Salı, Nisan 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

ROL BELİRSİZLİĞİ: KURUMSAL GÖREV TANIMLARININ ÖTESİNDEKİ PSİKOLOJİK ÇATIŞMALAR

Görünmez Emek Kavramı

Çalışma yaşı gelipte özel sektörde sıradan görünen serbest meslek işlerine adım atan birey, aslında hayatının en görünür ama en az fark edilen psikolojik sınavlarından birine başlıyor. Çoğu insan için bu çalışma tamamen kendi bütçesini elde etme amaçlıdır, kimisi için ise maddi bir sorumluluktur. Amaç ne olursa olsun siz o işe başladınız ve artık hayatınızın büyük bir bölümünü etkileyen bir şeyin içindesiniz ve bunun 1 ay sonucunda sizlere belli bir miktar ödeme sağlanıyor. Buna birnevi hayatınızı satın almalarına izin verdiğinizi de söyleyebiliriz. Sözüm tamamen hayalindeki mesleği yapanlardan dışarı…

Bir satış danışmanını örnek alarak yazıma devam etmek istiyorum; çünkü bende öğrencilik yıllarımda sıkça yaptım. Benim şahsi düşüncem kesinlikle serbest mesleklere karşıdır ve özel sektörde çalışmak eziyetten başka bir şey değildir. Takdir edilmeme, göze batma, kendini savunamama ve fazlası durumlarla başa çıkacağın bir hayat mücadelesi verdiğin ortamdır orası bana kalırsa.

Örneğin bir insanı işe reyon personeli olarak alıyorsan ona kasayı devretmemelisin benzer şekilde kasiyer olarak aldığınız insan reyondaki görevi devredersen yüksek bir performans beklememelisin ancak özellikle Türkiye’de bizim milletimiz annemizin karnından on parmağında on marifet doğmuşuzcasına bir geri dönüş beklerler.

İnsan sürekli kendisine güvenildiğinde ve üzerine iş bindirildiğinde onu en iyisi yapmak için çabalar. Çünkü kimsenin güvenini boşa çıkarmak istemez fakat ne yazıkki bunun karşılığında ağız kenarıyla bir “eline sağlık” veya çoğu zamansa hiçbir şey almaz. Siz o işi benimsediğinizde işvereniniz sizin yeteneğinize değil o işi yapmaya razı yani gönüllü biri var zaten gözüyle bakar. Bu da kişi görevini her ne kadar iyi yaparsa yapsın yavaş yavaş kendisini tüketir. En kötüsü de görev tanımınızda varolmayan bir işi sürekli size verildiğinde onu yapmanız artık o görevi yapanın siz olduğunuz algısı yaratır ve en ufak bir aksaklıkta üstünüze olmayan bir durumdan ötürü azar yemiş olursunuz.

Rol Belirsizliği ve Psikolojik Çatışma

Sizlere biraz da bu görev tanımlarımızın esnetilmesi konusu hakkında konuşmak istiyorum; bunun için de verebileceğim en iyi fakat benim için en kalp kırıcı örnek kendi okuduğum mesleğimden geliyor. İlk iş deneyimimde benden görev tanımım harici işverenimin kişisel ihtiyaçlarına dahi koşmam ve sırf bunu kendi mesleğim adı altında yapıyor olmamın bana verdiği çaresizliği size anlatamam. Tabii işin sonunda yine kötü olan ben oldum ve en ufak bir hatamda kapı dışarı edilircesine işten çıkartıldım.

Bunları yaparken kendime defalarca “bu benim işim değil” desem de gelecek planları olan bir genç olduğum için kendimi susup katlanmak zorundaymışım gibi hissettim. Onlar için kendi görünüşümden bile vazgeçmiştim. Şu an sınırlarımı korumadığım için kendime çok kızıyorum. İşin sonunda elbet her şeyin sonu geldiği gibi bu da bitti ve olan bana ve ruhuma olmuştu. Her ne kadar zor durumda olursanız asla sınırlarınızdan ödün vermeyin. Çünkü siz her şeyi içine attıkça artık fiziken değil ruhen de yorulursunuz ve inanın bu yatıp uyumakla geçecek bir yorgunluk değil. Bu süreç çok daha zor ve kendi içinizde yaşayacağınız içsel çatışma sonucunda kurtulacağınız bir durum olacaktır.

Suçluluk ve Sınır Koyma Zorluğu

Biraz önce de söylediğim gibi kişi her şeyden, herkesten, her inançtan, her görüşten öte kendini en başa koymalıdır. Sonraki sıralama tamamen kişinin kendi tercihine kalmıştır ancak her şeyden önce siz ve o güzel keyfiniz var. Her şeyin başında “Hayır” demeyi kendimize alışkanlık edinmeyi öneriyorum. Bu benimde zorlandığım bir durum fakat bu insanın kendi öz saygısıdır ve sınırını koruyan bir bariyerdir. İşverenleriniz bir tanrı değil siz de onların kulu değilsiniz. “Aman beni boş gördü ben ne yaparım”, “aman beni telefonla uğraşırken gördü bana bir şey der mi?” Bütün bunlar kendi kendimize oluşturduğumuz stresten başka bir şey değil. Karşımızdaki de senin benim gibi bir insan. “Saygı gördüğünüz müddetçe” saygıda kusur etmeyin!

