Sevgili anne ve babalar; günlerdir içinizdeki heyecan ile birlikte biriken o kaygıyı çok yakından hissediyorum. Bu yazıda çocukların üzerinde uzun süredir sabit duran spot ışığını kaldırarak, sizlere biraz odaklanalım ve görünmeyen yüklere, kaygılara, duygu ve düşüncelere birlikte bakalım çünkü şu an yaşadığınız her şey çok insani ve yalnız değilsiniz.
Çocuğunuz doğduğu andan itibaren onun için koşturdunuz. Hastalandığında, ödevlerini son dakikaya bıraktığında, düştüğünde ve kalktığında elinizden geldiğince yanında oldunuz ve belki de hayatınızın merkezinde çocuğunuz, onun güvende olması, geleceği ve düzeni için gösterdiğiniz büyük çaba vardı. Şimdilerde ise belki tercih listesiyle baş başa kaldığınızda, belki okulları gezinirken kulağınızın arkasından fısıldayan ses size: “Artık büyüyor ve kendi yolunu çizmeye başladı” diyor. Bu seste kimi zaman “oh” rahatlamasını getirirken, kimi zaman “ama gidiyor” endişesini beraberinde getirebilir.
Psikolojide buna “ayrışma” ve “çocuğun bireyselleşme süreci” diyoruz. Her iki süreç başladığında ebeveynlerin kafasında canlanan bazı sorular oluşabilir. “Bana artık ihtiyacı kalmayacak mı?”, “Benim kılavuzluğum olmadan yolunu bulabilir mi?” Bu endişeler, ona duyduğunuz sevginin ve emeğinizin bir parçası ve aslında çocuğunuzun çocukluğuna dair duyduğunuz ufak bir yas sürecidir. Bugüne kadar onun hayat yolculuğunda direksiyonda sizler vardınız. Nerede ilerleyeceğini, nerede duracağını büyük oranda sizler belirlediniz. Ancak bu dönem artık yan koltuğa geçiyormuşsunuz hissiyatı verebilir ve bu geçiş süreci bahsetmeye çalıştığım gibi kolay olmayabilir. Bu süreci en basit haliyle “direksiyon koltuğundan, yan koltuğa geçişe” benzetebiliriz.
Artık yan koltuğa geçtiğinizde, gaza ve frene erişemezsiniz fakat orada bulunmaya devam edersiniz. Bu koltukta otururken ona yapabileceğiniz en büyük yardım; kendi sınırlarını çizmesine, hata yapma ve o hatadan öğrenmesine alan açmaktır. Artık yolu belirlemiyor ama ihtiyaç duyduğunda yanında veya arkasında bulabileceği bir noktada bulunuyorsunuz. Bu noktadayken duygularınız, düşünceleriniz çok hızlı bir şekilde karşıya yansıyabilir ve bulaşıcı hale gelebilir. Ebeveyn olarak sınav ve tercih dönemleri sizin için bir hayat meselesi haline gelirse, kaygı kaçınılmaz olacaktır. Önce şu soruyu sormayı deneyin; “Bu kaygı gerçekten çocuğumun geleceğine mi yönelik yoksa onun kontrolünü kaybetme korkumun bir yansıması mı?”
Bazen ebeveynler, kendinin gerçekleştiremediği hayalleri, kaçırdığını düşündüğü fırsatları veya çevresinden bekleyip erişemedikleri desteği düşünerek hareket ederler. Bu hareket “ben yaşayamadım, çocuğum en iyisini yaşasın” isteğiyle beraber gelebilir. Bu istek, beraberinde çocuğun istekleri, yetenekleri ve en önemlisi sınırlarını atlamayı da getirebilir. Ebeveyn olarak çocuğunuza “Seni kendi varlığınla kabul ediyorum” mesajını iletebilmek, çocuğunuza verebileceğiniz en değerli hediyedir.
Bu dönem içerisinde ilerlerken önceliğinizin aktif bir dinleyici olmak, hızla çözüm üretmekten kaçınmak olması yardımın ilk adımıdır. İkinci adım ise kaygınıza bir alan açmayı denemektir. Eşinizle, arkadaşlarınızla veya bir uzmanla kaygılarınızı paylaşmak ve desteği hissetmek kendinize verebileceğiniz faydalı bir hediyedir. Son olarak çocuğunuzun kazanacağı okul, yüksek puan alacağı sınav veya yerleşeceği okul onun kimliğini belirleyen arka faktörler olduğunu hatırlayın. Başarıyı kimlikle eşleştirmemek, çocuğunuza değerli ve sevildiğini hissettirecektir. Unutmayın; iyi ebeveyn olmak, çocuğunuzun önüne çıkan her taşı temizlemekten ziyade taşlara takılıp sendelediğinde veya düştüğünde kendi gücüyle nasıl ayağa kalkacağını öğretebilmektir. Bu dönem, bunu öğretmeye başlamak için çok değerli bir başlangıç olabilir.


