Giriş
Literatürde kaygı; korku, huzursuzluk, panik ve endişe veren bir duygu durumu şeklinde tanımlanmaktadır. Kaygı; terleme, nabzın ve nefes alışverişinin artması gibi fizyolojik belirtileri de beraberinde getirmektedir. Sosyal kaygı kavramı 1800’lü yıllardan bu yana bir psikiyatrik rahatsızlık olarak değerlendirilmekte ve toplumda en sık görülen psikolojik sorunlar arasında yer almaktadır. Son dönemde giderek artan dikkat çek, güzel ol, genç kal vb. sloganlar da sosyal görünü kaygısını tetikler niteliktedir (Çelik ve Özmen, 2024).
Sosyal görünüş kaygısını açıklamadan önce güzellik kavramını ele almak daha doğru olacaktır. Güzellik kavramı günün şartlarıyla birlikte sürekli değişime uğrayan bir kavramdır. İnsanlık geçmişten günümüze kadar çeşitli malzemeler kullanarak daha çekici ve güzel görünmeye çalışmıştır. Örneğin ilk çağlarda insanlar doğadan elde ettikleri boya, kına, kül vb. malzemeleri kozmetik amaçlı kullanmışlardır. Bu durumda bireyin amacı; diğer bireylerin kendisine güven duymasını sağlamak ve karşı cinsi etkilemeye çalışmak olarak görülmektedir. Birey böylelikle kendisine ait olumlu bir benlik ve beden inancı oluşturmaktadır (Güzel ve Özer, 2023).
Gelişme
Sosyal görünüş kaygısı; kişinin dış görünüşlerine yönelik diğer bireyler tarafından eleştirilmesiyle kişide meydana gelen huzursuzluk ve endişe şeklinde tanımlanmaktadır. Sosyal görünüş kaygısı iki farklı şekilde ortaya çıkmaktadır: Kişinin dış görünüşüne karşı duyduğu memnuniyetsizlik ve çevresinin de dış görünüşünden memnun olmayacağı düşüncesi. Her iki durumun da etkilerini taşıyan birey bedenine dair algıları, duyguları ve düşünceleri nedeniyle çeşitli yollarla görünümünü değiştirmeye çalışmaktadır. Özellikle ergenlik döneminde kişinin dikkatini bedenine yoğunlaştırmasıyla birlikte çevresinden aldığı eleştirilerle beden algısı şekillenmekte ve sıklıkla sosyal görünüş kaygısı yaşamaktadırlar.
Kişilerin kendilerini beğenmemelerinden kaynaklanan kaygı çeşitli iletişim sorunlarına yol açabilmektedir. Sosyal kaygısı yüksek kişiler; çevrelerindeki insanların kendilerine değil bedenlerindeki beğenmedikleri bölgelere odaklandıklarını düşünmektedirler. Bu nedenle konuşurken göz teması kurmaktan kaçınır, utanır ve çoğu zaman pasif ve özgüvensiz bir role bürünebilirler. Bununla birlikte kişilerin özsaygıları azaldığı için sıklıkla başka insanlardan onay alma ihtiyacı içerisindedirler ve kendi kendilerine karar almakta oldukça zorlanabilirler. Tüm bu olumsuz durumlar bireylerin sosyal ortamlardan soyutlanmalarına ve kendilerini bile isteye yalnız bırakarak giderek içe kapanmalarına neden olabilmektedir (Çelik ve Özmen, 2024).
Günümüzde sosyal görünüş kaygısını tetikleyen faktörlerin başında şüphesiz sosyal medya gelmektedir. Sosyal medya kullanan bireyler oluşturdukları profillerde fikirlerini, duygularını ve kendi yaşamlarından çeşitli kesitleri paylaşarak kendilerini tanıtmakta ve böylelikle bir imaj ortaya koymaktadırlar. Birey sahip olduğu profile karşı eleştiriler almaya başladığında görünümü ile ilgili endişe yaşamakta ve gerçek dışı, olumsuz bir beden algısı oluşturmaktadır. Bireyin sosyal medyada geçirdiği vaktin artmasıyla birlikte bu durumun görülme ihtimali de giderek artmaktadır (Güzel ve Özer, 2023). Sosyal medya kullanımı bağımlılık seviyesine ulaştığında ise çeşitli psikolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. Ergenlerde ve genç yetişkinlerle yapılan çalışmalarda depresyon, somatizasyon, obsasif kompulsif vb. bozukluklarla orta düzeyde ilişkili bulunmuştur.
Bununla birlikte sosyal medya kullanımı depresif belirtileri ve izolasyonu arttırmakta yeme bozuklukları, beden memnuniyetsizliği, beden algısında bozukluk gibi çeşitli sorunlara yol açmaktadır (Aydın ve Şengönül, 2023). Sosyal görünüş kaygısına sahip olan bireyler aynı zamanda sosyal medyayı kendilerini gizleyebilecekleri ve ideal benlikleri gibi davranabilecekleri bir araç olarak görmektedirler. Sosyal medyada kullandıkları efektler yoluyla istedikleri görünümü elde edebilmekte ve olumlu geri dönüşler aldıkları takdirde daha fazla efekt kullanmaya ve görünümlerini değiştirmeye çalışmaktadırlar. Bu durum bireyin oluşturduğu yapay görsellerdeki görünümü elde edebilmek için estetik işlemlere yönelmesine neden olmaktadır (Güzel ve Özer, 2023).
Sonuç
Günümüzde toplumda yaygınlaşan sosyal görünüş kaygısı ve beğenilme arzusu giderek artış göstermektedir. Sosyal medyada popüler hale getirilen güzellik standartları ve çizilen cinsiyet imajları bireylerin kimlik algılarını şekillendirerek çevrelerindeki bireylerle kendilerini kıyaslamalarına neden olmaktadır. Bununla birlikte bireyler dış görünüşleriyle ilgili yoğun bir endişe ve huzursuzluk yaşamaktadır. Bu durum bireylerin estetik operasyonlara karşı olumlu bakış açılarını da giderek arttırmaktadır.
Gündelik yaşantının akışını ve işlevini bozacak derecede beğenilme arzusu ve sosyal görünüş kaygısı yaşayan bireylerin öncelikle bir ruh sağlığı uzmanına başvurmaları gerekmektedir. Özellikle kendini kabul çalışmalarına odaklanılmalı ve bireyin negatif düşüncelerle başa çıkma becerileri geliştirilmelidir (Çelik ve Özmen,2024).
Kaynakça
Özmen, S. ve Çelik, F. (2024). Gençlerde Sosyal Görünüş Kaygısı ve Beğenilme Arzusunun Estetik Cerrahiyi Kabul Etme Üzerine Etkisi. Gençlik Araştırmaları Dergisi, 12(32), 61-81.
Özer, P. ve Güzel, Ş. (2023). Sosyal görünüş kaygısı ve sosyal medya bağımlılığının estetik işlem yaptırma algısı ile ilişkisi. Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, 14(40), 1412-1432.
Şengönül, M. Ve Aydın, B. N. (2023). Genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımına dair özellikler ile sosyal görünüş kaygısı ve yeme tutumları ilişkisi. Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6(1), 113-134.


