Hayat bazen hiç beklemediğimiz anlarda üstümüze gelir; hem de en hassas anımızda yakalar bizi. Planlar bozulur, ilişkiler bozulur, beklediğin o telefon gelmez, sınavlar istediğin gibi geçmez ya da en kötüsü; görünürde hiçbir sebep yokken ruhun daralır. Bu anlarda zihnimiz o tehlikeli fısıltıyı başlatır: “Hemen bir şey yapman lazım, hemen düzelmelisin, bu halinden kurtulman lazım.”
Peki ya gerçekten hiçbir şey yapmak zorunda değilsek?
Hemen Düzelmeliyim
Sosyal medyanın bize dayattığı en büyük saçmalıklardan biri, her an iyi ve verimli olmamız gerektiği düşüncesidir. Bir moral bozukluğu yaşadığımızda sanki bu bir hataymış gibi hemen düzelmeye çalışıyoruz. Kendimize sürekli “Neden böyle hissediyorum?” diye soruyoruz. Bu soru çoğu zaman bizim için bir farkındalık yaratmak yerine kendimizi yargılamaya dönüşüyor.
Evet, bugün işler ters gitmiş olabilir. Evet, bugün kimseyle konuşmak istemiyor olabilirsin. Belki tüm gün sadece yatakta kalmak istiyorsun ve bu çok normal. İnsan dediğimiz varlık, sürekli yukarı doğru çıkan bir grafik değil. Bazen düşeriz, bazen gerçekten ilerleme kaydederiz, bazense sadece yerimizde sayarız. Kendimize neden her an mükemmel olmak zorundaymışız gibi davranıyoruz? Eğer telefonumuzun şarjı bitince onu kenara koyup dolmasını bekliyorsak, neden kendi ruh halimiz söz konusu olduğunda buna “zaman kaybı” diyoruz? “Hemen düzelmeliyim” diye kendimize baskı kurduğumuz her an, aslında kendimize “Bu halin kabul edilemez” demiş oluyoruz. Acıyı hissetmemek için kendimizi işe ya da derse gömüyoruz. Ama kaçtığımız her duygu, yavaşladığımızda bizi daha güçlü yakalamak üzere pusuda bekliyor. Bugün sadece üzülmene izin vermek, o acıyla bir ömür köşe kapmaca oynamaktan daha az yorucu olacak.
Beklemek
Bir düşün; elinden geleni yaptın ama bir şeyler hâlâ düzelmedi. İstediğin notu alamadın, kendini anlatamadın, kimse seni anlamıyor gibi hissediyorsun. Bu durumda yapılacak iki şey var: Ya kendini paralayıp “Neden olmadı?” diye sorgulayarak tüm geceyi düşünerek geçirirsin ya da “Benden bu kadar, elimden başka bir şey gelmiyor, yapabileceğimi yaptım” dersin. Şu an canını yakan bu olayı, beş yıl sonraki halinin hatırlayıp hatırlamayacağını düşün. Hatırlayacak olsa bile, bugünkü sızıyı mı hatırlayacak yoksa o fırtınadan nasıl çıktığını mı? Bugünün en büyük yükü, gelecekte sadece anlatılacak küçük bir hikayeye dönüşecek. Hikayenin o kısmını kendine işkence ederek yazma.
Dünyanın en büyük felaketi bile yaşansa güneşin doğuşu engellenemiyor. Doğa bize her gün bir söz veriyor: Ne yaşarsan yaşa bu döngü devam edecek, her gün güneş doğacak ve her gün yeni ihtimaller barındıracak içinde. Biz bu döngünün içinde bazen bir güne o kadar çok anlam yüklüyoruz ki, o gün kötü geçtiğinde hayatın bittiğini sanıyoruz. Hayır, hayat bitmiyor; sadece o gün kötü bir gündü, hepsi bu.
Bir Dostla Konuşmak
Kendine karşı neden bu kadar acımasızsın? En sevdiğin arkadaşın yanına gelip “Bugün çok kötüyüm, hiçbir şey yapamadım, içimde bir huzursuzluk var” dese ona “Hemen toparlan, ne bu halin, ne kadar verimsizsin!” mi dersin? Tabii ki de demezsin. Muhtemelen “Dinlen biraz, anlatmak istersen ben yanındayım” dersin. Peki, neden bu cümleyi kendine de demiyorsun?
Bugün verimsiz olmaya hakkın var. Bugün mutsuz olmaya, somurtmaya, hiçbir şey yapmamaya hakkın var. Kendine bu alanı tanımadığında yaşadığın olumsuz duygular seni yiyip bitiriyor. Kendine o kadar sert vuruyorsun ki, ruhun morarsaydı kendinde bıraktığın izleri görebilirdin ama göremediğin için üstüne basmaya devam ediyorsun. Oysa “Tamam, şu an kötü hissediyorum” dediğinde kendine en yakın arkadaşınmış gibi ‘Geçecek yanındayım’ diye teselli olduğunda o seni yiyip bitiren duygular hafifliyor ve yavaş yavaş etkisini yitirmeye başlıyor.
Günaydın
Sonuç olarak her gün bir başarı hikayesi yazmak zorunda değiliz; bazı günler sadece hayatta kalabilmek de bir başarıdır. Eğer bugün o günlerden biriyse kendine yüklenmeyi bırak. Çözemediğin sorunları, cevaplayamadığın soruları ve bitiremediğin işleri şimdilik bir kenara koy. Bugünkü yapılacaklar listenin en başına “dinlenmek” maddesini ekle.
Bazen en büyük ilerleme, kendine verdiğin bu dinlenme günlerindedir. Zihnin arka planda senin için parçaları birleştirir ve evet, hiçbir şey değişmese bile, hiçbir sorun çözülmese bile o sabah mutlaka olacak ve küçük de olsa bir umut kırıntısı taşıyacak.
Bugünlük bu kadar. Kendine iyi bak çünkü senden bir tane daha yok. Yarın uyandığında her şeyin biraz daha hafiflemiş olması dileğiyle.


