Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sessizliğin Alkışlandığı Çocuklar: Uslu Olmanın Görünmeyen Bedeli

Çocukluk döneminde “çok uslu”, “hiç beni yormuyor” gibi ifadelerle tanımlanan çocuklar, birçok kültürde ideal gelişimin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Sessiz, uyumlu, yaramazlık yapmayan ve yetişkinleri zorlamayan çocuklar sıklıkla olumlu geri bildirim alırken; ağlayan, itiraz eden, sınırları zorlayan çocuklar bu ideal tanımın dışında bırakılmakta ve çoğu zaman “problemli” olarak etiketlenmektedir. Oysa gelişim psikolojisi literatürü, çocuğun ruhsal gelişiminin sessizlik ve uyum üzerinden değil; duygusal ifade, etkileşim ve karşılıklılık üzerinden şekillendiğini ortaya koymaktadır (Bowlby, 1988).

Çocuğun duygularını ifade etmesi, yalnızca bireysel bir özellik değil, aynı zamanda bakım verenle kurulan ilişkinin niteliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Çocuk, duygularına nasıl karşılık verildiğini deneyimleyerek hem kendilik algısını hem de ilişkilerde nasıl var olacağını öğrenir. Bu nedenle çocuğun sessizliğini yalnızca mizaçsal bir özellik olarak değerlendirmek, gelişimsel ve ilişkisel bağlamı göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Sessizlik, bazı durumlarda doğuştan gelen bir özellikten ziyade, çocuğun içinde bulunduğu ilişkisel ortamda geliştirdiği öğrenilmiş bir uyum biçimi olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Sessizlik ve Uyum Davranışının Psikodinamik Kökeni

Bowlby’nin (1969) bağlanma kuramına göre çocuk, bakım verenle kurduğu erken ilişkiler aracılığıyla kendisine ve başkalarına dair içsel çalışma modelleri geliştirir. Bu modeller, çocuğun ihtiyaç duyduğunda nasıl karşılık alacağını ve ilişkiler içinde ne ölçüde güvende olduğunu belirler. Duygusal tepkileri görmezden gelinen, bastırılan ya da sürekli ertelenen çocuklar, zamanla ihtiyaçlarını geri çekmeyi öğrenebilirler. Bu geri çekilme, çocuğun ilişkiyi kaybetmemek adına geliştirdiği bir baş etme stratejisi hâline gelir.

Bu bağlamda sessizlik, çocuğun mizacından çok, ilişkisel deneyimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Cassidy’nin (1994) çalışmaları, duygusal ifadeleri yeterince karşılanmayan çocukların, duygularını bastırma ve kendilerini geri çekme eğilimi geliştirdiklerini göstermektedir. Bu çocuklar için sessizlik, reddedilmemeyi ve ilişkide kalmayı sağlayan güvenli bir yol olarak içselleştirilmektedir. Böylece çocuk, var olmanın değil; görünmez olmanın daha güvenli olduğu sonucuna varabilir.

Sessizliğin bu şekilde işlev kazanması, kısa vadede ilişkiyi koruyucu bir rol üstlense de uzun vadede çocuğun duygusal gelişimi açısından ciddi bedeller doğurabilmektedir. Çocuk, duygularının ilişki içinde yer bulmadığını deneyimledikçe, kendi iç dünyasından uzaklaşmaya başlar.

Duygusal İhmal ve Ruhsal Gelişim

Duygusal ihmal, çocuğun temel duygusal ihtiyaçlarının süreklilik gösteren biçimde karşılanmaması olarak tanımlanmakta ve çoğu zaman açık travmatik yaşantılar kadar fark edilmemektedir (Glaser, 2002). Fiziksel şiddet ya da açık reddediş içermemesi, duygusal ihmali görünmez kılmakta; ancak etkileri çocuğun benlik gelişimi üzerinde derin izler bırakabilmektedir.

Araştırmalar, duygusal ihmalin benlik algısı, duygu düzenleme becerileri ve kişilerarası ilişkiler üzerinde uzun vadeli olumsuz etkileri olduğunu ortaya koymaktadır (Shipman et al., 2007). Bu bağlamda çocuk, tekrar eden deneyimler yoluyla duygularının önemsiz olduğu inancını geliştirebilir. Bu inanç zamanla içselleşerek bireyin kendilik algısının bir parçası hâline gelir. Çocuk, ne hissettiğini fark etmekten çok, hissetmemeye odaklanmayı öğrenir.

Duygularını bastırmak, çocuk için kısa vadede çevreyle uyum sağlamanın bir yolu olabilir; ancak uzun vadede bu bastırma, duygusal kopukluk ve içsel boşluk hissiyle sonuçlanabilmektedir. Çocuk, kendi iç dünyasına yabancılaşırken, duygusal ihtiyaçlarını tanımlamakta ve ifade etmekte zorlanmaya başlar.

