“Gece yarısı loş ışıklı sokakta 14 yaşlarında bir çocuk nefes nefese koşarken az önce yaptığı şeyin yükünü taşımakta zorlanıyordu. Bir suç işlemişti. Peki ya suçlu kendisi mi ailesi mi yoksa bulunduğu sistem miydi?”
Bu sorunun cevabını vermek sanıldığı kadar kolay değildir. Toplumda bir çocuk suç işlediğinde çoğu kişi doğrudan çocuğu suçlar. Ancak psikoloji bize görünen davranışlar kadar o davranışların arkasındaki yaşanmışlıkların da önemli olduğunu söyler. Yani bir çocuğun davranışları, sadece kendi seçimlerinin değil; yetiştiği ortamın, gördüğü eğitimin ve maruz kaldığı çevrenin, bulunduğu sistemin sonucudur. Ve çocuğun attığı her adım, geçmişten ve yaşamından uzaktan tanık olduğu olaylardan izler taşır.
Elbette çocuğun da yapmış olduğu davranışlarda bireysel sorumluluğu vardır. Sağlıklı bir birey belirli bir yaş ve gelişim aşamasından sonra doğru ve yanlışı ayırt edebilme becerisi edinir. Ancak bu beceri doğuştan kusursuz olarak edinilmez, gelişir. Ve bu gelişimin büyük bir ölçüsü çocuğun nasıl yetiştirildiğiyle, ne gördüğüyle ve ne hissettiğiyle şekillenir.
Aile Çocuğun İlk Dünyasıdır
Aile çocuğun ilk dünyasıdır. Psikolojik açıdan bakıldığında, sevgi eksikliği, ilgisizlik ya da aşırı baskı; çocuğun benlik algısını zedeleyebilir ve değersiz hissetmesine yol açabilir. Kendini değersiz hisseden çocuk, zamanla görünür olmak için yanlış davranışlara yönelebilir. Öte yandan aşırı destek görmüş ve pohpohlanmış çocuklarda da benzer davranışlar görülebilir. Örneğin “sana bir vuruluyorsa sen iki vur, kimse sana bir şey yapamaz, senin canını yakanın canını bende yakarım” gibi yetişkinler tarafından amiyane sözlere maruz kalmış çocuklarda bu durum normalleşebilir. Bunların dışında aile içi kavgalar ya da çocuğun şiddet görmesi çocuğun gelişimini her yönden etkiler. Zamanla çocuk sosyal öğrenme dediğimiz öğrenme şekliyle bu davranışları öğrenir ve tekrar eder. Bu durumda suç, sadece eylem değil; aynı zamanda bir kendini ifade etme biçimi haline gelir. Ve ilerideki yaşamında çeşitli savunma mekanizmaları geliştirir. Örneğin; çocuk şiddeti hak ettiğini, bunun normal bir durum olduğunu düşünebilir hatta şiddeti sevgiyle karıştırabilir. Bunlar aslında çocuğun zihninin kendini koruma biçimidir. Ayrıca bu durum ileride döngüsel şiddet dediğimiz bir modele dönüşebilir.
Çevre Faktörünün Göz Ardı Edilemez Rolü
Diğer yandan çevre faktörü de asla göz ardı edilemez. Çocuklar yalnızca öğütlerle değil, gözlem yoluyla öğrenirler. Sosyal öğrenme denilen bu süreçte çevrede görülen davranışlar zamanla normalleşir. Şiddetin ya suça eğilimli davranışların sıradan olduğu ortam veya durumlara maruz kalan çocuk için bunların yanlış olduğunun farkına varıp doğruya yönelmesi pek de kolay değildir. Özellikle son yıllarda artan savaş ya da silah oyunları, mafya dizilerinin havalı bir şey gibi sunulması çocuklarda özellikle de ergenlik çağındaki bireylerin zihninde yer eder. Bu sebeple ailelerin uygun bir dille çocuğu doğruya yönlendirmesi ve bu durumu takip etmesi önemlidir.
Sistem ve Toplumsal Koşullar
Ancak tüm bunların ötesinde, çocuğun içinde bulunduğu sistem de büyük bir rol oynar. Eğitim sistemi, ekonomik koşullar, toplumsal eşitsizlikler ve baskılar, fırsatlara erişim gibi faktörler, bireyin hayatını doğrudan etkiler. Kendini güvende hissetmeyen, desteklenmeyen ya da sürekli engellerle karşılaşan bir çocuk, zamanla umutsuzluk geliştirebilir. Bu da onu, yanlış yolları daha kolay seçebileceği bir noktaya sürükleyebilir. Yani bazen sorun sadece birey ya da yakın çevrede değil, daha geniş bir yapının içindedir.
Sonuç olarak bir çocuğun işlediği suçu tek bir nedene bağlamak doğru değildir. Çocuk, aile, çevre ve sistem bir bütünün bölünmez parçalarıdır ve her biri davranış üzerinde etkili rol oynar. Bu nedenle çözümde sadece çocuğu suçlamak değil, aile dinamiğini güçlendirmek, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını anlamak, sağlıklı çevreler oluşturmak ve daha adil bir sistem kurmaktır.
Çünkü bazen suç işleyen bir çocuk değil; görülmeyen bir geçmiş, duyulmayan bir ihtiyaç ve eksik bırakılmış bir sistemdir.


