Okul yolunda ilerleyen bir çocuk sırt çantasında neler taşır? Kitap, defter, kalem… Peki ya göremediklerimiz? Bazen çocukların çantalarında taşıdıkları şeyler küçük bedenlerinden daha ağırdır. Dışlanma, alay edilme korkusu, stres, utanç.. Attıkları her adımda küçük bedenlerine kaldırabileceklerinden de fazlasını yükler bu hisler. İşte tam bu noktada, modern eğitimin en sessiz ama en yıkıcı salgınını devreye girer: Akran zorbalığı.
Görünmez Bir Elin İzi: Akran Zorbalığı Nedir?
Akran zorbalığı, bir veya birden fazla öğrencinin, kendilerinden daha güçsüz gördükleri bir başka öğrenciye karşı uyguladıkları kasıtlı, süreklilik arz eden ve rahatsız edici eylemler bütünüdür (Olweus, 1993). Zorbalığı sıradan bir çatışma olarak görmek büyük yanılgıdır. Zorbalık davranışını, çatışmadan ayıran bazı kritik noktalar vardır: Kasıt, davranışın sürekliliği ve güç dengesizliği. Eğer bir çocuk, kendisinden fiziksel, sosyal, ekonomik ve psikolojik olarak daha zayıf gördüğü akranına sistematik bir şekilde zarar veriyorsa, burada “akran çatışması” değil, “akran zorbalığı” vardır. Bir çatışmada taraflar eşittir ve soruna çözüm aranır; zorbalıkta ise amaç çözüm bulmak değil, baskı kurmak ve kontrol altına almaktır.
Bir çocuğun, akranına yaptığı zorbalık için “sadece şakaydı” demesi, yapılan eylemi hafifletmez. Şaka, iki tarafın da güldüğü bir zeminde var olur; zorbalıkta ise bir tarafın güldüğü eylem, diğeri için bitmek bilmeyen bir kabustur. Zorbalık dışarıdan sessiz görünür ama mağdurun içindeki yıkımın sesi sandığımızdan da gürdür. Zorbalığın birden çok türü vardır: Fiziksel, sözel, sosyal ve siber zorbalık.. Günümüz toplumunda belki de en yaygın biçimde yapılan türlerden birinden söz etmek istiyorum: Siber zorbalık. Eskiden zorbalık okul çatısı altında sınırlıydı, son derste çalan zil çocuk için kurtuluş çanıydı. Ev güvenli bir limandı. Korkular, kaygılar okulda kalırdı. Ancak artık ev bile çocuk için rahat bir nefes alanı olmaktan uzak hale geldi.
Siber zorbalık, mağdurun odasına kadar giriyor. Bir fotoğrafın altına yazılan acımasız bir yorum, fotoğrafla şantaj, sahte hesaplarla tehdit veya sınıf grubundan dışlanmak, çocuğun sosyal varoluşuna indirilen ağır bir darbedir. Üstelik dijital alanda izleyici kitlesi sınırsızdır. Bu da daha büyük bir utanç kaygısı var eder. Ayrıca teknolojik aletler aracılığıyla 7/24 devam eden bu süreç, “kaçacak yer bırakmama” hissiyle çocuğun yaşadığı travmanın şiddetini artırır.
Beyindeki Kimyasal Fırtına: Neden Bu Kadar Acıtıyor?
Zorbalık, mağdura yalnızca psikolojik değil fizyolojik anlamda da zarar verir. Sistematik biçimde zorbalığa maruz kalan çocuklarda beyin, yaşanan durumu bir tehdit olarak algılar ve bu durum stres yanıt sisteminin sürekli olarak aktive olmasına yol açar. Özellikle kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının uzun süre yüksek düzeyde salgılanması, çocuklarda baş ağrısı, mide bulantısı, kas gerginliği ve uyku problemleri gibi bedensel belirtilerle ilişkilidir (McEwen, 2007).
Kortizol hormonun sürekli yüksek seyri çocukların öğrenme becerilerini de felç eder. Beyin devamlı olarak “savaş ya da kaç” modundayken, bir çocuğun okuldaki derslerine odaklanması ve bunlardan başarı umması güçtür. Dolayısıyla o ağır çanta, çocuğun bilişsel gelişimini de aşağı çeker. Sosyal dışlanma ve aşağılanma, beyinde fiziksel acı ile aynı bölgeleri (anterior cingulate cortex) uyarır (Eisenberger ve ark., 2003). Yani bir çocuğun uğradığı zorbalık sonrası hislerini tercüme ederken “canım acıyor” demesi sadece metaforik değil, biyolojik bir gerçeklik taşır.
Zorba Psikolojisi: Gücün Altındaki Kırılganlık
Genellikle zorba kişileri güçlü, korkusuz ve kırılgan olmayan profiller olarak düşünürüz. Oysa klinik tablo bize bu profillerin altında bambaşka bir gerçekliğin yattığını gösterir. Birçok zorba profili aslında kendi iç dünyasındaki yetersizlik ve yalnızlık hissiyle savaşan, empati becerisi gelişmemiş, ailesi tarafından ihmal edilen veya evde kendisi de bakımverenleri tarafından zorbalığa uğrayan çocuklardan oluşur. Birçok zorba çocuk, iç dünyasında taşıdığı kırılganlığı görünmez kılmak için saldırganlığı bir savunma mekanizması olarak kullanır. Yani zorbalık bir güç maskesi işlevi görür. Çocuklar dünyaya potansiyel zorba olarak gelmez. Zorbalığı sonradan öğrenir ve pekiştirirler.
Evde tüm sorunların bağırılarak çözülmesi, ebeveynlerin birbirleriyle kurdukları iletişimin kalitesi, eşi tarafından aşağılanan anne/baba profili, fiziksel ya da duygusal şiddet, sistematik aşağılanma, çocuğu akranlarıyla kıyaslama davranışları çocuğa şu örtük dersi verir: “Güç, ancak başkasının üstünde hakimiyet kurarak, onları ezerek kazanılır.” Bu çocuk, okulda da aynı dili akranlarına kullanır. Kendinden alt kademede gördüklerine gücünü ispat etmek ister. Bu noktada amaç, zorbalığı romantize etmek ya da zorbayı haklı çıkarmak değil; davranışın altında yatan psikolojik dinamikleri anlamaktır. Eylemin açtığı yara büyük olsa da iki taraf da çocuktur. Anlamadan müdahale etmek, yalnızca hatalı davranışı bastırır; iyi yönde dönüştürmez. Zorbalıkla etkin mücadele yalnızca mağdur çocuğu korumakla değil, zorba çocuğu anlamak ve davranışını dönüştürmekle mümkündür.
Sonuç: O Çantayı Beraber Hafifletelim
Okula kalbinde dinmek bilmeyen bir korku, yüzünde endişe, omuzlarında ise taşıması güç hislerin ağırlığıyla giden çocukların çantasını birlikte hafifletebiliriz. Yetişkinler dinlediğinde, öğretmenler fark ettiğinde, akranlar sessiz kalmadığında ve zorbalık “normal” olmaktan çıkarıldığında, “çocuktur yapar” cümlesinin ardına sığınmak yerine ciddiye alındığında hafifler o çanta. Zorbalık bir tiyatro sahnesiyse, seyirciler bu oyunun en kritik parçasıdır. Çoğu çocuk zorbalığı gördüğünde müdahale etmez; çünkü “sıranın kendisine gelmesinden” korkar. Seyirci kalmak, zorbaya “onay” mesajı verir. Yaptığı şeyin kabul gördüğünü düşünerek eylemini sürdürür. Toplum olarak çocuklara, suskunluğu değil “duyarlı bir tanık” olmayı öğretmeliyiz.
Kaynakça
-
Olweus, D. (1993). Bullying at school: What we know and what we can do. Blackwell Publishing.
-
Eisenberger, N. I., Lieberman, M. D., & Williams, K. D. (2003). Does rejection hurt? An fMRI study of social exclusion. Science, 302(5643), 290-292.
-
McEwen, B. S. (2007). Physiology and neurobiology of stress and adaptation: Central role of the brain. Physiological Reviews, 87(3), 873–904. https://doi.org/10.1152/physrev.00041.2006