Yetişkinlikte Ortaya Çıkan Psikolojik Sonuçlar

Çocuklukta öğrenilen sessizlik ve geri çekilme stratejileri, yetişkinlikte sıklıkla yardım istemekte zorlanma, sınır koyamama ve kronik tükenmişlik duygusu olarak ortaya çıkmaktadır. Widom ve arkadaşlarının (2007) çalışmaları, çocuklukta duygusal ihmal yaşamış bireylerin yetişkinlikte depresyon, kaygı bozuklukları ve kişilerarası ilişki problemleri yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Bu bireyler çoğu zaman dışarıdan işlevsel, uyumlu ve başarılı görünmelerine rağmen, içsel olarak boşluk, anlamsızlık ve sürekli “yük olmama” çabasıyla yaşamaktadırlar. İlişkilerde genellikle veren, idare eden ve kendi ihtiyaçlarını geri planda tutan tarafta yer alırlar. Bir zamanlar onları koruyan bu savunma biçimi, yetişkinlikte yakınlık kurmanın ve duygusal temasın önünde engel hâline gelir.

Sonuç Olarak Sağlıklı Gelişim

Çocuğun ebeveynine duygusal olarak alan kaplaması, sağlıklı ruhsal gelişimin temel unsurlarından biridir. Gelişimsel literatür, çocuğun duygularına dayanabilen, bu duyguları düzenlemesine yardımcı olan ebeveynlik tutumlarının güvenli bağlanmanın oluşmasında kritik rol oynadığını vurgulamaktadır (Ainsworth et al., 1978). Bu nedenle bir çocuğun sessizliği, her zaman olumlu bir gelişim göstergesi olarak değerlendirilmemelidir.

Aksine, çocuğun ihtiyaç duyduğunda ses çıkarabilmesi, itiraz edebilmesi ve ilişkide zorlayıcı olabilmesi psikolojik sağlamlığın önemli bir göstergesidir. Sonuç olarak, çocuklukta bastırılan her duygu, yetişkinlikte farklı biçimlerde kendini ifade etmektedir. Ruhsal iyilik hâli, sessiz uyumdan değil; duyulmuş, karşılık bulmuş ve duygularına yer açılmış bir çocukluktan beslenmektedir.

Kaynakça

  • Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation. Lawrence Erlbaum.

  • Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.

  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.

  • Cassidy, J. (1994). Emotion regulation: Influences of attachment relationships. Monographs of the Society for Research in Child Development, 59(2–3), 228–249. https://doi.org/10.2307/1166148

  • Glaser, D. (2002). Emotional abuse and neglect (psychological maltreatment): A conceptual framework. Child Abuse & Neglect, 26(6–7), 697–714. https://doi.org/10.1016/S0145-2134(02)00342-3

  • Shipman, K. L., Edwards, A., Brown, A., Swisher, L., & Jennings, E. (2007). Managing emotion in a maltreating context: A pilot study examining child neglect. Child Abuse & Neglect, 31(10), 1015–1029. https://doi.org/10.1016/j.chiabu.2007.04.006

  • Widom, C. S., Dumont, K., & Czaja, S. J. (2007). A prospective investigation of major depressive disorder and comorbidity in abused and neglected children grown up. Archives of General Psychiatry, 64(1), 49–56. https://doi.org/10.1001/archpsyc.64.1.49

özlem zorba
özlem zorba
Özlem Zorba, klinik psikolog ve yazar olarak psikoterapi, psikolojik danışmanlık ve akademik çalışmalar alanlarında geniş bir deneyime sahiptir. Lisans eğitimini Psikoloji, yüksek lisans eğitimini ise Klinik Psikoloji alanında tamamlamıştır. Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, madde bağımlılığı, spor psikolojisi ve toplumsal cinsiyet temelli psikolojik süreçler alanlarında uzmanlaşmıştır. Çalışmalarında ergen ve yetişkinlerle; kaygı, bağımlılıklar, performans ve sınav kaygısı ile toplumsal rollerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri üzerine çalışmaktadır. Bilimsel temelli yaklaşımları danışanın bireysel ihtiyaçlarına göre esnek biçimde uyarlamaktadır. Ulusal ve uluslararası platformlarda akademik çalışmaları bulunan Zorba, çeşitli dergilerde psikoloji alanında yazılar kaleme almaktadır. Online ve yüz yüze danışan kabul eden Özlem Zorba, psikolojiyi herkes için erişilebilir, anlaşılır ve dönüştürücü kılmayı hedefleyerek bireylerin ruhsal dayanıklılığını güçlendirmeye odaklanmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar