Nisan ayı, dünya genelinde Otizm Farkındalık ve Kabul Ayı olarak değerlendirilmektedir. Günümüzde psikoloji ve psikiyatriy dünyasında otizme bakış açısında önemli bir dönüşüm yaşanmaktadır. Uzun yıllar boyunca yalnızca onarılması ve tedavi edilmesi gereken klinik bir tablo olarak görülen otizm, bugün yepyeni ve daha kapsayıcı bir zeminde, “nöroçeşitlilik” (neurodiversity) kavramı üzerinden tartışılmaktadır. Klinik psikoloji, tıbbi model ile sosyal modelin kesişim noktasında dururken; otistik bireylerin iç dünyasını ve topluma uyum sağlamak adına geliştirdikleri başa çıkma stratejilerini anlamak, alandaki uzmanlar için giderek daha önemli hale gelmektedir. Bu stratejilerin en dikkat çekenlerinden biri olan “sosyal maskeleme” (camouflaging) davranışı, otizm deneyimine dair önemli veriler sunmaktadır.
Tıbbi Modelin Otizme Yaklaşımı
Geleneksel tıbbi model, otizmi temel olarak nörolojik gelişimden bir sapma ve patolojik bir durum olarak ele alır. Bu yaklaşıma göre otizm; beyindeki sosyal ve duygusal alanların, karar alma süreçlerini yöneten frontal bölgelerle ahenkli bir şekilde çalışamaması durumudur. Literatürdeki klasik yetersiz bağlantısallık teorileri (underconnectivity theory), otizmde beynin ön lobu ile diğer bölgeleri arasındaki bağlantıların ve senkronizasyonun atipik işlediğini ortaya koymaktadır (Just vd., 2004). Bu farklı nörolojik işleyiş ve “Zihin Kuramı” (Theory of Mind) farklılıklar nedeniyle otistik bireyler olayları farklı algılamakta, sosyal ipuçlarını ve başkalarının niyetlerini okuma konusunda kendilerine özgü bir süreç yaşamaktadır (Baron-Cohen vd., 1985). Tıbbi model, bu tabloyu temel insani özelliklerin ancak korunabildiği bir bozukluk olarak tanımlar ve tedavi odaklı, normalleştirici müdahalelere odaklanır.
Nöroçeşitlilik: Hastalık mı, Doğal Varyasyon mu?
Tıbbi modelin karşısında konumlanan nöroçeşitlilik kavramı, ilk olarak 1990’larda sosyolog Judy Singer tarafından ortaya atılmış olup, atipik nörolojik gelişimleri düzeltilmesi gereken bir hata değil, insan doğasının ve biyoçeşitliliğin normal bir varyasyonu olarak kabul etmektedir (Jaarsma ve Welin, 2012). Literatürde, otistik bireylerin yaşadığı psikiyatrik ve psikolojik zorlukların önemli bir kısmının doğrudan kendi içsel özelliklerinden değil, farklılıkları kapsayacak şekilde tasarlanmamış, nörotipik (tipik gelişim gösteren) çoğunluğa göre dizayn edilmiş yargılayıcı bir toplumda yaşamaktan kaynaklandığı tartışılmaktadır (Kapp vd., 2013).
Bu bağlamda öne çıkan “engelliliğin sosyal modeli”, otizmin biyolojik altyapısını reddetmez; ancak asıl hedefin kişiyi “düzeltmek” değil, onu destekleyecek çevre düzenlemelerini yapmak olduğunu savunur. Bireylerin engelli olarak var olmalarından, onlara uygun yaşam alanları sunmayan toplumun da eşit derecede sorumlu olduğu vurgulanır.
Nörotipik Dünyada Sosyal Maskeleme (Camouflaging)
Otistik bireylerin, kendi nörolojik farklılıklarına uygun tasarlanmamış bir sosyal çevrede uyum sağlayabilmek adına başvurdukları en yaygın yöntemlerden biri “sosyal maskeleme” davranışıdır. Yetişkin otistik bireyler üzerinde yapılan araştırmalar, bu davranışın temelde iki güçlü motivasyona dayandığını göstermektedir: Topluma asimile olarak dışlanmaktan kaçınmak ve diğer insanlarla sağlıklı sosyal bağlar kurabilmek (Hull vd., 2017).
