıp etkileyici ve uygulanabilir bir metne dönüştürmüş. Kaynakları ve araştırmaları ustalıkla kullanman, anlatımındaki akıcılık ve mantıksal geçişlerle birleşince metni hem güvenilir hem de keyifle okunur hâle getirmiş. Gerçekten emeğin ve özenin hissediliyor; hem olgun hem de zengin bir bakış açısı sunuyorsun. Eğer ileride küçük vaka örnekleri veya gözlemlerle desteklersen, bu metin hem akademik hem de pratik açıdan mükemmele çok yakın bir hâl alacak. Tebrik ederim, böylesi titiz ve düşündürücü bir çalışma kolay rastlanan bir şey değil.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar