Yunan mitolojisinde Pygmalion, Kıbrıs’ta yaşamış yetenekli bir heykeltıraştır. İnsan ilişkilerinden ve özellikle kadınlardan duyduğu hayal kırıklığının ardından, tüm ilgisini kendi sanatına yöneltir. Kendi zihninde idealize ettiği “kusursuz kadın” imgesini bir heykele dönüştürür. Zamanla bu heykel yalnızca estetik bir eser olmaktan çıkar; Pygmalion, onda insansı özellikler görmeye başlar ve heykelle duygusal bir bağ kurar. Ona Galatea adını verir, hediyeler sunar ve bir insana davrandığı gibi davranır.
Mitin anlatımına göre, Pygmalion’un bu yoğun inancı ve beklentisi sebebiyle, aşk tanrıçası Aphrodite’ten heykeli gerçek bir insana dönüştürmesini diler. Tanrıça, sonunda onun dileğini kabul eder ve Galatea canlanır. Böylece Pygmalion’un zihninde yarattığı imge, gerçek bir bedene dönüşür. Bu hikaye, bir inancın yalnızca bir düşünce olarak kalmayıp, davranışları ve ilişki biçimini şekillendirdiğinde nasıl “gerçeklik” üretebildiğini anlatan bir metafor sunar.
Pygmalion’un hikayesi mitolojik olsa da, temelinde oldukça tanıdık bir zihinsel süreci barındırır: Beklentilerimizin yalnızca düşüncelerimizi değil, algılarımızı ve davranışlarımızı da şekillendirmesi. Hatta bu mit, yüzyıllar sonra psikoloji literatüründe “Pygmalion Etkisi” olarak adlandırılacak bir kavramın da isim kaynağı olacaktır. Modern psikoloji bu süreci tanrılarla değil, bilişsel mekanizmalarla açıklar. Zihnin bilgiyi nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olan kavramlardan biri de motivated cognition’dır, yani güdülenmiş biliş.
Motivated Cognition: Zihnin İstediği Yere Doğru Eğilmesi
Zihnimiz tarafsız ve objektif bir bilgisayar gibi çalışmaz; beklentilerimiz, korkularımız ve arzularımız bilgiyi nasıl seçtiğimizi, yorumladığımızı ve hatırladığımızı belirler. Güdülenmiş biliş, kişinin mevcut beklentilerinin, çevresindeki bilgiyi nasıl işlediğini etkilemesi anlamına gelir. Zihin, altta yatan beklentiye uygun bilgileri seçmeye, belirsiz durumları bu çerçevede yorumlamaya eğilimlidir. Kısacası, dikkatimizi verdiğimiz şeylerden, belirsiz durumları nasıl yorumladığımıza kadar birçok şeyi etkileyen bir mekanizmadan söz ediyoruz. Günlük hayatımızda da bu süreci çoğu zaman farkında olmadan yaşıyoruz. Hatta halk arasında bunu oldukça basit bir şekilde ifade eden bir deyim bile vardır: “Kötü konuşma/düşünme, kötü olur.” Psikolojik açıdan bakıldığında bu deyim, zihnin beklentiyle nasıl yönlendiğini ve bilgiyi bu yönde nasıl işlediğini anlatan sezgisel bir özet gibi yorumlanabilir.
Bir şeyi kötü beklediğimizde: • Negatif sinyallere daha duyarlı oluruz, • Olumlu bilgiyi filtreleriz, • Belirsiz olayları tehdit gibi yorumlarız, • Davranışlarımız da fark etmeden bu negatif çerçeveyi destekler.
Mesela, eğer güne ‘bugün iş çok kötü geçecek gibi hissediyorum’ diyerek başlarsak zihnimiz bu motivasyonu kanıtlamak için bilgi aramaya başlar. İşe giderken girdiğimiz trafiğe daha çok dikkatimizi veririz veya asansörün o gün bozuk olması normalden daha çok sinirimizi bozar. Yani günün kötü geçtiğine dair kanıt toplama eğilimine gireriz. Bunu tabii ki de bilinçli bir şekilde yapmayız, bu sadece zihnimizin bize var olan inancımızı kanıtlamaya çalışmasının bir ürünüdür. Bu döngü psikolojide kendini gerçekleştiren kehanet olarak adlandırılır. Yani kişinin başlangıçtaki beklentisi, farkında olmadan algısını ve davranışını etkileyerek sonunda tam da o beklentiyi gerçeğe dönüştürür. Yani kendini gerçekleştiren kehanet, güdülenmiş biliş mekanizmasının doğurduğu potansiyel bir sonuçtur.