Klinik düzeyde incelendiğinde, bu kamuflaj süreci iki temel eksende gerçekleşmektedir:
-
Maskeleme (Masking): Bireyin doğal olan otistik özelliklerini (örneğin duyusal ihtiyaçlarını dengeleyen kendini rahatlatıcı ritüelleri) bastırması ve sosyal durumlara uygun, farklı bir kimlik benimsemesidir. Bireyler genellikle çevrelerindeki başarılı insanları gözlemleyip taklit ederek dış dünyaya kurgulanmış bir profil sunarlar.
-
Telafi Etme (Compensation): Doğal olarak içten gelmeyen sosyal kuralları bilinçli ve bilişsel bir çabayla uygulamaktır. Bireyin kendini rahatsız hissetse dahi göz teması kurmaya çalışması, duruma uygun yüz ifadeleri sergilemesi, sohbete girmeden önce konuşma senaryolarını zihinde detaylıca prova etmesi veya odak noktasını kendisinden uzaklaştırmak için sürekli karşı tarafa sorular sorması bu stratejiler arasında yer alır.
Maskelemenin Psikolojik Sonuçları ve Tanısal Zorluklar
Sosyal hayatta bir kamuflajla var olmak, bireylere kısa vadede sosyal kabul sağlasa da, uzun vadede çok ağır psikolojik bedelleri beraberinde getirmektedir. Maskeleme süreci zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak son derece yoğun bir çaba gerektirdiğinden, bireyler sosyal etkileşim sonrasında şiddetli bir tükenmişlik (burnout) yaşayabilmektedir. Ayrıca, sürekli olarak kendi doğal tepkilerini bastırmak, bireylerde “gerçek benliklerini” kaybettiklerine dair derin bir kaygıya ve inşa ettikleri ilişkilerin sahteliği üzerine çok ciddi kimlik krizlerine yol açabilmektedir (Hull vd., 2017).
Klinik açıdan maskelemenin en kritik sonuçlarından biri ise tanı süreçlerinde uzmanlar için yarattığı güçlüktür. Literatür, özellikle otistik kadınların, erkeklere oranla bu sosyal taklit ve gizleme stratejilerini çok daha yoğun kullandığını göstermektedir. Bu durum, psikiyatrik ve psikolojik değerlendirmelerde belirtilerin gözden kaçmasına, kadınların doğru tanıyı almalarının yıllarca gecikmesine ve ihtiyaç duydukları temel destek mekanizmalarına ulaşamamalarına sebep olmaktadır.
Gerçek Bir Kabul İnşa Etmek
Modern psikoloji, otizmi yalnızca onarılacak bir bozukluk olarak sınıflandırmanın ötesine geçerek bireyi çevresiyle birlikte değerlendirme eğilimindedir. Nisan ayı vesilesiyle otizmi tartışırken, klinik farkındalığın eyleme dönük gerçek bir “kabul” sürecine dönüşmesi hedeflenmelidir. Otistik bireylerin, sosyal ortamlarda var olabilmek için maskeleme yapmak zorunda kalmadığı bir yaşam alanı inşa etmek büyük önem taşır. Bireylerin “en iyi normallerini” takınmak yerine kendi nörolojik gerçeklikleriyle sosyal hayata katılabildikleri, destekleyici çevre düzenlemelerinin eksiksiz sağlandığı bir sosyal model, ruh sağlığı profesyonellerinin ve toplumun ortak hedefi olmalıdır.
Kaynakça
Hull, L., Petrides, K. V., Allison, C., Smith, P., Baron-Cohen, S., Lai, M.-C., & Mandy, W. (2017). “Putting on my best normal”: Social camouflaging in adults with autism spectrum conditions. Journal of Autism and Developmental Disorders, 47(8), 2519–2534. https://doi.org/10.1007/s10803-017-3166-5
Jaarsma, P., & Welin, S. (2012). Autism as a natural human variation: Reflections on the claims of the neurodiversity movement. Health Care Analysis, 20(1), 20–30. https://doi.org/10.1007/s10728-011-0169-9
Kapp, S. K., Gillespie-Lynch, K., Sherman, L. E., & Hutman, T. (2013). Deficit, difference, or both? Autism and neurodiversity. Developmental Psychology, 49(1), 59–71. https://doi.org/10.1037/a0028353
Just, M. A., Cherkassky, V. L., Keller, T. A., & Minshew, N. J. (2004). Cortical activation and synchronization during sentence comprehension in high-functioning autism: evidence of underconnectivity. Brain, 127(8), 1811-1821. https://doi.org/10.1093/brain/awh199
Baron-Cohen, S., Leslie, A. M., & Frith, U. (1985). Does the autistic child have a “theory of mind”? Cognition, 21(1), 37-46. https://doi.org/10.1016/0010-0277(85)90022-8


