İnternetin en büyük getirilerinden biri olan sosyal medya tüm dünyada çok sık kullanılan bir kanaldır. Ekim 2025 itibariyle yapılan istatistiklere göre dünya genelinde 5,66 milyar sosyal medya kullanıcısı bulunmaktadır (DataReportal, 2025). Bu da demek oluyor ki her üç kişiden ikisinden fazlasının sosyal medyada bir kullanıcı kimliği bulunmakta ve zaman içinde de çoğalmaktadır. Bu yaygın ağlar sayesinde ise yeni sosyal etkileşim formları doğmaktadır. Artık “instagram”dan tanışılan arkadaşlıklar, “twitter”dan edinilen düşmanlar ve daha birçok sosyal medya uygulamasından kazanılan çevreler var. Bu çevreler bazı durumlarda yüz yüze iletişimden bile fazla önem arz edip bireyin iletişim kurma biçimini şekillendirebiliyor. Artık insanlar hiç görmedikleri en yakın arkadaşlara sahip olabiliyor.
Bu mecraların bu kadar yaygın kullanımı aynı zamanda akıllarda soru işaretlerine de sebep oluyor. “Elinden telefon düşmüyor” diye çocuğuna sitem eden anneler, sosyal medyanın zararlarını yine sosyal medyadan gönderdikleri bir reels videosuyla anlatmaya çalışıyorlar. Çok sık kullanılan sosyal medya insanda kötü bir alışkanlığa dönüşebiliyor, insan tıpkı sigara içer gibi “bu sefer bırakıyorum” diyip kendini tekrar tekrar uygulamaya tıklarken ve kaydırırken bulabiliyor. Sonunda duyulan suçluluk ama bırakmak istemeye rağmen bırakamama, kendine engel olamama düzeyine gelme durumu akıllara bağımlılık kavramını getiriyor. Peki bu bağımlılık düzeyindeki kullanım sıklığı sosyal medyanın suçu olduğu kadar bireyin karakteriyle de alakalı olabilir mi? Çocukluğumuzda öğrendiğimiz bağlanma stilleri sosyal medyaya karşı tutumuzu etkiliyor olabilir mi?
Bağlanma Stilleri
Bağlanma teorisinin ilk tohumları Bowlby ile birlikte atıldı. Bağlanmayı bebeğin bakım verenleriyle kurduğu ilk ve en önemli ilişki olarak tanımladı. İlerleyen süreçlerde bu ilişkinin yalnızca bebeğin fiziksel ihtiyaçlarını değil aynı zamanda duygusal ihtiyaçlarını da karşılamaya yönelik olduğu ortaya koyuldu. Bebek yalnızca karnını doyurmaya, ısınmaya ve hayatta kalmaya değil, aynı zamanda bakım vereni tarafından sevilmeye, temasa ve duygusal olarak desteklenmeye ihtiyaç duyuyordu. Bebeklik ve çocukluk döneminde oluşturulan bu bağlanma stilinin çocuğun gelecek ilişkilerinde insanlarla kurduğu bağı şekillendirdiği de ortaya çıkmış oldu.
Çalışmalar sonucu üç ana bağlanma stili tanımlanmış oldu. İlki güvenli bağlanma stiliydi. Bakım verenine güvenli bağlanan çocuklar ihtiyacının karşılanacağını bilir ve değer verildiğinin farkındadır. İkinci bağlanma stili olan kaçıngan ise bakım verenden fiziksel ve duygusal olarak bağımsızdır. Bir nevi ihtiyacının karşılanmayacağını kabullenmiş ve istemeyi bırakmış gibidir. Bir sonraki ise kaygılı bağlanma stili olarak karşımıza çıkar. Kaygılı bağlanan çocuklarda ise diğerlerine olan güven duygusu güçsüzdür ve ihtiyaçlarının karşılanmayacağına dair yoğun bir kaygı yaşar. Bunlara ek olarak düzensiz bağlanma stili ise çocuğun ‘kafasının karışık’ olması gibi görülebilir. Birincil bakıcıların tutarsızlığı çocuğun da tutarsız bağlanmasına ve düzensiz davranışlarına yol açar. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma stillerinin her ikisini de gözlemlemek mümkündür düzensiz bağlanma stilinde.
Bağımlılık ve Bağlanma Stilleri
Bağımlılık tedavisi uzmanlarına göre bağlanma stilleri ile bağımlılık arasında belirgin bir ilişki vardır. Bağımlılık denilince ilk akla gelen maddeler aslında sadece bireyin ihtiyacı olan düzenleyici ilişkinin yokluğunda doğan sözde çözümlerdir. Bağlanma stilleri ise bireyin bu düzenlemeleri nasıl yaptığına dair önemli ipuçları sunar. Bağlanma ile birlikte insan duygusal regülasyonu öğrenirken bağımlılık ile birlikte regülasyon dışsallaştırılır ve katılaştırılır.
Sosyal medya bağımlılığı ise madde bağımlılığından epey bir farklıdır. Sosyal medya daha hızlı, daha kolay erişilebilir ve kişilerarası geribildirimler içeren bir bağlanma düzenleme aracı olarak görülebilir. Bağlanma figürü elimizin altındadır artık. Sürekli ve tutarsız ödül sistemi, kolay erişim ve sosyal karşılaştırma özellikleriyle sosyal medya bağlanma yaralarını tetiklemekte başarılı olmaktadır.
Güvenli bağlanan bireylerde ise sosyal medyanın bu etkileri minimum düzeyde bağlanmaya yol açar. Güvenli bağlanan insan sosyal medyaya bir bağlanma figürü gibi ihtiyaç duymaz. Onay ihtiyacı düşüktür, yalnız kalabilme kapasitesi vardır ve duygusal regülasyonun dışsallaştırılmasına ihtiyaç duymaz. Bu nedenle güvenli bağlanma stiline sahip bir bireyin sosyal medyaya bakış açısı bir bağımlılık değil, bir araç olacaktır.
Kaygılı bağlanan bireylerde görülmek, onaylanmak ve terk edilmemek önemlidir. Sosyal medya burada kaygılı birey için hem kaygılarını sakinleştiren hem de tetikleyen bir platform olarak bağımlılık yaratma etkisi taşır. Kaygılı olan kişi sürekli sosyal medyayı kontrol ederek onaylanıp onaylanmadığını görmek, ‘story’sini kimlerin izlediğini teker teker incelemek ve online olarak kendini sakinleştirecek bir yol bulmak ister. Bu grup bağımlılığın en sık görüldüğü gruptur. Bireyin sosyal medyayla olan toksik ilişkisi bırakmak istemesi ama kontrol etmeden duramamasıyla birlikte bir bağımlılık dönüşür.
Kaçıngan bireylerde ise yapılan araştırmalara göre kontrolün elinde olması hissi ile birlikte kendini istediği zaman istediği kadar gösterme düşüncesi vardır. Belki hiç paylaşım yapmaz ama çok tüketebilir. Çalıların arkasına geçip izlermiş gibi başkalarını sosyal medyada izlerken kendini hiç göstermeyebilir ve sosyal medya üzerinden iletişim kurmaktan kaçınarak bağlılıktan kaçabilir. Aynı zamanda da sosyal medya ile bir temassız bağlanma sağlanmış olur ve yine kendi istediği zaman istediği kadar bağlanarak gerçek ilişkiden kaçıp dijital bağlanmaya yönelebilir. Bu da dışarıdan her ne kadar işlevsel görünse de duygusal regülasyonun dışsallaştırılmasının bir başka örneğidir.
Dağınık bağlanma stilindeki bireylerde ise bağlanma stilinin de özelliği doğrultusunda sosyal medya ile de tutarsız bir ilişki sergilenebilir. Bir süre aşırı kullanım yapan birey bir anda ani bir ortadan kaybolma ile sosyal medyadan yine bir süreliğine kopabilir. Arka arkaya birçok şey paylaşıp aniden hepsini ortadan kaldırabilir. Geribildirim sistemi ile çalışan sosyal medya platformları da bu düzensiz bağlanma stilini etkileyerek bireyin sinir sistemini daha da destabilize eder.
Peki Çözüm ne Olabilir?
Sosyal medyaya bağımlı olduğunu gördüğümüz birine bunu azaltmasını söylemek yeterli olmayacaktır. Yüksek ihtimalle o da azaltmak ister ama yapamaz. Bu durumda kişinin kendini iyice dinlemesi daha doğru çözümler doğurabilir. Sosyal medyayı kapattığında, bir fotoğrafı bol beğeni aldığında ya da hiç beğenilmediğinde nasıl hissediyor? Sosyal medyayla olan ilişkisinin temelini bulmak ve sosyal medyayı hangi boşluğu doldurmak için kullandığını bulmak daha doğru olacaktır. Çoğu zaman temas edilen yerler çok değerli sonuçlara ulaşmamıza yol açar ve bireyin temelde yaşadığı sıkıntıyla ilişkili olarak bir çözüm üretilmesini sağlayabilir. Bağlanma stillerini anlamadan ekrana olan bağlanma da anlamak mümkün olmayacaktır.
Kaynakça
D’Arienzo, M.C., Boursier, V. & Griffiths, M.D. Addiction to Social Media and Attachment Styles: A Systematic Literature Review. Int J Ment Health Addiction 17, 1094–1118 (2019). https://doi.org/10.1007/s11469-019-00082-5


