Haziran ayı yaklaştığında birçok evde görünmeyen ama hissedilen bir gerilim oluşur. Takvim yaprakları sınav gününe biraz daha yaklaşırken masaların üzerindeki deneme sınavları çoğalır, çalışma programları yeniden düzenlenir ve sohbetlerin önemli bir bölümü sınav etrafında şekillenmeye başlar. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), yalnızca öğrencilerin değil, ailelerin de hayatında önemli bir dönemeçtir. Ancak bu süreç konuşulurken çoğu zaman yalnızca sınava girecek çocuk ve gençlerin yaşadığı stres ele alınır. Oysa sınavın görünmeyen tarafında, en az onlar kadar kaygılanan anne ve babalar vardır.
Bir klinik psikolog olarak sınav dönemlerinde ailelerle yaptığım görüşmelerde benzer cümleleri sıkça duyarım: “Ben çocuğumdan daha çok heyecanlanıyorum.”, “Geceleri sınavı düşünmeden uyuyamıyorum.”, “Ya istediği sonucu alamazsa diye sürekli endişeleniyorum.” Bu cümleler aslında ebeveyn olmanın doğasında bulunan koruma ve kollama isteğinin yansımalarıdır. Ancak iyi niyetle başlayan bu kaygı bazen öyle yoğunlaşır ki çocuğa destek olmak yerine onun üzerindeki baskıyı artıran bir unsura dönüşebilir.
Tam da bu nedenle sınav sürecinde yalnızca öğrencilerin değil, ebeveynlerin de psikolojik dayanıklılıklarını korumaları gerekir. Çünkü çocuklar çoğu zaman anne babalarının söylediklerinden çok, hissettirdiklerinden etkilenirler. Evdeki duygusal iklim, sınava hazırlanan bir gencin özgüvenini, motivasyonunu ve kaygı düzeyini doğrudan etkileyebilir.
Kaygıyı Düşman Gibi Görmeyin
Sınav yaklaştıkça kaygılanmak normaldir. Aslında kaygı, beynimizin önemli gördüğü durumlara verdiği doğal bir tepkidir. Sorun kaygının varlığı değil, yaşamı yönetmeye başlamasıdır. Pek çok ebeveyn kaygılanmaması gerektiğini düşünür ve bu duyguyla mücadele etmeye çalışır. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında bastırılan duygular genellikle daha güçlü şekilde geri döner.
Bu süreçte yapılabilecek en sağlıklı şey, kaygıyı kabul etmektir. “Kaygılanıyorum çünkü çocuğumu önemsiyorum” diyebilmek, duyguyla savaşmaktan daha işlevsel bir yaklaşımdır. Kabul edilen duygular yönetilebilir hâle gelir. Bunun ardından ise kontrol edilebilen ve kontrol edilemeyen alanları birbirinden ayırmak gerekir.
Hiçbir anne baba sınav günü çocuğunun nasıl hissedeceğini ya da kaç net yapacağını tam olarak kontrol edemez. Ancak ev ortamının huzurlu olmasını sağlayabilir, çocuğunun temel ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olabilir ve ona duygusal olarak eşlik edebilir. Sonuca odaklanmak kaygıyı büyütürken, sürece odaklanmak stresi azaltır.
Ayrıca ebeveynlerin kendi yaşamlarını tamamen sınava göre düzenlememeleri önemlidir. Hayat yalnızca sınavdan ibaret değildir. Günlük rutinlerin sürdürülmesi, sosyal ilişkilerin korunması, yürüyüş yapmak, hobilerle ilgilenmek ve kişinin kendisine zaman ayırması psikolojik dayanıklılığı artırır. Kendini tamamen sınav sürecine adayan ebeveynler zamanla daha gergin, daha tahammülsüz ve daha kaygılı hâle gelebilirler.
Destekleyici Bir Ebeveyn Olmak ile Baskı Kurmak Arasındaki İnce Çizgi
Anne babaların büyük çoğunluğu çocuklarını motive etmeye çalışırken farkında olmadan baskı oluşturabilir. “Bu sınav hayatını belirleyecek”, “Bunca emeğin karşılığını almalısın” ya da “Sana güveniyoruz, başaracaksın” gibi cümleler ilk bakışta destekleyici görünse de bazı öğrenciler tarafından yüksek beklenti mesajı olarak algılanabilir.
Özellikle ergenlik dönemindeki gençler, yalnızca kendi beklentileriyle değil, çevrelerinin beklentileriyle de mücadele ederler. Bu nedenle sınav sürecinde kullanılan dil son derece önemlidir. Çocuğun performansına odaklanan ifadeler yerine çabasını ve emeğini fark eden bir iletişim dili daha koruyucudur.
Örneğin “Bugün kaç soru çözdün?” sorusu yerine “Bugün kendini nasıl hissediyorsun?” sorusu bazen çok daha değerli olabilir. Çünkü sınav dönemlerinde öğrencilerin en temel ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır. Her kaygı anında çözüm üretmek veya öğüt vermek gerekmez. Bazen yalnızca dinlemek yeterlidir.
Çocuklar, anne babalarının duygusal durumlarını düşündüğümüzden çok daha iyi hissederler. Sürekli sınav konuşulan, olumsuz senaryoların tekrarlandığı veya beklentilerin yoğun şekilde hissedildiği bir ev ortamı, öğrencinin zihinsel yükünü artırabilir. Buna karşılık hata yapma hakkının olduğu, sevginin başarıya bağlı olmadığı ve duyguların rahatlıkla paylaşılabildiği bir aile ortamı öğrencinin psikolojik güvenliğini güçlendirir.
Unutulmamalıdır ki motivasyon ile baskı arasındaki fark çoğu zaman çocuğun ne hissettiğinde saklıdır. Desteklendiğini hisseden çocuk güçlenir; değerlendirildiğini hisseden çocuk ise kaygılanır.
Sınav Sonucu Geçicidir, Kurulan İlişki Kalıcıdır
Sınav dönemlerinde aileler doğal olarak sonuca odaklanırlar. Ancak yıllar sonra birçok insan sınav sonucunu değil, o süreçte neler yaşadığını hatırlar. Kendisine güvenildiğini hisseden, duyguları önemsenen ve koşulsuz kabul gören çocuklar bu dönemi daha sağlıklı geçirirler.
Anne babaların çocuklarını yalnızca öğrenci kimliğiyle değerlendirmemeleri gerekir. Onlar aynı zamanda arkadaş, evlat, genç bir birey ve kendi yaşam hikâyesini oluşturan insanlardır. Ders başarısının dışında sahip oldukları özelliklerin de görülmesi özgüven açısından son derece önemlidir.
Özellikle sınava son bir ay kala aile içinde sakinliği korumak büyük değer taşır. Bu dönemde yeni kurallar koymak, eksikleri sürekli hatırlatmak veya geçmiş hatalar üzerinden konuşmak çoğu zaman yarar sağlamaz. Öğrencinin ihtiyacı olan şey daha fazla baskı değil, yanında duran güvenilir bir yetişkindir.
Bazı ebeveynler çocuklarının başarısız olması durumunda hayal kırıklığı yaşayacaklarından korkarlar. Ancak çocukların en çok ihtiyaç duydukları şey, sonuç ne olursa olsun değerli olduklarını bilmektir. Çünkü psikolojik dayanıklılığın temelinde koşulsuz kabul duygusu yer alır.
Sonuç olarak LGS ve YKS yalnızca akademik bir değerlendirme değildir; aynı zamanda ailelerin duygusal dayanıklılıklarının da sınandığı bir süreçtir. Bu dönemde ebeveynlerin kendi kaygılarını fark etmeleri, onları yönetebilmeleri ve çocuklarıyla güven temelli bir ilişki kurabilmeleri büyük önem taşır. Her sınavın bir sonucu vardır ve bu sonuç yaşamın belirli bir dönemini etkileyebilir. Ancak anne baba ile çocuk arasında kurulan ilişkinin etkisi yıllar boyunca devam eder.
Belki de bu nedenle sınav dönemlerinde ebeveynlerin kendilerine sorması gereken en önemli soru şudur: “Çocuğum yıllar sonra bu süreci hatırladığında, yanında nasıl bir anne ya da baba gördüğünü anlatacak?” Çünkü çoğu zaman çocukların hafızasında kalan şey sınav puanından çok, o puana giden yolda kendilerini nasıl hissettikleridir.