Örnek Deney – Pygmalion Etkisi ve Golem Etkisi
1968 yılında davranış bilimci Rosenthal, öğretmenlerin öğrencilerinden beklentilerinin öğrencilerin akademik başarılarını ne ölçüde etkilediğini inceleyen bir deney yapar. Bir sınıftaki tüm öğrencilere akademik yılın başında bir IQ testi çözdürüp, en yüksek puanlı 10 kişinin adını sınıf öğretmenine verir. Fakat, bu 10 kişi gerçekten de IQ testi sonuçlarına göre değil, rastgele seçilmiştir. Öğretmenler, bu ilk 10 kişiyi ‘zeki ve parlak’ kategorisine koyar (gerçek test sonuçları böyle bir şeyi göstermiyor olsa bile) ve haliyle yıl içerisinde o öğrencilerden beklentileri de buna göre şekillenir. Yıl sonunda Rosenthal tekrardan gelir ve öğrencilere yine bir IQ testi verir. Şaşırtıcı olarak, rastgele seçilen o 10 kişinin sonuçlarında gerçekten de gelişme ve ilerleme vardır. Yani ‘zeki ve parlak’ kategorisine girmek, o gözle görülmek, öğrencilerin testteki başarısını arttırmıştır. Bu deneyde gördüğümüz performans değişimine Pygmalion Etkisi denir, bir başkasının beklentilerinin bizim davranışlarımızı şekillendirebilme etkisidir. Yani, üzerimizdeki beklenti yükseldikçe daha iyi sonuçlar verdiğimizi öne sürer.
Peki tam tersini düşünsek? Ya beklentiler çok düşükse? Böyle bir durumda da aynı şekilde kendini gerçekleştiren kehanet etkisi altında başka bir durum devreye giriyor: Golem Etkisi. Bu da, bizden az şey beklendiğinde daha azına dönüşme halimizdir aslında. ‘Bu çocuk zaten akıllı değil, o hiç yapamaz bu testi’ deniyorsa eğer, o öğrenci daha az teşvik edilmeye başlanır, öğrenci kendine olan güvenini kaybedebilir, sonrasında da sonuç olarak gerçekten daha düşük başarı elde eder. Bu etki yalnızca eğitim alanıyla sınırlı değildir. İş yerlerinde de yöneticilerin çalışanlardan ne beklediği; kime daha çok sorumluluk verildiğini, kimin gelişiminin desteklendiğini ve kimin görünmez kaldığını belirleyebilir. Bu açıdan Pygmalion ve Golem Etkisi, organizasyonel davranış ve iş psikolojisi alanında önemli sonuçlar doğuran bir mekanizmadır.
Galatea Etkisi
Peki bizim performansımızı ve davranışlarımızı bir tek başkalarının (çevrenin) bizim üzerimizdeki beklentileri mi etkiler? Bizim kendimiz hakkındaki içsel beklentilerimiz de böyle değişimlere sebep olabilir mi? Burada da başta bahsettiğimiz yunan mitinin ikinci karakteri Galatea devreye giriyor. Galatea Etkisi, Pygmalion veya Golem etkisindeki gibi başkalarının değil kişinin kendisinden olan beklentilerinin kendi performansını etkilemesinden söz eder. Yani kişinin “ben bunu yapabilirim” ya da “ben bu konuda yetersizim” gibi içsel inançları; dikkatini nereye yönelttiğini, ne kadar çaba gösterdiğini, zorlukları nasıl yorumladığını ve ne zaman vazgeçtiğini etkiler. Bu açıdan Galatea Etkisi, motivated cognition (güdülenmiş biliş) mekanizmasının içselleştirilmiş bir formu olarak düşünülebilir. Kişi, kendisi hakkında taşıdığı beklentiyle uyumlu kanıtları daha kolay fark eder, belirsiz geri bildirimleri bu beklenti doğrultusunda yorumlar ve davranışlarını da buna göre şekillendirir. Kendimiz hakkında olumsuz inançlara sahip oldukça potansiyelimizi fark etmemiz ve gerçekleştirmemiz zorlaşabilir; buna karşılık olumlu ama gerçekçi beklentiler, bireyin performansını yukarı taşıyabilir. Galatea Etkisi de bize, beklentinin bu kez dışarıdan değil, içeriden geldiğini hatırlatır.
Kaynakça
Lemay, E. P., & Clark, M. S. (2015). Motivated cognition in relationships. Current Opinion in Psychology, 1, 72–75. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2014.11.002
The Pygmalion effect – The Decision Lab. (n.d.). The Decision Lab. https://thedecisionlab.com/biases/the-pygmalion-effect
Yannis Samatas. “The Myth of Pygmalion and Galatea.” greekmyths-greekmythology.com, 3 Dec. 2010. Updated 28 May. 2025, https://www.greekmyths-greekmythology.com/myth-of-pygmalion-and-galatea/.