Sizler hayır demeyip verilen görev tanımı dışındaki işlerinizi yaptığınızda ilk başlarda bir ilgi yağmuruna tutulursunuz. Bu sizi çok memnun eder ve kendinizi elinizden her iş gelen biri gibi hissettirir. Yine de fazla heveslenmeyin bu övgüler zamanla yerini eleştiriye bırakır. Siz işi dört dörtlük yapsanız dahi başkalarının gözüne batacak şeyler illaki çıkacak. Onca emeğinize göz ucuyla bakıp “olmamış” diyerek yanından geçip giden birçok insan da olacak sanki kendileri çok biliyorlarmışcasına.

“İyi de benim elim mahkum, ne hayır demesi ne sınır koyması” dediğinizi duyar gibiyim. Daha önce de söylediğim gibi hiçbir şey sizden ve sağlığınızdan önemli değildir, öncelikle bunun bilincine varın. İnanın herkes bunun farkında dünya daha güzel bir hale gelecek. Hayır demeniz sizi zorlar ve suçlu hissetmenize neden olabilir ancak bu insanın içindeki kalıplaşmış bastırılmış psikolojiyi kırmanın güçlüğünü açığa çıkarmasının bir sembolüdür.

Görünmez Emek ve Kurumsal Kültür

İşverenlerin her zaman çalışanlarını koşuşturmak gibi bir istekleri vardır ve bunun nedenini inanın bende hâlâ çözebilmiş değilim. Çalışanın “A” işini yapmışken “B” işini de aradan çıkarması beklenir veya tek seferde birden fazla iş yükünü tek kişiye yıkarlar. Ayrıca ne hikmetse bizler tarafından yürütülen süreçlerde yaşadığımız aksiliklerde hemen prosedürler söz konusu olduğunda bir kişiye birden fazla yük verilmesinin etik olup olmadığı hiç söz konusu olmaz nedense.

Çalışan elindeki ekmek parasından olmamak için verilen ekstra işleri de kabul eder ve yapar ancak bunun sonucunda bir tebrik ya da takdir alamaz. Üstüne üstlük bu zaten senin işin diye üzerine ikaz yerler. Bu insanı kendi içinde yaşadığı sessiz bir tükenmişlik sendromuna sokar. Bunun sonucunda çalışanlar ya işle kafayı bozup orayı kendinden öte veya kendinden bir parça olarak gören insanlara dönüşür ya da her şeyi içine atan depresif insanlar oluverirler.

Sınır Koymak ve Farkındalık

Görev tanımında belirtilmeyen işlerin farkına bizzat varmamız gerekmektedir. Gerek kendi kendimize gerekse başkalarına danışarak. Böylelikle kişi kendi sınırlarını koruyabilir ve her ne kadar işverenleri öyle düşünmese de işyerinde daha verimli çalışabilirler. Mola saatlerimiz bizlere sunulmuş bir lütuf değil bir zorunluluktur. Bunun da bilincinde olabiliyor olmak çok önemlidir. Dinlenme saatinden erken dönmek zorunda değilsin, dinleneceğin saati kendin belirleyebilirsin.

Eğer ki yine de sizlere verilen bu ekstra işler devam ediyorsa bunu nasıl kendi lehimize çevirebiliriz ondan da bahsedeyim; gözüne sokun. Evet yaptığınız en ufak ya da en küçük işi bile gidip işvereninizin gözüne sokun. Böylelikle onlar sizle uğraşırken sizin de buna karşılık verdiğinizi bilmiş olurlar. Unutmayın ki önemli olan sadece bizleriz ve bu dünyaya yalnızca bir kere geliyoruz. Kendimizi geliştirmek, eğlenmek, dolu dolu bir hayat yaşamak varken bu stres ve kaosla mücadele etmemizin mantığı ne ki?

Mert Dutkun
Mert Dutkun
Merhaba, ben Mert Dutkun. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Sosyal Hizmetler Bölümü mezunuyum. Branşımın gerekliliği olarak, gencinden yaşlısına topluma sağlık, huzur ve refah kazandırmayı; bunun için özveriyle çalışmayı kendime bir görev bilmekteyim. Her geçen gün kendimi alanım doğrultusunda geliştirmeyi, yeni bilgiler edinmeyi ve öğrendiklerimi paylaşarak insanlara fayda sağlamayı hedefliyorum. Yazılarımda, bilgi birikimimi sizlerle paylaşarak ruhlarınıza dokunmayı amaçlıyorum. Şu anda online danışmanlık hizmeti vermeyi tercih ediyorum; ancak ilerleyen süreçte bunu resmi olarak mesleğim haline getirmeyi planlıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar